İçeriğe geç
Kale Hukuk KALE HUKUK

Esnaf ve Sanatkârlarda (Bağ-Kur) Sigortalılık Başlangıcının Tespiti

Sosyal Güvenlik Hukuku 7 dk okuma

1. Genel Olarak#

1479 sayılı Kanun, kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve bir işverene hizmet sözleşmesi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar yani serbest faaliyetlerde bulunanları kapsamına almıştır. 46 1479 sayılı Kanun bağımsız çalışanları kapsamına alırken bu kişilerin sigortalılık başlangıçlarını da farklı kıstaslarla belirlemiştir; gelir vergisi mükellefi olanların sigortalılıklarını mükellefiyetinin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanların sigortalılıklarını esnaf ve sanatkârlar sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kaydedildikleri tarihten, limited şirketlerin ortakları ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları için ortaklıklarının başladığı tarihten, anonim şirketlerin kurucu ortakları, kurucu ortak oldukları tarihten, yönetim kurulu üyeleri için yönetim kuruluna seçildikleri tarihten, 10.09.1977 tarihinde muhtar olanlar için bu tarihten, daha sonra seçilenler için seçildikleri tarihten itibaren başlayacaktır.47 1479 sayılı Kanun’da geçmiş hizmetlerin tespitine dair 506 sayılı Kanun’un 79’uncu maddesinde olduğu gibi hizmet tespiti davası açılabileceğine dair hüküm bulunmamaktadır.48 Ancak bazı istisnai durumlarda Bağ-Kur sigortalılığının tescili ve sigortalılık süresinin belirlenmesi istenebilecektir. Eski hizmetlerin tespiti için açılacak davalarda davacı bağımsız çalışan sigortalı, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığıdır.49 12.05.2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile Emekli Sandığı Kurumu, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur Kurumu tek çatı altında birleştirilmiştir. Bu nedenle Kanunun yürürlük tarihinden sonra açılacak bütün davalarda davalı Bağ-Kur değil Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı olacaktır. Uygulamada 1479 sayılı Kanun kapsamında, vergi, sicil veya oda kayıtları bulunmasına rağmen Kurum tarafından bu tarihler itibariyle tescil edilmeyen çalışanların açtığı vergi, sicil ve oda kayıt tarihlerinin sigortalılık tespiti istemine ilişkin çok sayıda dava bulunmaktadır. Bu davaların özellikleri ve davacıların taleplerinin değerlendirilmesi hususu ayrı bir çalışma konusu olabilecek kapsamdadır. Bu bölümde anlatmak istediğimiz dava türü 1479 sayılı Kanun kapsamında talep edilen belli bir tarih aralığı için sigortalılık süresinin tespiti davasını kapsamamaktadır. Ayrıca yukarıda da belirttiğimiz üzere 2829 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesine göre 506 sayılı Kanun kapsamında geçen çalışmalarla hizmet birleşmesi durumunda 1479 sayılı Kanun’a tabi olarak ilk defa çalışmaya başlanılan tarih sigortalılık süresinin başlangıcı olarak kabul edilecektir. Sigortalı ilk kez 1479 sayılı Kanun kapsamında sosyal güvenlik kapsamına girmiş ise de 506 sayılı Kanun kapsamında çalışmaya hayatına devam etmiş olabilir. Netice olarak sigortalı 2829 sayılı Kanun gereğince hizmetlerinin birleştirmesini isteyebilecek ve aylık bağlanma şartları 506 sayılı Kanun kapsamında değerlendirileceği için çalışmamızın birinci bölümünde açıklamaya çalıştığımız bilgiler geçerli olacaktır. Çalışmamızın ikinci bölümünün konusunu 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası gibi 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası yani sadece vergi, sicil ve oda kayıt tarihlerinin ilk başladığı tarihin sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabulüne dair açılan davalar oluşturmaktadır. Yargıtay davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık başlangıç tarihinin tespitinde hukuki yararı bulunmadığını kabul etmektedir.50 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında davacının hukuki yararının bulunup bulunmadığının anlaşılabilmesi için aşağıda öncelikle bu Kanun kapsamında yaşlılık aylığı bağlanma şartları ve sonrasında hukuki yarar kavramı incelenecektir.

2. 1479 Sayılı Kanun Kapsamında Yaşlılık Aylığı Bağlanması İçin Gerekli Şartlar#

1479 sayılı Kanun göre sigortalının yaşlılık aylığından yararlanabilmesi için Kurumdan tahsis talebinde bulunması ve talepte bulunduğu tarihte prim ve her türlü borçlarını ödemiş olması zorunludur.51 1479 sayılı Kanun’da yaşlılık aylığından yararlanma koşulları başlığı altında 35’inci maddede düzenlenmiştir. 35’inci maddenin 25.08.1999 tarihli ve 4447 sayılı Kanun ile yapılan değiştirilen son hali “Yaşlılık aylığından yararlanabilmek için sigortalının; a) Yazılı talepte bulunması, talepte bulunduğu tarihte prim ve her türlü borçlarını ödemiş olması, b) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş ve 25 tam yıl sigorta primi ödemiş olması, Şarttır. Kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını dolduran ve en az 15 tam yıl prim ödeyen sigortalılara da kısmi yaşlılık aylığı bağlanır.” şeklindedir. Ayrıca 4447 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce sigortalı olanların haklarının korunması amacıyla kademeli geçiş sistemi benimsenmiş ve 25.02.2002 tarihli 4759 sayılı Kanun ile geçici 10’uncu madde tekrar düzenlenmiştir. 1479 sayılı Kanun’un hem 35’inci maddesi hem geçici 10’uncu maddesi incelendiğinde bu Kanun kapsamında yaşlılık aylığına hak kazanma için aranan koşullar arasında prim gün sayısı ve yaş şartının olduğu, sigortalılık süresinin bulunmadığı görülmektedir. Başka bir deyişle 506 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanması için gerekli olan sigortalılık süresinin doldurulması şartı 1479 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanma şartları arasında bulunmamaktadır. 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası sonucunda alınacak kararın yani tespit edilecek sigortalılık başlangıç tarihinin, sadece yaşlılık aylığı yönünden değil, malullük ve ölüm aylığı açısından da aylık bağlanma şartları arasında yer almadığından 506 sayılı Kanunda olduğunun aksine davacıya aylık bağlanmasında katkısı olmayacaktır.

3. 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanunu Kapsamında Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davasında Hukuki Yarar Kavramı#

Davalar mahkemeden istenen hukuki korumanın türüne göre eda davaları, tespit davaları ve inşai davalar olarak sınıflandırılmaktadır. Çalışmamızın konusunu oluşturan tespit davaları bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalardır.52 Tespit davasının esasına girilebilmesi için dava şartlarının dışında bulunması gereken iki şart daha vardır. Bunlar tespit davasına konu olacak hukuki ilişkinin somut olması ve davacının bu hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunmasıdır.53 6100 sayılı Kanunu’nun 114’üncü maddesinde dava şartları arasında “hukuki yarar” açıkça düzenlenmiş olup hukuki yarar her davada bulunması gereken bir dava şartıdır. Davacının tespit davası açmakta hukuki yararı olduğunun kabul edilmesi üç şartın varlığına bağlıdır. Eğer davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş, bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu davacıya zarar verebilecek duruma gelmiş ve cebri icraya izin vermeyen tespit hükmü ile söz konusu tehlike ortadan kaldırılacaksa davacının tespit davası açmakta hukuki yararının olduğu kabul edilmektedir.54 Her davada olduğu gibi tespit davasında da bulunması gereken hukuki yararın “hukuki ve meşru”, “doğrudan ve kişisel”, “doğmuş ve güncel” olması gereklidir.55 Bu noktada 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık başlangıç tarihinin tespitine dair davada hukuki yarar kavramını ayrıca incelememiz gereklidir. Yukarıda da belirttiğimiz şekilde davacının aldığı tespit hükmüyle söz konusu tehlikeyi ortadan kaldırması durumunda hukuki yararının olduğu kabul edilmektedir. 1479 sayılı Kanun kapsamında aylık talebinde bulunan sigortalının öncelikle iki şartı sağlaması gereklidir. Bunlar prim gün sayısı ve yaş şartıdır. Prim gün sayısı ile sigortalılık süresi farklı kavramlardır. Sigortalılık başlangıç tarihinin tespitine dair alınan bir tespit kararının davacıya bağlanacak yaşlılık aylığına bir etkisi bulunmamaktadır. Zira 506 sayılı Kanun’un 108’inci maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un 38’inci maddesi (4/1-a maddesi yönünden) kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda sigortalılara bağlanacak yaşlılık aylığında sigortalılık süresinin sağlanması şartı aranmakta ise de 1479 sayılı Kanun kapsamında böyle bir şart aranmamaktadır.56 Bu durumda 1479 sayılı Kanun’a tabi sigortalılar tarafından açılan sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davalarında davacının hukuki yararının bulunduğunu kabul etmek mümkün değildir. Ancak davacının sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti talebinde hukuki yararı bulunmadığı kabul edilmekle birlikte, bu noktada tespit davasının hukuki yarar yokluğundan dolayı reddine mi karar mı verilmesi gerektiği yoksa resen araştırma ilkesi nedeniyle davacının talebinin 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık süresine ilişkin olup olmadığının belirlenmesinin gerekip gerekmediği hususu tartışılmalıdır. Sosyal güvenlik hakkı kamu düzenine ilişkin olduğundan bu hakka ilişkin davalarda resen araştırma ilkesi uygulandığını yukarı kısımda belirtmiştik. Resen araştırma ilkesinin geçerli olduğu sosyal güvenlik hukukuna dair tespit davasında kendiliğinden araştırma ilkesinin doğal sonucu olarak hâkim davacının talebinin tam olarak hangi hususa ilişkin olduğunu açıklattırmalıdır. Yargıtay da birçok kararında bu davalarda hâkimin davayı aydınlatma ödevi nedeniyle davacıya talebini açıklattırması gerektiğini belirtmektedir.57 6100 sayılı Kanun’un “Hâkimin davayı aydınlatma ödevi” başlıklı 31’inci maddesinde hâkimin taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve tarafların delil göstermelerini isteyebileceği açıkça düzenlenmiştir. Kural olarak hâkimin davayı aydınlatma görevi taraflarca getirilme ilkesinin geçerli olduğu davalarda söz konusu olacaktır. 58 Kendiliğinden araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda hâkimin taraflara açıklama yaptırması veya delil göstermelerini istemesi hâkimin davayı aydınlatma görevinden kaynaklanmayıp, resen araştırma ilkesinin bir sonucudur. 59 Kanaatimizce 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık başlangıç tarihinin tespitine ilişkin bir davanın açılması durumunda resen araştırma ilkesinin doğal sonucu olarak hakimin sigortalının talebinin belli bir döneme ait sigortalılık süresinin tespitine ilişkin olup olmadığını açıklattırarak talebin belli bir dönem sigortalılığın tespiti istemini içerdiğinin anlaşılması durumunda yargılamaya bu kapsamda devam edilmesi Anayasa ile güvence altına alınmış ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının sağlanması açısından da hukuka uygun olacaktır.

Yasal uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olayınıza doğrudan uygulanamaz ve avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Dosyanıza özel değerlendirme için bize ulaşın.
Sosyal Güvenlik Hukuku

Bu konudaki diğer yazılar

İş Kazasında Maluliyet Oranının Tespiti

Çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kayıp oranının belirlenmesinde uygulanacak yönetmelik ve tespit yöntemi.

İş Güvenliği HukukuSosyal Güvenlik Hukuku3 dk okuma
WhatsApp