İş Hukukunda Manevi Tazminat

Davacı, manevi tazminat ile TBK 58/2 uyarınca kararın masrafı davalıya ait olmak üzere uygun görülecek bir yerel gazetede yayınlanmasına karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Yerel mahkeme kararının davalı vekilinin temyizi üzerine, Dairemizin 19.06.2019 tarihli ve 2016/8444 E., 2019/13817 sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkemece, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok içtihadında mesleki ya da iş niteliğindeki ilişkilerin de özel hayat kapsamına girdiğinin ifade edildiği (örn: Niemitz/Almanya, 16.12.1992), yine özel yaşama saygı bağlamında kişinin şan ve şöhretinin korunması geretiği (Pfeifer/Avusturya 15.11.2007), somut olayda davalı davacıya hiçbir somut olgu isnat etmeden İş Kanunu’ndaki madde metinlerinin aynen tekrarı ile davacının iş akdini feshettiği, işe iade davası sırasında da davalı davacının İş Kanunu’nun 25/2b. ve özellikle (e) bendinde sayılan “hangi davranışıyla” bu maddeye dayandığını belirtmediği, madde hırsızlık, güveni kötüye kullanma gibi davranışlara dayalı iş akdinin feshi hakkını ihtiva ettiği, bu davranışlar aynı zamanda toplum içinde duyulduğunda kişiyi utandıracak, hatta bir kısmı ceza kanununda suç olarak bir kısım kanunlarda yüz kızartıcı davranış olarak nitelendirilebilecek eylemler olduğu, işveren ortada bu ağırlıkta davranışlar yokken bu madde uyarınca iş akdini feshettiği takdirde somut olayın koşullarına göre işçiyi yok yere toplum nezdinde küçük düşüreceğini, şeref ve saygınlığını zedeleyeceğini bilmesi gerektiği, somut olayda tanıklar davacının işten çıkartılmasının ve gerekçesinin herkesçe duyulduğunu, çevresindekilerin davacıya kaplıcayı soymuşsunuz diye söylendiğini, davacının eşi olan tanığın beyanına göre insanlara karşı kendilerini savunmak durumunda kaldıklarını, davacının iş akdinin feshinde dayanılan maddeler nedeniyle yeni iş bulamadığını ve eve kapandığını ifade ettiği, tanık A. ise işten uzun yıllar kaplıcalarda çalıştığını, bu çevredekilerin kendisine davacının hırsızlık yaptığını, kaplıcayı soyduğunu söylediklerini ifade ettiği, işe iade davası sırasında dinlenen bizzat davalı tanıkları davacının herhangi bir olumsuz davranışına şahit olmadıklarını, işine düzenli gelen bir işçi olduğunu ifade ettiği, yine Mahkememiz 2014/483 sayılı dosyasında dinlenen gazeteci tanık A.K.I. işten çıkartmaların siyasi saikle yapıldığını bizzat kaplıca yönetim kurulu üyesinden duyduğunu ifade ettiği, tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde davacının 25/2-b ve (e) bendinde belirtilen davranışları sergilemediğinin kabul edildiği, ayrıca kabul edilmelidir ki hiçbir iş veren güvenmediği, çalışmak istemediği bir işçi ile çalışmaya zorlanamayacağı, ancak işverenin işçiye güvenmemesi ve onu çalıştırmak istememesi kanunun haklı görmediği bir sebebe dayanıyorsa işverenin iş akdini ihbarlı ve tazminatlı bir şekilde feshetmesi gerektiği, işyerinde 14 yıl çalışmış, personel dosyasında olumsuzluk bulunmayan ve tanık beyanlarına göre iş yerinde olumsuz davranışı bulunmayan bir işçinin İş Kanununda en ağır ve haksız davranışları düzenleyen maddeye dayanılarak haksız yere işten çıkartılması, işverenin maddeyi somutlaştırmayıp insanların zihinlerinde maddede açıkça sayılan hırsızlık güveni kötüye kullanma gibi davranışlara ilişkin bir algıya sebep olması, bu nedenle davacının toplumda dışlanması itibarını kaybetmesi ve bu nedenle iş bulamaması manevi tazminat gerektiren özel hayata ilişkin bir hak ihlali olduğu, yine MK m. 2/1 uyarınca herkes haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına uygun davranmak zorunda olduğu, TBK m. 49/2 uyarınca da “Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Buna göre davalı işverenin fesih hakkını dürüstlük kuralına uygun olarak kullanmadığı, davacı hakkındaki fesih gerekçesini somutlaştırmadığı gibi fesih gerekçesi yapılan İş K. M. 25/2,e maddesinde açıkça “İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması,” düzenlemesi karşısında Mahkememizce davacıya iftira niteliğinde bir olay isnat edilmesinin ayrıca gerekmediği, feshin bu haliyle davacının kişilik haklarını ve masumiyet karinesini ihlal etmesi sebebiyle de ahlaka uygun bir davranış olarak nitelendirilemeyeceği kanaatine varıldığı gerekçesi ile bozmaya karşı direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı vekilince temyiz edilmiş olup, Dairemizin 6763 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile eklenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici dördüncü maddesi uyarınca öncelikle inceleme yetkisi olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

YARGITAY KARARI

Dairemizin “Davacının iş akdi herhangi bir somut isnatta bulunmaksızın İş Kanunu’nun 25/II-b ve (e) maddelerine istinaden feshedilmiş olup davalı feshe konu ettiği haklı fesih nedenini yargılama esnasında da ortaya koyamamıştır. Fesih bu haliyle haksız fesih niteliğindedir. Ancak feshin haksız olması kişilik haklarına saldırı niteliği taşımaz. Somut olay bakımından kişilik haklarına saldırıdan bahsedebilmek için davalının davacıya iftira niteliğinde bir olay isnat etmesi de gerekirdi. Açıklandığı üzere somut bir olay isnat etmeksizin sadece haklı feshe ilişkin yasadaki maddelerden bir kısmına işaretle gerçekleştirilen haksız fesih nedeniyle manevi tazminat gerekmez. Buna yönelik talebin reddi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalıdır.” gerekçesi ile verilen kararına karşı Yerel Mahkemece “ … Çözülmesi gereken ikinci ihtilaf davalının iş akdini İş Kanunu 25/2-b-e bentleri uyarınca feshetmesinin davacının kişilik haklarının ihlali niteliği taşıyıp taşımadığı ve davacının manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmıştır. Bu bağlamda yalnızca işten çıkartma eyleminin kişilik hakkı ihlali oluşturup oluşturmayacağını belirlemek gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok içtihadında mesleki ya da iş niteliğindeki ilişkilerin de özel hayat kapsamına girdiğini ifade etmiştir.( örn: Niemitz/Almanya, 16.12.1992) Yine özel yaşama saygı bağlamında kişinin şan ve şöhretinin korunması gerekir. (Pfeifer/Avusturya 15.11.2007) Somut olayda davalı davacıya hiçbir somut olgu isnat etmeden İş Kanunundaki madde metinlerinin aynen tekrarı ile davacının iş akdini feshetmiştir. İşe iade davası sırasında da davalı davacının İş Kanununun 25/2b ve özellikle e bendinde sayılan “hangi davranışıyla” bu maddeye dayandığını belirtmemiştir. Madde hırsızlık , güveni kötüye kullanma gibi davranışlara dayalı iş akdinin feshi hakkını ihtiva etmektedir. Bu davranışlar aynı zamanda toplum içinde duyulduğunda kişiyi utandıracak, hatta bir kısmı ceza kanununda suç olarak bir kısım kanunlarda yüz kızartıcı davranış olarak nitelendirilebilecek eylemlerdir. İşveren ortada bu ağırlıkta davranışlar yokken bu madde uyarınca iş akdini feshettiği takdirde somut olayın koşullarına göre işçiyi yok yere toplum nezdinde küçük düşüreceğini, şeref ve saygınlığını zedeleyeceğini bilmelidir. Somut olayda tanıklar davacının işten çıkartılmasının ve gerekçesinin herkesçe duyulduğunu, çevresindekilerin davacıya kaplıcayı soymuşsunuz diye söylendiğini, davacının eşi olan tanığın beyanına göre insanlara karşı kendilerini savunmak durumunda kaldıklarını, davacının iş akdinin feshinde dayanılan maddeler nedeniyle yeni iş bulamadığını ve eve kapandığını ifade etmiştir. Tanık A. ise işten uzun yıllar kaplıcalarda çalıştığını, bu çevredekilerin kendisine davacının hırsızlık yaptığını, kaplıcayı soyduğunu söylediklerini ifade etmiştir. İşe İade davası sırasında dinlenen bizzat davalı tanıkları davacının herhangi bir olumsuz davranışına şahit olmadıklarını, işine düzenli gelen bir işçi olduğunu ifade etmiştir. Yine mahkememiz 2014/483 sayılı dosyasında dinlenen gazeteci tanık A.K.I. işten çıkartmaların siyasi saikle yapıldığını bizzat kaplıca yönetim kurulu üyesinden duyduğunu ifade etmiştir. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde davacının 25/2-b ve e bendinde belirtilen davranışları sergilemediği kabul edilmiştir.

“Kabul edilmelidir ki hiçbir iş veren güvenmediği, çalışmak istemediği bir işçi ile çalışmaya zorlanamaz. Ancak işverenin işçiye güvenmemesi ve onu çalıştırmak istememesi kanunun haklı görmediği bir sebebe dayanıyorsa işverenin iş akdini ihbarlı ve tazminatlı bir şekilde feshetmesi gerekir. İş yerinde 14 yıl çalışmış, personel dosyasında olumsuzluk bulunmayan ve tanık beyanlarına göre iş yerinde olumsuz davranışı bulunmayan bir işçinin İş Kanununda en ağır ve haksız davranışları düzenleyen maddeye dayanılarak haksız yere işten çıkartılması, işverenin maddeyi somutlaştırmayıp insanların zihinlerinde maddede açıkça sayılan hırsızlık güveni kötüye kullanma gibi davranışlara ilişkin bir algıya sebep olması, bu nedenle davacının toplumda dışlanması itibarını kaybetmesi ve bu nedenle iş bulamaması manevi tazminat gerektiren özel hayata ilişkin bir hak ihlalidir. Yine MK m. 2/1 uyarınca herkes haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına uygun davranmak zorundadır. TBK m. 49/2 uyarınca da “Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Davalı iş verenin fesih hakkını dürüstlük kuralına uygun olarak kullanmadığı, davacı hakkındaki fesih gerekçesini somutlaştırmadığı gibi fesih gerekçesi yapılan İş K. M. 25/2,e maddesinde açıkça “İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması,” düzenlemesi karşısında mahkememizce davacıya iftira niteliğinde bir olay isnat edilmesinin ayrıca gerekmediği, feshin bu haliyle davacının kişilik haklarını ve masumiyet karinesini ihlal etmesi sebebiyle de ahlaka uygun bir davranış olarak nitelendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır. …” gerekçesi ile direnilmiş olup, davacı tanıklarının anlatımından anlaşıldığı üzere işveren tarafın İş K. M. 21/2-e bendine dayalı olarak iş sözleşmesinin feshi sonrasında, davacının işyerinde hırsılık, yolsuzluk yaptığı yönünde söylentilerin çıkarıldığı, davacı işçi ile yakın çevresinin bundan çok olumsuz etkilendiği, davacının eve kapandığı ve sonrasında iş bulamadığının belirtilmesine göre direnmenin doğru olduğu, Yerel Mahkemesince bu hususun düzeltildiği anlaşıldığından, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 4. maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları uyarınca ONANMASINA,[1]


[1] 9. Hukuk Dairesi 2020/135 E., 2020/870 K.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir