Aylıkların Birleşmesi#
Birden fazla nedenden dolayı aylık almak aylıkların birleşmesi#
Diğer taraftan, davacının babası üzerinden hali hazırda 01.04.2007 tarihinden itibaren uzun vadeli sigorta kolları üzerinden ölüm aylığı aldığının anlaşılması karşısında davacı hakkında 5510 sayılı Yasa'nın 54’üncü maddesinin “c” bedinde yer alan “Malûllük, yaşlılık, ölüm sigortaları ve vazife malûllüğü ile iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık veya gelirlerden yüksek olanın tamamı, az olanın yarısı, eşitliği halinde ise iş kazası ve meslek hastalığından bağlanan gelirin tümü, malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığının yarısı bağlanır.” hükmünün gözetilmesi gerekmesine, davacının istemine ve temyiz eden kurum sıfatına göre, hükmün kısmi kabul niteliğinde olduğu anlaşılmakla, avukatla temsil edilen davalı SGK lehine, karar tarihi itibariyle yürürlükte olan tarife uyarınca vekâlet ücretine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, isabetli görülmemiştir.1
Birden fazla nedenden dolayı aylık almak aylıkların birleşmesi#
Eldeki davada; davacının işverene karşı açtığı tazminat dosyasının yargılaması sırasında alınan Adli Tıp Genel Kurulu raporunun dikkate alınması suretiyle karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamakta ise de, 14.01.1954-25.12.1980 tarihleri arası geçen 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışmaları nedeniyle yaşlılık aylığı aldığı anlaşılan davacı hakkında, 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve “Aylık ve gelirlerin birleşmesi” başlıklı 54. maddenin “c” bedinde yer alan “Malûllük, yaşlılık, ölüm sigortaları ve vazife malûllüğü ile iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık veya gelirlerden yüksek olanın tamamı, az olanın yarısı, eşitliği halinde ise iş kazası ve meslek hastalığından bağlanan gelirin tümü, malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığının yarısı bağlanır.” Hükmünün de dikkate alınması suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.2
Koca SGK-Baba Bağkur Birleşme#
Dosya kapsamı incelendiğinde 30/04/2010 tarihinde yaşamını yitiren sigortalı eşi üzerinden 5510 sayılı Kanunun 4/1-c kapsamında kendisine ölüm aylığı bağlanan davacı hak sahibine bu kez, 02/01/1998 tarihinde vmerhabaefat eden babasından dolayı 26/10/2010 tarihinden itibaren 1479 sayılı Yasa kapsamında ölüm aylığı bağlandığı ve daha sonra Kurumun 01/01/2011-26/12/2015 tarihleri arası vefat eden sigortalıların kız çocuklarına bağlanacak aylıklarda geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak (brüt asgari ücretin altında geliri olmamak) şartı aradığı gerekçesiyle aylığın iptal edildiği ve davacıya yersiz aylık nedeniyle borç tahakkuk ettirildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanaklarından olan 2926 sayılı Kanunun “Eş ve çocuklara, ana ve babaya tahsis yapılması” başlığını taşıyan 27. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde, sigortalının yaşları ne olursa olsun evli olmayan kız çocuklarına, geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak koşulu ile ölüm aylığı bağlanacağı belirtilmiş, daha sonra 04/10/2000 günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bentteki “geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak” koşulu, “bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmama, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama” olarak değiştirilip 2926 sayılı Kanunun “Ölüm sigortasından bağlanan aylığın kesilmesi” başlıklı 28. maddesinin 2. fıkrasına, “Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kız çocuklarına bu aylıklardan fazla olanı ödenir.” cümlesi eklenmiş, ancak, söz konusu KHK, Anayasa Mahkemesi’nin 08/08/2001 tarihinde yürürlüğe giren 26/10/2000 gün 61/34 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Sonrasında 2926 sayılı Kanunun 27. ve 28. maddeleri, 02/08/2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunun 56. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış, 4956 sayılı Kanunun aynı gün yürürlüğe giren 54. maddesiyle 2926 sayılı Kanuna ek 3. madde eklenmiş, söz konusu ek maddede, 1479 sayılı Kanunun 45. ve 46. maddelerinin 2926 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki sigortalılar hakkında da uygulanacağı belirtilmiş olup anılan maddelerin irdelenmesi gerekmektedir.
1479 sayılı Kanunun 45. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde, sigortalının, geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak koşulu ile yaşları ne olursa olsun evlenmemiş kız çocuklarına aylık bağlanacağı belirtilmiş, daha sonra 04/10/2000 günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bentteki “geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak” koşulu, “bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmama, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama” olarak değiştirilip 1479 sayılı Kanunun 46. maddesinin 2. fıkrasına, “Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kız çocuklarına bu aylıklardan fazla olanı ödenir.” cümlesi eklenmiş, ancak, söz konusu KHK, Anayasa Mahkemesi’nin 08/08/2001 tarihinde yürürlüğe giren 26/10/2000 gün 61/34 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
İptale konu düzenleme daha sonra bu kez kanun koyucu tarafından 02/08/2003 tarihinde yürürlüğe giren ve anılan (c) bendini değiştiren 4956 sayılı Kanunun 23. maddesiyle benimsenerek, sigortalının evli olmayan/boşanan/dul kalan kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanabilmesi için “geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak” şartı, “bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmama, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama” olarak değiştirilmiş, aynı zamanda 46. maddenin 2. fıkrasına da “Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kız çocuklarına bu aylıklardan fazla olanı ödenir.” cümlesi yeniden eklenmiştir.
Diğer taraftan 5510 sayılı Kanunun 01/10/2008 günü yürürlüğe giren ve “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlığını taşıyan 34. maddesinde, sigortalının evli olmayan, boşanan, dul kalan kızlarına ölüm aylığı bağlanabilmesi, bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmama veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olma koşullarına bağlanmış, “Aylık ve gelirlerin birleşmesi” başlıklı 54. maddede ise bu Kanuna göre bağlanacak aylık ve gelirlerin birleşmesi durumunda, hem eşinden, hem de ana ve/veya babasından ölüm aylığına hak kazananlara, tercihine göre eşinden ya da ana ve/veya babasından bağlanacak aylığının bağlanacağı hüküm altına alınmıştır.
Ayrıca Kanunun 3. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasında hak sahibinin; sigortalının veya sürekli iş göremezlik geliri ile malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığı almakta olanların ölümü halinde, gelir veya aylık bağlanmasına veya toptan ödeme yapılmasına hak kazanan eş, çocuk, ana ve babasını ifade ettiği belirtilmiş, “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlığını taşıyan geçici 1/2. maddesinde, 506 sayılı, 1479 sayılı, 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 2926 sayılı Kanunlara göre bağlanan veya hak kazan(ıl)an; aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 5454 sayılı Kanunun 1. maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edileceği, bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili Kanun hükümlerinin uygulanacağı bildirilmiştir.
Yaşamını yitiren sigortalının eş, çocuk, anne, babasına ölüm sigortasından aylık tahsisi yapılabilmesi için öncelikle hak sahipliği sıfatının kazanılması gerekmekte, bunun için hak sahiplerine ilişkin aylık bağlama koşullarının sağlanıp sağlanmadığına bakılmakta, başka anlatımla bu koşulları tümüyle yerine getiren kişi hak sahipliği sıfatını kazanmakta, anılan sıfata sahip kişilere, sigortalıya ait tahsis şartları da gerçekleşmişse aylık bağlanabilmektedir. Şu durumda yukarıda sıralanan maddeler ve sosyal güvenlik hukuku ilkeleri dikkate alındığında yasal mevzuat ve aylık bağlama koşulları kendi içerisinde ayrıştırılmalı, sigortalıya ait şartlar sigortalının ölüm günü itibarıyla yürürlükte olan yasal mevzuat kapsamında değerlendirilmeli, hak sahiplerine ilişkin koşullar ise hak sahipliği sıfatının kazanıldığı tarihte yürürlükte olan yasal düzenlemeler çerçevesinde irdelemeye tabi tutulmalıdır.
Eldeki davada ise davacının babadan dolayı hak sahipliği sıfatı, 01/10/2008 tarihi sonrası, 30/04/2010 tarihinde kocanın ölümüyle kazanıldığından hak sahipliği sıfatının kazanıldığı tarihte yürürlükteki mevzuat gereği, özellikle 5510 sayılı Yasanın 54. maddesi kapsamında irdeleme yapılmak suretiyle davacı hakkında hak sahipliği sıfatının kazanıldığı tarihe göre uygulanması gereken yasal mevzuat irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.3
Koca Bağkur- Koca SSK Ölüm Aylığı#
Somut olayda; davalı hak sahibi ...’ya 2926 sayılı Yasa kapsamında sigortalı (01.09.1988-24.03.1997 arası) iken 1997 yılında vefat eden kocası üzerinden 01.12.2004 tarihi itibarıyla 2926 sayılı Yasa uyarınca ölüm aylığı bağlanmıştır. Kocasının 1979-1984 arası 1.830 günlük yurt dışı süresini 26.04.2006 tarihinde 3201 sayılı Yasa uyarınca ve 4/1-a madde kapsamında borçlanan davacıya, yaptığı başvuru üzerine 01.07.2006 tarihinden itibaren SSK’dan da ölüm aylığı bağlanmış, durumu 2014 yılında fark eden kurum, SSK’dan bağlanan ölüm aylığını iptalle 01.07.2006-17.02.2014 arası dönem için tahakkuk ettirdiği yersiz aylıkları iş bu davaya konu yapmıştır.
Davanın yasal dayanaklarından olan ve “Bu Kanundan yararlanamayacakları” düzenleyen 3201 sayılı Yasanın 8. maddesi “Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce veya sonra, 30/5/1978 tarih ve 2147 sayılı Kanun ve sosyal güvenlik kanunlarına göre kendilerine veya hak sahiplerine aylık bağlanmış olanlar ile aylık bağlanması için müracaat edip de aylığa hak kazanmış durumda bulunanlar bu Kanundan yararlanamazlar.” hükmünü içermektedir.
İnceleme konusu olayda, 01.12.2004 tarihinden itibaren muris koca üzerinden Bağ-Kur'dan ölüm aylığı alan davalıya, 2006 yılında kocası üzerinden ve SSK kapsamında yapılan yurtdışı borçlanma süresi gözetilerek 01.07.2006 tarihi itibarıyla SSK’dan ölüm aylığı bağlanması, anılan 8.madde hükmü kapsamında borçlanma hakkının bulunmaması nedeniyle mümkün değildir. Şu halde, sonraki SSK ölüm aylığını geçersiz sayan kurum işlemi de yerindedir.
Mahkemenin yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.4
Aylıkların Kesilmesi#
İşe iade kararı sonrası verilen boşta geçen süre ücreti nedeniyle aylık kesilemez#
12. 4857 sayılı İş Kanunu’nun (İş Kanunu) 18 ve devamı maddelerinde iş güvencesi sistemi düzenlenmiştir. 12.10.2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (7036 sayılı Kanun) 11. maddesi ile İş Kanunu’nun 20. ve 21. maddelerinde değişiklikler yapılmış ve zorunlu arabuluculukla ilgili düzenlemeler getirilmiş ise de, uyuşmazlık bu değişikliklerden önceki döneme ilişkin olduğundan İş Kanunu’nun 7036 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki hükümlerine yer verilecek ve bu kapsamda açıklamalar yapılacaktır.
13. İş güvencesi hükümleri ile bu kapsama giren iş ilişkileri bakımından işverenin fesih serbestisi sınırlandırılmış, süreli fesih hakkının doğumu Kanun’da belirtilen "geçerli nedenlerin" varlığına bağlandığı gibi, geçerli nedenlerin varlığını ispat yükü işverene yüklenmiştir. İlaveten geçerli nedenler gerçekleşmeden yapılan fesihlerde işçinin işe iadesi ve iş güvencesi tazminatı (işe başlatmama tazminatı) ile boşta geçen sürelere ilişkin olarak en çok dört aya kadar ücretinin ödenmesi öngörülmüştür.
14. 4857 sayılı İş Kanunu ile 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştırılanlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun (Basın İş Kanunu) kapsamında kalan ve 30 veya daha fazla işçi çalıştıran bir işyerinde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan, işveren vekili konumunda olmayan ve işyerindeki kıdemi en az 6 ay olan işçinin iş sözleşmesi ancak işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanarak feshedilebilir. Ayrıca işveren yeterliliği veya davranışları nedeni ile iş sözleşmesini feshedeceği işçinin fesihten önce savunmasını almak ve her hâlde fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.
15. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesine göre iş sözleşmesi feshedilen işçi fesih bildiriminin tebliğ tarihinden itibaren bir aylık hak düşürücü süre içinde fesih bildiriminde sebep gösterilmediği ya da gösterilen sebebin geçerli sebep olmadığı iddiası ile dava açabilir.
16. Feshin geçersizliği ve işe iade istemiyle dava açıldığında, mahkemece işverenin yaptığı feshin İş Kanunu'nun 18 ve devamı maddelerine uygun ve geçerli bir fesih olmadığı tespit edildiği takdirde Kanun’un 21. maddesine göre feshin geçersizliğine karar verilir. Bu durumda işveren kesinleşen mahkeme kararının tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde başvurması hâlinde işçiyi kendisine tanınan bir aylık süre içinde işe başlatmak zorundadır. İşveren işçiyi işe başlatmazsa en az 4, en fazla 8 aylık ücreti tutarında tazminat (işe başlatmama tazminatı) ile ayrıca işe başlatılsın ya da başlatılmasın kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarını ödemekle yükümlü olur.
17. Her ne kadar İş Kanununun 21. maddesinde işverence yapılan feshin geçersizliğinden söz ediliyorsa da, mahkeme tarafından bu konuda verilen karar mutlak anlamda, genel hükümlere uygun, yargının karar vermesiyle hemen devreye giren bir geçersizlik değildir. İK 2'de deyim yerindeyse kendine özgü bir geçersizlik öngörülmüştür (Süzek, Sarper: İş Hukuku, Yenilenmiş 14. Baskı, İstanbul 2017, s, 646).
18. Zira 4857 sayılı İş Kanunu'nun 21. maddesinde getirilen düzenlemede, mahkemece işe iadeye karar verildiğinde işçi 10 iş günü içinde işe başlamak üzere başvuruda bulunmazsa işverence yapılan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun sonuçları ile sorumlu olur. Aksine işçi 10 iş günü içinde işe başlatılmasını işverene bildirmiş ise, bu durumda işveren işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. Ancak bu zorunluluk mutlak bir zorunluluk olmayıp, Kanun işverene bu noktada seçim hakkı tanımıştır. İşveren işçiyi işe başlatabileceği gibi, işe başlatmak yerine iş güvencesi tazminatı ödeme seçeneğini tercih edebilir.
19. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesine göre yargı organı tarafından feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işçiyi bir ay içinde işe başlatmayan işveren iş akdini feshetmiş olur. İş akdi bir aylık işe başlatma süresinin dolması tarihinde veya bu süre içinde işverenin işçiyi işe başlatmamaya yönelik irade açıklamasıyla feshedilmiş sayılır. Başka bir deyişle iş akdi başta geçersiz fesih yapıldığında değil işçinin işe başlatılmaması tarihinde sona erer ( Süzek, s. 651).
20. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca işçiye ödenen 4 aylık boşta geçen süre ücreti maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere işçinin çalıştırılmadığı süreye ilişkin bir ücret olup fiili çalışma karşılığı yapılan bir ücret ödemesi değildir. Aksine işçi bu ücreti çalışmadan almaktadır.
21. Gelinen bu noktada 27.04.2005 tarihli ve 25798 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (5335 sayılı Kanun) 30. maddesindeki düzenleme üzerinde durulması gerekmekte olup anılan Kanun’un 30. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar. Hukuk Genel Kurulunun 27.11.2018 tarihli ve 2015/21-1751 E., 2018/1790 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere yasal düzenlemelere aykırı biçimde çalışılması durumunda fiilen çalışılan dönemdeki emeklilik veya yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kesilmesi ve yersiz aylıkların istirdadı söz konusu olacaktır. Görüldüğü üzere 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesinin 2. fıkrası kapsamında yaşlılık aylığının kesilmesine neden olan hâl, “fiili çalışma” olgusudur.
22. Yeri gelmişken yaşlılık aylığı bağlanma koşullarına değinilmelidir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) Geçici 7. maddesinin 1. fıkrası uyarınca somut olayda uygulanması gereken 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun (506 sayılı Kanun) 59. maddesinde yaşlılık aylığından sağlanan yardımlar sigortalıya yaşlılık aylığı bağlanması ve toptan ödeme yapılması olarak gösterilmiş olup Kanun’un 60. maddesinde ise yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları düzenlenmiştir. Buna göre belli bir süre sigortalı olmak yanında belirlenen süre kadar prim ödenmesi ve belli bir yaşın doldurulması yaşlılık aylığı bağlanması için gereklidir. Yine 4447 sayılı Kanun ile eklenen Anayasa Mahkemesinin iptali kararı sonrasında 4759 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen 506 sayılı Kanun’un Geçici 81. maddesinde ise yaşlılık aylığı bağlanmasında kademeli bir geçiş sistemi hüküm altına alınmıştır.
23. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin 03.03.2021 tarihli ve 31412 sayı Resmî Gazetede yayımlanan 14.01.2021 tarihli ve 2019/104 E., 2021/3 K. sayılı kararı ile 506 sayılı Kanun’un 62. maddesinin 1. fıkrasındaki “çalıştığı işten ayrıldıktan sonra” ibaresi iptal edilmiştir.
24. Somut olayda; dava dışı Trabzon Belediyesinde çalışmakta iken iş sözleşmesi 04.02.2010 tarihinde feshedilen davacıya 12.02.2010 tarihli tahsis talebine istinaden 15.02.2010 tarihinden geçerli olmak üzere yaşlılık aylığı bağlandığı, Trabzon İş Mahkemesinin 04.06.2010 tarihli ve 2010/129 E., 2010/516 K. sayılı kararı ile feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasının kabul edilerek davacının işe iadesine karar verildiği, ayrıca süresinde başvurmasına rağmen işe başlatılmadığı takdirde ödenmesi gereken işe başlatmama tazminatının 4 aylık ücreti olarak belirlendiği, yine süresinde işe başlatılması için başvurması hâlinde kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aylık boşta geçen süre ücretinin ve diğer haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin hüküm altına alındığı, kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 20.09.2010 tarihli ilamı ile onanarak kesinleştiği, ancak davacının işvereni tarafından işe başlatılmamakla birlikte 4 aylık boşta geçen süre ücretinin ödendiği ve bu döneme ilişkin çalışmasının da Kuruma bildirilerek sigorta primlerinin yatırıldığı, bu nedenle davalı Kurum tarafından işten ayrılma koşulunun gerçekleşmediği ve 5335 sayılı Kanun’a göre yaşlılık aylığı kesilmeden kamu işyerinde çalışılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle yaşlılık aylığının kesildiği, 15.06.2010 tarihi itibariyle yeni bir tahsis talebi aranmaksızın tekrar yaşlılık aylığı bağlandığı, 4 aylık süre içinde ödenen 4.100,97TL’nin borç çıkarıldığı ve bunun üzerine eldeki davanın açıldığı görülmüştür.
25. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; iş sözleşmesinin 04.02.2010 tarihinde feshinden sonra açtığı feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasının lehine sonuçlanmasına rağmen davacı işvereni tarafından işe başlatılmamış, ancak işe iade kararı gereği 4 aylık boşta geçen süre ücreti ödenerek bu süreye ilişkin sigorta primleri yatırılmış ise de, davacıya ödenen ücret ve yatırılan sigorta primleri fiili çalışma karşılığı olmayıp 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesinde belirtildiği üzere iş güvencesi hükümleri kapsamında çalıştırılmadığı süreye ilişkindir. Bu nedenle davalı Kurum tarafından davacının fiili çalışması olmadığı hâlde çalıştığı işten ayrılmadığı gerekçesiyle 4 aylık süreye ilişkin yaşlılık aylığının kesilerek yapılan ödemelerin borç çıkarılması işlemi yerinde olmayıp direnme kararı usul ve yasaya uygundur.5
Kaynaklar