1. Genel Olarak#
Sigortalılık başlangıç tarihi sigortalının uzun vadeli sigorta kolları kapsamına girmesini sağlayacak biçimde ilk kez çalışmaya başladığı tarihtir.1Kurum kayıtlarına geçen ilk işe giriş bildirgesinde sigortalının ilk işe başlama tarihi yazılı olup, işte bu tarih sigortalı açısından sigortalılık başlangıç tarihi demektir.2 Sigortalının borçlanma imkânının olması durumunda, örneğin askerlik borçlanması veya yurt dışında geçen sürelerin borçlanılması gibi durumlarda sigortalılık başlangıç tarihi borçlanılan süre kadar geriye götürülerek tespit edilecek ise de bu istisnai hallere çalışmamamızın kapsamı dışında kalması nedeniyle yer verilmeyecektir.3 Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası, sigortalı işe giriş bildirgesi Kurum kayıtlarına girmiş olmasına rağmen sigortalının ilk kez çalışmaya başladığı güne ait hizmetin Kuruma bildirilmemesinden kaynaklanan ve aylık bağlama koşullarını doğrudan etkileyen bir dava türüdür. Sigortalının bu davayı açmaktaki amacı sigortalılık başlangıç tarihini ilk işe giriş bildirgesinin üzerinde yazılı olan çalışma tarihine götürmektir. Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası bir günlük hizmet tespiti davası olarak da adlandırılmakta ve bu nedenle özü itibariyle hizmet tespiti davasının bir türü olarak kabul edilmektedir. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79’uncu maddesinin onuncu fıkrasında “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.” düzenlemesi hizmet tespiti davasının yasal dayanağını oluşturmaktadır. Sosyal güvenlik haklarının tek çatı altında düzenlenmesi amacıyla 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu çıkarılmıştır. Milat niteliğinde olan 01.10.2008 tarihinden itibaren geçen çalışmalar için açılacak hizmet tespiti davalarının yasal dayanağı ise 5510 sayılı Kanun’un 86’ncı maddesinin dokuzuncu fıkrasıdır. İlgili madde “Aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükümlerde bahsi geçen çalışmalar işverence Kuruma bildirilmeyen veya Kurumca tespit edilemeyen kısa veya uzun olması fark etmeksizin belli bir döneme ilişkin çalışmalardır. Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında ise sadece ilk işe giriş bildirgesinin üzerinde yazılı olan çalışmaya başlama tarihi yani bir günlük çalışmanın başlangıç tarihi olarak tespiti talep edilmektedir. Uzun vadeli sigorta kolları olan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasında sigortalılık süresi aylık bağlanma aşamasında önemli iken kısa vadeli sigorta kolları olan iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık sigortasında sigortalılık süresinin önemi bulunmamaktadır. Çünkü kısa vadeli sigorta kolları kapsamında Kurum tarafından bağlanacak gelir için sigortalılık süresi şartı aranmamaktadır. Örneğin sigortalının işe girdiği ilk gün iş kazası geçirmesi ve en az %10 oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmesi durumunda, sigortalılık süresine bakılmaksızın kendisine, vefat etmesi durumunda ise kural olarak hak sahiplerine gelir bağlanacaktır.4Ayrıca 506 sayılı Kanun’un 108’inci maddesinin birinci fıkrasının karşılığı olan 5510 sayılı Kanun’un 38’inci maddesinin birinci fıkrası da benzer düzenleme getirerek malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcını, sigortalının sosyal güvenlik mevzuatı kapsamına ilk defa girdiği tarih yani ilk kez çalışmaya başladığı tarih olarak kabul etmiştir.6 Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davalarında 01.10.2008 tarihinden önce tescili olan sigortalılar yönünden 506 sayılı Kanun’un 79 ile 108’inci, ilk defa 01.10.2008 tarihinden sonra sosyal güvenlik kapsamına giren sigortalılar için ise 5510 sayılı Kanun’un ise 38 ile 86’ncı maddeleri birlikte değerlendirilmedir.7
2. Yasal Dayanağı#
5510 sayılı Kanun öncesinde “sigortalılık süresi” veya “sigortalılık başlangıç tarihi” kavramlarından 506 sayılı Kanun’da ve 2829 sayılı Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’da bahsedilmiştir. 1479 sayılı Esnaf Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nda, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu’nda, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nda ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu’nda bu ifadelere yer verilmemiştir. Sigortalılık süresinin başlangıcına dair 506 sayılı Kanun’un 108’inci maddesinin birinci fıkrasında “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının, yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı Kanunlara veya bu kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir. ” şeklinde tanımlayıcı kurala yer verilmiştir. 2829 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinde de sigortalılık süresinin başlangıcı başlığı altında “Kurumlardan herhangi birine ilk defa sigortalı olunan tarih, sigortalılık süresinin başlama tarihidir.” hükmü bulunmaktadır. Her ne kadar 1479, 2926, 2925 ve 5434 sayılı Kanunlarda sigortalılık süresinden bahsedilmemiş ise de sözü edilen Kanunlara tabi olarak geçen çalışmaların 2829 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesine göre 506 sayılı Kanun kapsamında geçen çalışmalarla birleştirilmesi durumunda anılan Kanunlara tabi olarak ilk defa çalışmaya başlanılan tarih sigortalılık süresinin başlangıcı olarak kabul edilecektir.5
3. Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davasında Yargılama Süreci#
3.1. Tarafları#
Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında davacı, adına işe giriş bildirgesi verilen ve bir günlük dahi olsa çalışma iddiasında bulunan kişidir. Sigortalının vefat etmesi durumunda ise hak sahiplerinin dava açma hakkı bulunmaktadır. Mevzuatta bu konuda bir açıklık bulunmamaktadır. Ancak sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti ölüm aylığının bağlanması gibi geride kalanların doğrudan hak alanını etkileyeceğinden hak sahiplerinin sigortalının halefi olarak dava açma hakkı bulunduğu kabul edilmelidir.8 Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (Kurum) olup hizmet tespiti davasından özellikle bu konuda farklılık göstermektedir.9 Hizmet tespiti davalarında Kurumun davalı olarak yer alıp almayacağı konusu mevzuatta ve uygulamada çeşitli aşamalardan geçmiştir. 25.10.2017 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile yürürlükten kaldırılmadan önce uygulanan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nda 11.09.2014 tarihinde yapılan değişikliğe kadar hizmet tespiti davalarında davalı sıfatının Kurum ile çalışmanın geçtiği iddia edilen işverene ait olduğu ve Kurum ile işverenin arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu kabul edilmekteydi. Ancak 11.09.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6552 sayılı Kanun’un 64’üncü maddesi ile 5521 sayılı Kanun’un 7’nci maddesinin üçüncü fıkrası olarak getirilen düzenleme ile hizmet tespiti davalarında Kurum feri müdahil olarak kabul edilmiş ve aynı düzenleme 7036 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde tekrarlanmıştır. Bu durumda 11.09.2014 tarihinden sonra açılan hizmet tespiti davalarında Kurum davalı taraf olarak değil feri müdahil olarak yer alacaktır. Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında ise yukarıda belirtilen Kanun değişikliği karşısında Kurumun davalı mı yoksa feri müdahil olarak mı yer alması gerektiği konusunda Kanun’da hüküm bulunmaması tereddütlere neden olmuştur. Ancak Yargıtay sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında Kurumun davalı olarak yer alması gerektiğine dair uygulamasını sürdürmektedir.10 Yargıtay bir kararında “…Eldeki dava, kanun koyucunun gerçekleştirdiği düzenlemede öngörülen 506 sayılı Kanunun 79/10 maddesine dayalı hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık tespiti niteliğinde olmayıp, davalı işveren yanında ilk çalıştığı sigortalı tarihinin tespiti niteliğinde olduğundan ve bu tür uyuşmazlıklarda işverenin taraf olarak yer almasının zorunluluğu da bulunmadığı için, 5521 sayılı Kanunun 7/4 maddesi kapsamı dışında kalan dava yönünden anılan değişikliğin uygulama olanağı bulunmamakta ve Sosyal Güvenlik Kurumunun taraf sıfatı feri müdahil değil davalı olmalıdır...” şeklindeki değerlendirme ve tespitlerle Kurumun bu davada davalı olarak yer alacağını kabul etmiştir.11Burada tartışılması gereken bir diğer nokta, bu davada Kurumun yanında işe giriş bildirgesini veren işverenin davalı olarak yer alıp alamayacağı konusudur. Özü itibariyle bu davalar hizmet tespiti davasına benzese de Yargıtay bu davaları bir bakıma Kurum işleminin iptali olarak kabul ettiği için sadece Kurumun davalı olarak gösterilmesini yeterli görmektedir. Kanaatimizce Yargıtay’ın uygulaması tartışmaya açıktır. Bu dava türünü sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti veya bir (1) günlük hizmetin tespiti olarak nitelendirmemiz bu davanın hizmet tespiti davasının bir türü olduğunu gerçeğini değiştirmez. Bu nedenle uyuşmazlığın hizmet tespiti davalarındaki usule göre çözümlenmesi uygun olacaktır. Aksi halde davanın sigortalı lehine sonuçlanması işverenin taraf haline getirilmemesi nedeniyle tespit edilecek bir günlük çalışma sonucunda tahakkuk ettirilen primlerin kimden ve nasıl tahsil edileceği sorunu ile karşılaşılacaktır. Bununla birlikte Yargıtay usul ekonomisi ilkesi ve hizmet tespiti davalarının sosyal güvenlik mahkemelerinde ağır iş yüküne neden olduğu gerçeğini göz önünde tutarak uygulamasını bu yönde geliştirmiştir. Bu uygulamanın temelinde yatan düşünce ise, sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davalarının uzun yıllar öncesine dair bir tespit istemini içermesi ve Kurumun zaten zamanaşımına uğrayan bir (1) günlük primi tahsil edemeyecek olması nedeniyle usul ekonomisi gereğince işvereni taraf haline getirerek yargılamayı uzatmaktan kaçınmaktır.
3.2. 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu Kapsamında Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davasında Hukuki Yarar#
Yaşlılık sigortasından yararlanmak isteyen sigortalıya yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için çalıştığı işten ayrılması,12 Kuruma yazılı istekte bulunması, belli bir yaşa gelmiş olması, belirli bir sigortalılık süresine ulaşması ve istenilen prim ödeme gün sayısını tamamlaması gerekmektedir. Sigortalıya 506 sayılı Kanun’un 60’ıncı maddesinde belirtilen şekilde şartları sağladıktan sonra yaşlılık aylığı bağlanacaktır. Ayrıca 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalının malullük, geride kalan hak sahiplerinin ise ölüm aylığına hak kazanması için yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi şartının talep tarihinde sağlanmış olması gerekmektedir. Tahsis işlemlerinde dikkate alınacak sigortalılık süresi sigortalılık başlangıç tarihi ile sigortalının tahsis amacıyla Kurumdan istekte bulunduğu tarih aralığında geçen süredir.13 Sigortalının vefat etmesi durumunda ise sigortalılık süresi sigortalılık başlangıç tarihi ile sigortalının ölüm tarihi arasında geçen süredir. Örneğin 25.08.1999 tarihli ve 4447 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önce 506 sayılı Kanun kapsamında yaş koşulu aranmaksızın kadın sigortalının 20, erkek sigortalının 25 yıl sigortalılık süresini doldurması ve en az 5000 gün prim ödemiş olması halinde yaşlılık aylığı şartlarını sağladığı kabul ediliyordu. Ancak bu kapsamda değerlendirilen bir sigortalı 25 yıl sigortalılık süresini sağlamadığı sürece 5000 gün prim gününü doldurmuş olsa dahi yaşlılık aylığına hak kazanamayacaktır. Sigortalı, Kurum tarafından talebinin kabul edilmemesi üzerine sigortalılık başlangıç tarihinin tespitini mahkemeden dava yoluyla talep edebilecektir. Davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece tespit edilmesinde ise davacının hukuki yararı olduğu kuşkusuzdur. Zira sigortalılık başlangıç tarihi mahkeme kararıyla ilk işe giriş bildirgesinin üzerinde yazılı olan çalışma tarihine kadar geri götürülmüş olacaktır. Bu nedenle 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında davacının hukuki yararının olduğu kabul edilmekle birlikte, 1479 sayılı Kanun bakımından sigortalının böyle bir dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı kabul edilmektedir. Tekrardan kaçınmak amacıyla çalışmamızın ikinci bölümünde 1479 sayılı Kanun kapsamında açılan sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasına ve hukuki yarar kavramına ayrıntılı olarak değinileceği için bu bölümde yer verilmemiştir. Kurumda sigortalılık tescili bulunan ve adına hizmet bildiriminde bulunulan sigortalılar ancak bildirilen hizmetlerinden önceki bir tarih için sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası açabilecektir.14 Örneğin davacının 01.01.1990-01.01.1991 tarihleri arasındaki çalışmaları nedeniyle adına işyerinden bu tarihler aralığında hizmet bildirildiğinde, Kurum tarafından davacının 01.01.1990-01.01.1991 tarihleri arasındaki çalışmaları için herhangi bir ihtilaf çıkarılmadığında ve çalışmasının 01.01.1991 tarihinde sonlanmasından itibaren başka bir işyerinde çalışmaya başlayıp, bu işyerinden de adına 01.01.1992 tarihinde işe giriş bildirgesi verildiğinde, artık davacının 01.01.1992 tarihi için sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Zaten adına hizmet bildiriminde bulunulan ilk tarih olan 01.01.1990 tarihi sigortalılık başlangıç tarihi olarak Kurum kayıtlarına geçmiştir. Sigortalılar tahsis taleplerinin Kurum tarafından reddedilmesi üzerine hem sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti hem de yaşlılık aylığı bağlanması istemi ile dava açma hakkına sahiptir. Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti ile ilgili birinci uyuşmazlık çözüldükten sonra ikinci uyuşmazlık olarak yaşlılık aylığı şartlarının oluşup oluşmadığının incelenmesi gerekmektedir.15
3.3. Kuruma Başvuru Şartı#
11.09.2014 tarihinden önce 5510 sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan davalarda dava açılmadan önce Kuruma müracaat edilmesini zorunlu kılan bir hükme mevzuatımızda yer verilmemişti. 11.09.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6552 sayılı Kanun’un 64’üncü maddesi ile 5521 sayılı Kanun’un 7’nci maddesinin üçüncü fıkrası ile 5510 sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan davalarda, dava açılmadan önce Kuruma başvuru zorunlu hale getirilmiştir. Aynı düzenleme 5521 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldıran 7036 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde tekrarlanmıştır. Ancak hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri istisna kapsamına alınmıştır. Hizmet tespiti davalarında Kuruma başvuru şartı aranmamaktadır. Çalışmamızın konusunu oluşturan sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında ise Kuruma başvuru şartının aranıp aranmayacağının ortaya konulması gerekmektedir. Kanun hizmet tespiti davasında yaptığı gibi sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında Kuruma başvuru şartının aranmayacağına dair ayrıca bir düzenleme yapmamıştır. Uygulamada bu davalarda Kuruma başvuru şartının aranıp aranmayacağı konusunda çelişkili kararlar verilmiştir.16 En son gelinen aşamada Yargıtay bu dava türünü bir (1) günlük hizmet tespiti davası olarak kabul etmekle birlikte aynı zamanda Kurum işleminin iptali olarak değerlendirdiği için Kuruma başvuru şartını aramaktadır.17 Yukarıda da belirttiğimiz üzere özü itibariyle hizmet tespiti davasına benzediğini kabul ettiğimiz sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında da Kuruma başvuru şartı aranmaması gerektiği kanaatindeyiz. Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında Kuruma başvuru şartının aranması gerektiği Yargıtay tarafından kabul edilmekle birlikte uygulamada başvuru şartının niteliği konusunda birçok farklı kararlar verilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi Kuruma başvuru şartını kesin dava şartları arasında değerlendirerek, Kuruma başvurulmadan dava açılması durumunda, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddedilmesi gerektiği yönünde içtihat geliştirmiştir.18 Yargıtay 10. Hukuk Dairesi ise Kuruma başvuru şartını tamamlanabilir dava şartları arasında değerlendirerek içtihadını bu yönde oluşturmuştur.19 Nihayet Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.09.2020 tarihli ve 2017/10-2695 E., 2020/587 K. sayılı kararında Kuruma başvuru şartının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115’inci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında tamamlanabilir dava şartı olarak değerlendirilmesi gerektiği, kesin dava şartı olarak kabulünün hatalı olduğu belirtilmiştir. Gelinen bu noktada hukuk güvenliğinin sağlanması açısından Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının yol gösterici olacağı açıktır. Bu kapsamda sigortalılık başlangıç tarihinin tespitine ilişkin bir davanın Kuruma başvuru yapılmadan açılması durumunda davanın kesin dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilmesi hatalı olacaktır. Mahkemece yapılması gereken davacı tarafa 6100 sayılı Kanun’un 115’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 7036 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesindeki düzenleme gereği dava konusu olan işe giriş bildirgesi üzerinde yazılı olan ilk işe giriş tarihinin sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabulü bakımından Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat etmesi için süre verilmelidir. Verilen süre içerisinde dava şartı eksikliğinin tamamlanmaması halinde, dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmeli, Kuruma başvuru şartının yerine getirilmesi durumunda ise davanın esası incelenmelidir.
3.4. İşe Giriş Bildirgesinin Bulunması Şartı#
Sosyal sigorta yükümlülükleri kural olarak çalışma ilişkisi var olduğu sürece devam eder.20 Sosyal güvenlik hukuku kapsamında işverenin işyerini ve sigortalılığı bildirim yükümlülüğü en önemli yükümlülüklerinden biridir.21 Sosyal güvenlik hakkının zorunlu bir hak olması nedeniyle Kuruma yapılan bildirimler kurucu değil bildirici özelliktedir.22 Bildirim işlemi yeni bir hukuki durum yaratmamakta sadece mevcut durumun tescilini sağlamaktadır.23 Sigortalının fiili olarak çalışmaya başlaması ile zorunlu sigortalılık başlamış ise de bu durum işverenin sigortalılığı bildirmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.24 506 sayılı Kanun’un 08.09.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4447 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önceki 9’uncu maddesinde işverenin işe alınma tarihinden itibaren en geç bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıları, Kurumca matbu şekilde hazırlanmış işe giriş bildirgesini vererek Kuruma bildirmek zorunda olduğu düzenlenmişti. İlgili maddede 4447 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra işe giriş bildirgelerinin genel kural olarak sigortalının işe başlamasından önce verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile sigortalılık başlangıcı ile ilgili bildirim yükümlülüğü, Kuruma işe giriş bildirgesinin e-sigorta ile verilmesiyle yerine getirilmektedir.25 Sigortalı işe giriş bildirgesi dışında, başka biçimlerde yapılan bildirimler geçerli sayılmayacaktır.26 5510 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasında 4/1(a) bendi kapsamında çalışanlar için sigortalı işe giriş bildirgesinin işe başlamadan önce Kuruma bildirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Kural bu olmakla birlikte anılan maddede yapılan işlerin niteliğine bağlı olarak bazı istisnalara da yer verilmiştir. Buna göre inşaat, balıkçılık ve tarım işyerlerinde işe başlatılacak sigortalılar en geç çalışmaya başlatıldığı gün, yabancı ülkelere sefer yapan ulaştırma araçlarına sefer esnasında alınarak çalıştırılanlar işe alındıkları tarihten itibaren bir ay içerisinde, Kuruma ilk defa işyeri bildirgesi verilecek işyerlerinde ilk defa sigortalı çalıştırmaya başlanılan tarihten itibaren bir ay içinde çalıştırılmaya başlanan sigortalılar, çalıştırılmaya başlandıkları tarihten en geç söz konusu bir aylık sürenin dolduğu tarihe kadar, kamu idarelerince istihdam edilen 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa göre işsizlik sigortasına tabi olmayan sözleşmeli personel ile kamu idarelerince yurt dışı görevde çalışmak üzere işe alınanlar, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren bir ay içinde Kuruma bildirilebilmek zorundadır. Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında talep konusu, ilk işe giriş bildirgesinin Kurum kayıtlarına geçmiş olmasına rağmen hizmet bildiriminin bulunmaması nedeniyle bildirgenin üzerindeki tarihin sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi istemini içermesi nedeniyle bu davalarda Kurum kayıtlarına geçmiş bir işe giriş bildirgesinin varlığı şarttır. Eğer davacı adına düzenlenen işe giriş bildirgesi bulunmadığı halde böyle bir dava açarsa bu dava tamamen hizmet tespiti davası olarak kabul edilmeli ve bu kapsamda değerlendirilerek karar verilmelidir. Hizmet tespiti davalarında sigortalı kısa veya uzun fark etmeksizin belli bir döneme dair çalışmanın tespitini istemekte olup, işveren yanında geçen ve Kuruma bildirilmeyen bir günlük çalışmanın dahi tespiti istenebilecektir. Başka bir deyişle işe giriş bildirgesinin bulunmadığı bir günlük tespitin istendiği bu davalar hizmet tespiti davaları kapsamında değerlendirilerek çözülmelidir.
3.5. Hak Düşürücü Süre#
Hem 506 sayılı Kanun’un 79’uncu maddesi hem 5510 sayılı Kanun’un 86’ncı maddesi uyarınca hizmet tespiti davalarında dava açma süresi beş yıl olup, beş yıllık bu süre, hak düşürücü süredir. Sigortalılar olumlu tespit davası açarak çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde ispatlayabilirlerse, mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim gün sayıları hizmet cetvellerine eklenecektir. 27 Hak düşürücü süre, bildirimsiz kalan çalışmalar yönünden öngörülmüştür. Sigortalı çalışmaya ilişkin belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması (işe giriş bildirgesi, kısmi hizmet bildirimi, prim ödemesi) veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti halinde hak düşürücü süreden söz edilmeyecektir. Bu durumda sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında hak düşürücü süreden söz etmek mümkün değildir. Çünkü bu davanın açılabilmesi için yukarıda da vurgulandığı üzere Kurum kayıtlarına geçmiş işe giriş bildirgesinin varlığı şarttır. Zaten davacı söz konusu ilk işe giriş bildirgesindeki işe başlama tarihinin sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabulünü talep etmektedir. Kurum kayıtlarına geçmiş ilk işe giriş bildirgesinin varlığı nedeniyle bu davalar hak düşürücü süreye uğramadan açılabilecektir. Ne var ki, bu durumun bir istisnası bulunmaktadır. Davacı adına verilen işe giriş bildirgesinin Kuruma intikal tarihine dikkat edilmelidir.28 Özellikle 506 sayılı Kanun’un uygulandığı döneme dair çok sık karşılaşılan durumlardan birisi işverenlerin geçmiş dönemlere dair belgeleri Kuruma sonradan vermesidir. Bu noktada belgelerin Kurum kayıtlarına geçtiği tarih yani “varide tarihi” belirleyici olmaktadır. Davacının talep ettiği işe giriş bildirgesinin üzerinde yazılı olan çalışma tarihi ile işe giriş bildirgesinin intikal ediş tarihi (varide tarihi) arasında 506 sayılı Kanun’un 79’uncu maddesinin onuncu fıkrasında öngörülen beş yıllık süre geçirilmiş ise artık bu davalarda da hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekecektir.
3.6. İspat Yükümlülüğü#
Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası da hizmet tespiti davası gibi kamu düzenine ilişkindir. Sosyal güvenlik hakkı kamu düzenine ilişkin olduğundan bu hakka ilişkin davalarda “resen araştırma” ilkesi uygulanmaktadır. Resen araştırma ilkesinin uygulandığı davalar daha çok tarafların dava konusu üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri davalardan olup, çalışma olgusunun sağlıklı bir biçimde ortaya konulması amacıyla gerekli inceleme ve araştırma yapılmalıdır.29 Görünürdeki işlemler değil fiili durum tespit edilmelidir. Sigortalı olma yükümlülüğü ve hakkı çalışma olgusuna bağlıdır.30 Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabileceğinden bu davalarda işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, aynı dönemde işyerinde çalışanlar saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı açıklanmalı, gerektiğinde komşu işyeri çalışanlarının da bilgilerine başvurularak gerçek çalışma olgusu şüpheden uzak bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır.31 İşe giriş bildirgesinin Kurum kayıtlarına geçmiş olması davacının anılan işyerinde çalıştığını kanıtlamaya tek başına yeterli değildir. İşe giriş bildirgesinin Kuruma intikal tarihi, bildirgedeki kimlik bilgilerinin, yaptırılacak grafolojik inceleme sonucuna göre bildirgedeki imza ve varsa fotoğrafın davacıya ait olup olmadığı, bildirge Kuruma teslim edildiğinde davacıya verilen sigorta sicil numarasının hangi yılın serilerinden olduğu ve bu numaranın sigortalının daha sonraki yıllarda gerçekleşen hizmetlerinde kullanılıp kullanılmadığı davanın ispatı yönünden önemli hususlardandır.32
3.7. Hizmet Tespiti Davasına Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası Olarak Devam Edilmesi#
5510 sayılı Kanun’un geçici 7’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan, “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un Geçici 20’nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” düzenlemesinden dolayı hizmet tespiti davasında tespiti talep edilen hizmet dönemi esas alınarak ikili bir ayrım yapılmaktadır. 01.10.2008 tarihinden önceki çalışmalar yönünden açılan hizmet tespiti davasının yasal dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79’uncu maddesi; 01.10.2008 tarihinden sonraki çalışmalar için açılan hizmet tespiti davasının yasal dayanağını ise 5510 sayılı Kanun’un 86’ncı maddesidir. 506 sayılı Kanun’un 79’uncu maddesi ile 5510 sayılı 86’ncı maddesi birbirine benzer düzenlemeler içermektedir. Prim belgelerinin süresi içinde Kuruma verilmemesi ya da eksik verilmesi halinde sigortalılara sigortalı hizmetlerini mahkeme aracılığıyla açacakları davayla tespit ettirme hakkı tanınmıştır.33 Ülkemizde kaçak işçi34 çalıştırma olgusunun yaygın olması sebebiyle sosyal güvenlik davalarının büyük çoğunluğunu hizmet tespiti davaları oluşturmaktadır.35 Her iki madde de özünde sigortalının işverence hizmetlerinin Kuruma bildirilmemesi ve Kurum tarafından da çalıştığı tespit edilememesi durumunda beş yıl içinde dava açarak çalıştığı süreyi tespit edilebileceğini düzenlemektedir. Hizmet tespiti davasında tespiti istenen dönemde kişinin sigortalı niteliği taşıyıp taşımadığı, yapılan işin Kanun kapsamına girip girmediği ve gerçek çalışma olgusu araştırılmaktadır. Uygulamada hizmet tespiti davası olarak açılan davanın ancak sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası olarak devam edilip sonuçlandırıldığına sıkça rastlanmaktadır. Öncelikle yukarıda da vurguladığımız üzere zaten sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası özünde bir günlük çalışmanın tespiti niteliğinde olduğundan hizmet tespiti davasının bir türüdür. Bu nedenle sigortalının hizmet tespiti davası olarak açtığı davayı sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası olarak devam ettirme hakkı bulunmaktadır. Örneğin sigortalı 01.01.2000 ile 01.01.2005 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını iddia ederek bir hizmet tespiti davası açtıktan sonra yargılama sırasında dava konusu talebini 01.01.2000 tarihinin sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti olarak değiştirebilecektir. Bu noktada tartışılması gereken nokta ıslah yapılmasının gerekip gerekmediğidir. Islah 6100 sayılı Kanun’un 176 ile 182’nci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kavram olarak ıslah taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir.36 Islahın konusu tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğu için, ıslahla düzeltilecek usul işlemlerinin neler olduğunun belirtilmesi gerekir. Gerek öğreti, gerekse Yargıtay uygulaması davanın değiştirebileceğini ve genişletilebileceğini aynı şekilde savunmanın genişletilebileceğini ilke olarak kabul etmektedir ayrıca müddeabihin artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup, ıslahın kapsamına girmektedir. 37 Sigortalı hizmet tespiti olarak açtığı davayı yargılama aşamasında ıslah müessesesinden yararlanarak sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti olarak her zaman düzeltebilir. Bu aşamada davacı asilin veya vekilinin açık beyanının ve imzasının alınması yeterli olacaktır.
4. Çıraklıkta Geçen Sürenin Sigortalılık Başlangıç Tarihi Olarak Dikkate Alınmaması#
4.1. Çırakların tabi olduğu sigorta kolları#
Sosyal sigorta türleri mevzuatımızda uzun ve kısa vadeli sigorta kolları olarak kabul edilmektedir. Uzun vadeli sigorta kolları maluliyet, yaşlılık ve ölüm sigorta kolları iken, kısa vadeli sigorta kolları iş kazası ve meslek hastalığı, hastalık ve analık sigorta kollarıdır. Ayrıca vazife malullüğü de uzun vadeli sigorta kolları arasında değerlendirilmiştir. Bu ayrıma dair bilgi vermemizin amacı, sigortalılık süresinin sadece uzun vadeli sigorta kolu için hukuki değer ifade etmesidir. Çırakların sigortalılığı 506 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde kapsamında çırakların sigortalı sayılacakları, haklarında 506 sayılı Kanun’un uzun vadeli sigorta kolu olarak kabul edilen malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kollarının uygulanmayacağı, fakat iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık sigorta kollarının uygulanacağına yer verilmiştir. Çıraklara dair ilk özel düzenleme 20.06.1977 tarihli ve 2089 sayılı Çırak, Kalfa ve Ustalık Kanunu’dur. Bu Kanun’un 13’üncü maddesinin dördüncü fıkrası “Çıraklar hakkında, çıraklık süresince 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun iş kazalarıyla, meslek hastalıkları ve hastalık sigortaları hükümleri uygulanır.” şeklindedir. Bu Kanun’da çırakların sigortalılığı 506 sayılı Kanun’a benzer şekilde tekrar düzenlenmiştir. 05.06.1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ise 2089 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldırmış, 25’inci maddesinde çıraklar için iş kazaları, meslek hastalıkları ve hastalık sigortaları hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Ayrıca 3308 sayılı Kanun’un kapsamına girmeyen işyerlerindeki çıraklar hakkında ise Borçlar Kanunu’nu uygulanacaktır. Yukarıda belirtilen Kanunların ilgili maddeleri ile uyumlu olarak en son olarak 5510 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasında çıraklar hakkında iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık sigorta kollarının uygulanacağına yer verilmiştir. Yine bu başlık altında çıraklar için, bakmakla yükümlü olunun kişiler arasına girmemeleri durumunda genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanacağını da hükme bağlanmıştır. Çıraklık devresinde malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kolları söz konusu olmadığından ve bu sigorta kolları için prim alınmadığından, bu dönemin sigortalılık başlangıcında dikkate alınması mümkün değildir.38 Bu durum çırakların işçi sayılmamasından kaynaklanmaktadır. Çırakların işçi sayılmamasının nedeni ise, hizmet sözleşmesi ile çıraklık sözleşmesinin farklı müesseseler olmasından kaynaklanmaktadır; hizmet sözleşmesinin unsurları iş görme, ücret ödeme ve bağımlılık iken, çıraklık sözleşmesinin asıl unsuru meslek ve sanatın öğretilmesidir.39 Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında, tespit talebi çırak olarak geçen döneme ilişkin ise çıraklık döneminde sigortalılık süresinin başlaması mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.40 Ancak bu kapsamda işveren tarafından gerçekte işçi olarak çalıştırdığı sigortalıyı Kuruma çırak olarak bildirme ihtimali de ayrıca incelenmelidir. Çünkü bazı işverenlerin uzun vadeli sigorta kolları kapsamındaki yükümlülüklerden kaçmak amacıyla çalışanlarını kısa vadeli sigorta kolları kapsamında Kuruma bildirdiği görülmektedir. İşçi olarak çalışan bir kişinin çırak kapsamında nitelendirilerek Kuruma bildirilmesi sigortalının gerçek niteliğini değiştirmeyecektir.
4.2. 18 yaş öncesinde geçen çalışmalar#
Bir kişi 18 yaşından önce bir işyerinde çırak statüsünde çalışabileceği gibi, bu kişinin hizmet sözleşmesi kapsamında yani işçi statüsünde olma ihtimali de mümkündür. Bu ayrımın doğru yapılması önemlidir. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi çıraklar işçi değildir ve sadece kısa vadeli sigorta kolları kapsamına alınmaktadırlar. Bu nedenle sigortalılık süresinin çırak olarak geçirilen dönem açısından hukuki değeri bulunmamaktadır. Oysa 18 yaşından önce de olsa işçi statüsünde bir işyerinde çalışanlar için sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı uzun vadeli sigorta kolları kapsamında değerlendirildiği için hukuki değer taşımaktadır. Sigortalılık süresinin başlangıcı açısından yaş küçüklüğü önemli bir unsur olup, hizmet sözleşmesi kapsamında çalışanlar için yaş küçüklüğü sigortalı olmayı önleyici nitelikte olmamakla birlikte sigortalılığın başlangıcını etkileyecektir.41 506 sayılı Kanun’da olduğu gibi 5510 sayılı Kanun’da da sigortalılık kavramı yönünden yaş faktörü önemlidir. Bağımsız çalışanlar ve kamu görevlileri yasal düzenlemeler gereği 18 yaşından önce sigortalı olamayacaktır.42 Ancak hizmet sözleşmesi ile çalışanların 18 yaşından önce sigortalılık statüsüne girmesi mümkündür. Burada dikkat edilecek husus 18 yaşından önce hizmet sözleşmesine göre geçen çalışmaların olması durumunda bu çalışmalar prim gün sayısına dâhil edilse de, sigortalılık süresi yönünden 18 yaşın doldurulduğu tarihin esas alınacak olmasıdır. 506 sayılı Kanun’un 60/G maddesi açık bir şekilde bu konuyu düzenlemektedir. İlgili maddeye göre 18 yaşından önce bu Kanuna göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına tabi olarak çalışılan süreler sigortalılık süresinden sayılmaz ve sigortalılık sürelerinin 18 yaşında başladığı kabul edilir.43 Sigortalının 18 yaşından önce çalışması var ise sigorta başlangıç tarihi 18 yaşını doldurduğu tarihten itibaren başlayacak, 18 yaşından önceki süreler için ödenen malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri ise prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edilecektir. Bunun yanında 506 sayılı Kanun’un geçici 54’üncü maddesinde ise “01/04/1981 tarihinden önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescil edilmiş olanlar hakkında 60 ıncı maddenin (G) fıkrası hükmü uygulanmaz” denilerek 01.04.1981 tarihinden önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescil edilmiş olanlar 18 yaş sınırından istisna tutulmuştur. 5510 sayılı Kanun’un 38’inci maddesinin ikinci fıkrasında da 18 yaş öncesi çalışmalar ile ilgili olarak benzer düzenlemeye yer verilmiştir. Doktrinde 18 yaş öncesinde hizmet sözleşmesi kapsamında geçen çalışmaların 18 yaşın doldurulduğu tarih itibariyle sigortalılık süresine eklenmesi hususu eleştirilmektedir. Kanun’un buradaki amacının sadece erken yaşta emekli olmayı engellenmek olduğu, ölüm ve malullük aylığı yönünden 18 yaş öncesi geçen çalışmaların sigortalık süresine eklenmesi gerektiği belirtilmektedir. 44 Kanaatimizce 5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olanlar yönünden erken emeklilik sisteminin uygulanmasının mümkün olmaması hatta emeklilik şartlarının birçok bakımdan zorlaştırılması yönünden hem yaşlılık hem de malullük ve ölüm sigorta kollarında 18 yaş öncesinde geçen çalışmaların dikkate alınması gerekmektedir. Ne var ki sosyal güvenlik mevzuatının birçok düzenlemesinin olduğu gibi 506 sayılı Kanun’un 108’inci, 5510 sayılı Kanun’un 38’inci maddeleri de emredici hükümlerdir. Sigortalılık başlangıç tarihinin tespitine dair bir davada davacının talep ettiği başlangıç tarihi 18 yaşından önceki bir tarih ise 506 sayılı Kanun’un 60’ıncı maddesinin G bendi uygulama alanı bulacaktır. Şöyle ki; davacının ilk işe giriş bildirgesinin üzerinde yazan tarih fiili işe başlama tarihi olsa da, 18 yaşının doldurulmamış olması durumunda bu tarihin sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabulü mümkün değildir. Sigortalının 18 yaşını doldurulduğu tarih esas alınarak sigortalılık başlangıç tarihine dair karar verilmesi gerekmektedir. 45