Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 08/08/1994 tarihinde evlendiği, 15/03/2002 tarihinde boşandığı, vefat eden babasından dolayı davacıya ölüm aylığı bağlandığı, davacının boşandığı eşinin 24/10/2002 tarihinde Almanya uyruklu bir kadınla evlendiği, Kuruma davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı şeklinde ihbar yapıldığı, ihbar üzerine Kurum tarafından inceleme başlatıldığı, inceleme sonucu düzenlenen raporda, beyanda bulunan muhtar ve komşular davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığını belirttikleri, Kurumunda bu rapora dayanarak ölüm aylığını iptal ettiği ve davacı adına borç çıkardığı, yine yargılama sırasında kolluk aracılığıyla yaptırılan araştırmada isim ve imza vermek istemeyen çevre sakinleri davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığını belirttikleri, davacı hakkında yapılan suç duyurusu sonucu yapılan ceza yargılamasında davacının suçun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle beraat ettiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, mahkemece her ne kadar ceza davasındaki suçun unsurlarının oluşmadığı itibariyle verilmiş beraat kararına dayanılmış ise de, ceza davasındaki bu beraat kararı hukuk mahkemesi açısından kesin delil oluşturmaz. Öte yandan davacının boşandığı eşinin yabancı uyruklu bir kadınla evlenmiş olması da birlikte yaşamadıkları anlamına gelmemektedir. SGK kontrol memuru raporunda davacının birlikte yaşadığını belirten muhtar ve komşuların tespit edilip beyanlarının alınmadığı, davacının oturduğu evin telefon, elektrik, su ve doğal gaz vs. faturalarının kim adına kayıtlı olduğu ve bu faturaların kim tarafından ödendiği, banka aracılığıyla otomatik ödeme hesabından ödeniyorsa bu hesabın kimin adına kayıtlı olduğu hususlarının araştırılmadığı, yine davacının oturduğu evin kira olup olmadığı, kira ise kira bedelinin kim tarafından ödendiğinin araştırılmadığı, ayrıca davacının boşandığı eşinin, kayıtlarda gözüken adresinde oturup oturmadığını tespite yönelik olarak kolluk vasıtasıyla ayrıntılı bir çevre araştırmasının yaptırılmadığı dolayısıyla tüm bu hususlar dikkate alınmadan yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucun davanın kabulüne karar verilmesi; usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…"
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Bu durumda mahkemece, ceza davasındaki beraat kararının davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşayıp yaşamadığı hususunda hukuk mahkemesi açısından kesin delil oluşturmayacağı, ayrıca boşandığı eşinin yabancı uyruklu bir kadınla evlenmiş olmasının da tek başına davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşamadığı anlamına gelmeyeceği hususları gözetilerek davacıya bağlanan ölüm aylığının iptaline yönelik davalı Kurum işleminin 5510 sayılı Kanunun 56/son maddesine uygun olup olmadığı ve burada varılacak sonuca göre birlikte yaşama olgusunun yöntemince araştırılıp tespiti gerekmektedir.
Hâl böyle olunca yerel mahkemenin direnme gerekçesi Özel Daire bozma kararında belirtilen gerekçeler dikkate alındığında usul ve yasaya aykırıdır.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; boşandığı eşi başka bir kadınla evli olan davacının sırf babasından dolayı ölüm aylığı almak için eşinden boşandığının kabul edilmesinin hukuka uygun olmadığı, ayrıca davacının babasının davacı boşandıktan sonra vefat ettiği, davacının babasından dolayı ölüm aylığı almak için önceden boşanacağını öngörmenin doğru bir yaklaşım olmadığı, bu nedenle davacının sosyal güvenlik hakkını kötüye kullandığından ve bu amaçla boşandığından söz edilemeyeceği, her ne kadar ceza mahkemesinin verdiği beraat kararı hukuk hâkimini bağlamaz ise de tespit edilen maddi vakıaların hukuk hâkimini bağlayacağı, bu itibarla direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.1
Kaynaklar
- Hukuk Genel Kurulu 2016/2694 E., 2019/1122 K. ↩