İçeriğe geç
Kale Hukuk KALE HUKUK

İş Davalarında Delil Türleri

İş Hukuku 5 dk okuma

Kesin ve Takdiri Deliller#

Bu noktada ilk olarak “delil”, “kesin hüküm” ve “güçlü delil” kavramlarını kısaca açıklamakta yarar vardır.

25. Medeni usul hukukunda deliller, kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hukukumuzda kesin deliller, ikrar (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı HMK/HMK) m. 188) , senet (HMK m. 199 vd.), yemin (HMK m. 225 vd.) ve kesin hüküm (HMK m. 303) olmak üzere dört tanedir. Takdiri deliller ise tanık (HMK m.240 vd.), bilirkişi (HMK m. 266 vd.), keşif (HMK m.288 vd.) ve kanunda düzenlenmemiş diğer deliller (HMK m. 192) olarak sayılmaktadır. Takdiri deliller yönünden delil türlerinin sınırlı olarak sayılmadığı kabul edilmektedir (Alangoya, Y./Yıldırım, K./Deren Yıldırım, N.: Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2004, s. 341, Arslan, R./ Yılmaz, E./ Taşpınar Ayvaz, S.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2017, s. 389-390). Bu açıdan güçlü delil takdiri bir delil türü olarak nitelendirilebilir.

Kesin hükme gelince, kesin hüküm 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 303. maddesinde düzenlenmiş olup, şekli ve maddi olarak ikiye ayrılır. Verilen bir hükme karşı kanun yolları kapalı ise veya kanun yolları açık olsa bile süresinde gidilmemişse veya tüm kanun yolları tükenmişse hüküm şeklen kesinlik kazanmıştır.

Maddi anlamda kesin hükümde ise; dava sebebinin (maddi vakıaların), taraflarının ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.

Önemle vurgulanmadır ki; maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrası için söz konusudur. Hüküm fıkrası, davada (veya karşı davada) istenen hususlar (talep sonucu) hakkında mahkemece verilen kararı (hükmü) gösterir. Hükmün gerekçesinin kesin hüküm gücü yoktur. Bununla beraber, gerekçe maddi anlamda kesinlikten tamamen soyutlanmış da değildir.

Maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrasına ilişkin olduğundan hükümde tarafların talep sonuçları (veya talep sonuçlarının bazı kalemleri) hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemişse, hakkında karar verilmemiş olan hususlar bakımından maddi anlamda kesin hüküm söz konusu olmaz.

İspat bakımından değerlendirmek gerekir ise; kesin hüküm (mahkeme ilamları) 6100 sayılı HMK'nın 204/1. maddesine göre kesin delil teşkil eder.

Birinci davada verilmiş olan hüküm, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak, aynı konuya ilişkin olarak açılan ikinci bir davada, birinci davada kesin hükme bağlanmış olan husus (HMK m.303/1,2) kesin delil teşkil eder.

Aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı hukukî ilişki hakkında açılan ikinci davanın konusu, birinci davadakinden farklı olsa bile, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında (birinci davada) verilmiş olan (kesin) hüküm, ikinci davada kesin delil teşkil eder.

Bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın tarafları dışındaki başka birine (üçüncü kişiye) karşı açılan (veya üçüncü kişi tarafından birinci davanın taraflarından birine karşı açılan) ve konusu ile dava sebebi (vakıalar) aynı olan ikinci bir davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Fakat, birinci davada verilen kesin hüküm, ikinci davada güçlü bir takdiri delil teşkil eder (Kılıç, H.: Açıklamalı İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Cilt II, Ankara, 2011, s. 2341 vd.).

Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2018/16-643 E., 2019/888 K.; 19.03.2019 tarihli ve 2017/(18)8-2950 E., 2019/320 K. sayılı kararlarında da yer verilmiştir.

Bu açıklamalar karşısında belirtmek gerekir ki, mahkemenin, davalı şirketin taraf olmadığı ve sadece dava dışı alt işveren aleyhine açılan dava sonucunda verilen kararın davalı şirket yönünden kesin hüküm teşkil etmeyeceğine dair tespiti isabetlidir.

Ne var ki, mahkemenin Sincan Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 2007/485 Esas sayılı dosyasında alacağın varlığı ve miktarının kesinleştiği, emsal ücret araştırması yapılması ve yeni bir ücretin belirlenmesi hâlinde aynı işçinin aynı çalışmasına ilişkin kabul edilecek iki farklı ücret sebebiyle kamu düzenine aykırı şekilde iki farklı kararın ortaya çıkacağına dair direnme gerekçesi yerinde değildir.

Yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere, davalı asıl işveren bahsi geçen dosyada taraf olmadığından verilen hüküm eldeki davada davalı şirket yönünden kesin hüküm teşkil etmeyecektir. Zira asıl işveren aleyhine açılan böyle bir davada öncelikle davalı ile dava dışı ve alt işveren olduğu belirtilen işveren arasında asıl-alt işveren ilişkisinin varlığı kanıtlanmalı, sonrasında ise daha önce alt işveren aleyhine açılan davada hükme esas alınan delillere dayanılması hâlinde, bu deliller taraflarca getirilme ilkesi kapsamında eldeki dava dosyası için değerlendirilmelidir.

Bu itibarla alt işverenin taraf olduğu davada verilen karar sadece alt işveren yönünden bağlayıcı olup, asıl işverenin taraf olduğu bir başka davada ücret düzeyi noktasında farklı bir sonuca ulaşılabilir. Nitekim medeni usul hukukunda yargılamaya hâkim olan temel ilkeler arasında yer alan “taraflarca getirilme ilkesi” doğrultusunda her dava usulüne uygun şekilde yargılamada sunulan delillere göre karara bağlanacağından, alt işverenin taraf olduğu dava ile asıl işverenin taraf olduğu davada ücret düzeyi bakımından farklı sonuçlara ulaşılabilir.

Dosyadaki delillere göre davalı ile hakkında hüküm kesinleşen dava dışı alt işveren arasında asıl-alt işveren ilişkisi olduğu açıktır.

Bu anlamda olmak üzere direnme konusu davada dosya kapsamında yer alan deliller bir değerlendirmeye tabi tutulmalı, bununla birlikte alt işverenin taraf olduğu yargılamada ulaşılan kesin hükmün de eldeki dava bakımından güçlü delil teşkil edeceği hususu gözetilmelidir.1

Whatsapp Yazışmaları Delil Değildir, çalışanlar Whatsapp Grubu kurabilir#

Whatsapp sistemi, telefon ve internet ortamında internet vasıtası ile iletişimi gerçekleştiren bir sistemdir. Burada kişi, kişiler ile iletişime geçtiği gibi gruplar kurarak grup içiresinde iletişim gerçekleştirilmektedir. Ancak bu sistem kendi içinde korunan ve 3. kişilere kapalı bir konumdadır. Dolayısı ile işçilerin iş akışını bozmadığı ve çalışmaların etkilemediği sürece bir grup kurmaları ve burada iletişim içinde olmaları yasak değildir. İşçilerin bu kapsamda burada iletişimlerinin kişisel veri olarak da korunması esastır.

Somut uyuşmazlıkta, whatsapp konuşmaları gizlilik içeren kişisel veri niteliğinde olduğundan, salt nasıl temin edildiği anlaşılamayan bu yazışmalara dayanılarak iş aktinin feshi haksız olup, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulü yerine reddi hatalıdır.2

Kaynaklar

  1. Hukuk Genel Kurulu 2017/1293 E., 2020/588 K. ↩
  2. 9. Hukuk Dairesi 2018/10718 E., 2019/559 K. ↩
Yasal uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olayınıza doğrudan uygulanamaz ve avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Dosyanıza özel değerlendirme için bize ulaşın.
İş Hukuku

Bu konudaki diğer yazılar

İş Sözleşmesi: Tanımı ve Sona Erme Halleri

İş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun'daki tanımı, fesih dışında sona erme halleri, fesih türleri ve süreli fesih üzerine Yargıtay kararları ışığında açıklamalar.

İş Hukuku5 dk okuma

İş Hukukunda Rekabet Yasağı Sözleşmesi

Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerlilik şartları, yer ve sektör sınırlaması, haklı fesih hâlinde sona ermesi ve ihlalin ispatına ilişkin Yargıtay kararları.

İş Hukuku5 dk okuma
WhatsApp