Sonuç olarak; 5510 sayılı Kanunun 56'ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere özellikle Anayasa'nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanılan eş 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta ise adına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge/bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü/Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı,talep konusu dönemde boşanan eşlerin kayıtlı oldukları yerde görev yapmış/yapmakta olan, mahalle/köy muhtar ve azalarından kanaat edinmeye yetecek kadarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği,toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır,…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında, davalı Kurum tarafından davacıya bağlanan ölüm aylığının iptaline yönelik işleminin 5510 sayılı Kanun’un 56/son maddesine uygun olup olmadığının belirlenmesi için davacı ile eski eşinin eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ortaya konulması gerekmektedir. Özellikle davalı Kurum tarafından davacıya yersiz ödeme yapıldığı belirtilen 17.10.2008-16.05.2013 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, davacının boşandığı eşinin yerleşim yerinin saptanmasına ilişkin olarak, adresinin tespiti için muhtarlıktan ikametgâh senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğünden adres hareketleri tarihleriyle birlikte istenilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmî/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, boşanan eşlerin hizmet akdine bağlı olarak çalışıp çalışmadığı çalışıyorsa kendilerine ödeme yapılması amacıyla banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, davacı ve boşandığı eşinin talep konusu dönemde verdikleri medula sisteminde kayıtlarda görülen adresleri de ilgili sağlık kuruluşlarından araştırılmalı, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge yönünden kapsamlı kolluk araştırması yapılmalı, anılan yer muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının 21.05.1997 tarihinde eşinden boşandığı, babasının ise yaklaşık üç yıl sonra 2001 yılında öldüğü, davacının ölüm aylığının 17.10.2008 tarihinde boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesildiği, davacının boşandığı sırada sigortalı olan hak sahibi babasının sağ olduğu, kadının murisinin zamanı geldiğinde öleceğini varsayarak ölüm aylığı almak için önceden boşanacağını öngörmenin doğru bir yaklaşım olmadığı, davacı kadının sosyal güvenlik hakkını kötüye kullandığından söz edilemeyeceği, salt birlikte yaşama ve boşanan eşin desteğini alma koşulunun yeterli kabul edilmesinin 5510 sayılı Kanun’un ve söz konusu 56. maddenin iptal edilmesine dair başvurunun reddedildiği Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesine aykırı olduğu, direnme kararının bu değişik gerekçeyle onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.1
Kaynaklar
- Hukuk Genel Kurulu 2016/1959 E., 2019/1120 K. ↩