Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu anlaşma belgesinin dava şartı arabuluculuk kapsamında düzenlendiği, davacının kendisini vekil ile temsil ettirdiği, her iki tarafın karşılıklı bir kısım hak ve taleplerinden vazgeçerek imzaladığı anlaşma belgesinde edimler arasında mutlak bir orantı aranmayacağı, anlaşma belgesinin düzenlenmesinden sonra davacının annesine karaciğer nakli yapılmış ise de, Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği’nin (1.9.3) maddesinin 1-(e) hükmü uyarınca bu sağlık hizmetinden dolayı ilave ücret alınamayacağı, 6098 sayılı Kanun’un 28. maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğine göre davalıya ait işyerinde 14.04.2014-18.02.2022 tarihleri arasında depo işçisi/forklift operatörü olarak çalışan davacı işçinin, iş sözleşmesini iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmaması nedeniyle 18.02.2022 tarihinde feshettiği anlaşılmaktadır. Davacı işçi, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti ve fon parası alacağı için dava şartı arabuluculuğa başvurmuşsa da görüşmeler sonucunda anlaşma gerçekleşmemiş, 08.03.2022 tarihli anlaşamama son tutanağı düzenlenmiştir. Daha sonra tarafların aynı arabulucuya müracaatı üzerine 15.03.2022 tarihinde düzenlenen arabuluculuk anlaşma tutanağında “kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin alacağı ve başvurucu işçiye ait fon parası ve ayrıca taraflarla müzakere edilen ihbar tazminatı, ücret alacağı, prim ve ikramiye alacağı, fazla sürelerle çalışma alacağı, maddi ve manevi tazminat, fazla mesai, hafta tatili, UBGT ücreti, AGİ, yol parası, yemek parası, işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti için toplam 23.297,78 TL (YİRMİÜÇBİNİKİYÜZDOKSANYEDİ Türk Lirası YETMİŞSEKİZ KURUŞ) nin işveren tarafından işçiye … İban nolu hesaba aktarılacağı” belirtilmiştir.
Davacı kendisine ödenen paranın fon parası olduğunu düşünerek kabul ettiğini, annesinin ameliyat hazırlık sürecinde kendisinin ve kız kardeşinin organ verici, annesinin ise alıcı olduğunu, o dönemde işsiz kalmasının muhtemel olduğunu, durumu kendi avukatına ve karşı tarafa ilettiğini, paraya ihtiyacı olduğunu bu nedenle ödenen parayı fon parası olarak kabul ettiğini, diğer işçilik alacaklarının kendisine ödenmediğini ifade etmiştir. Dosyada mevcut hastane kayıtlarına göre davacının annesi 07.04.2022 tarihinde karaciğer nakli ameliyatı olmuştur.
Sözleşmeyi sınırlandıran kavramlardan birisi de aşırı yararlanmadır. Bu kavramla sözleşme özgürlüğünün kötüye kullanılması önlenmek suretiyle sözleşme adaleti sağlanır. 6098 sayılı Kanun’un “Aşırı yararlanma” başlığını taşıyan 28. maddesine göre “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.” Anılan hükümle amaçlanan, sözleşme özgürlüğünden ahlâka aykırı biçimde yararlanma suretiyle zayıf durumdaki karşı tarafın sömürülmesini önlemektir (Necip Kocayusufpaşaoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Sözleşme, C. I, İstanbul, 7. Bası, 2017, s.484).
6098 sayılı Kanun’un 28. maddesi uyarınca aşırı yararlanmadan söz edebilmek için karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlığın bulunması (objektif şart), sömürülenin zayıf durumda olması (sömürülen açısından sübjektif şart) ve sömürenin, edimler arasındaki açık dengesizliği karşı tarafın zayıf durumundan bilerek yararlanmak suretiyle gerçekleştirmiş bulunması (sömüren açısından sübjektif şart) gerekir.
Arabuluculuk uyuşmazlık çözüm yöntemi çerçevesinde işçi ile işveren arasında yapılan anlaşmada (sözleşmede) edimler arasında oluşturulan açık oransızlıktan ne anlaşılması gerektiğine geçmeden önce, tarafların bu sözleşmedeki edimlerini değerlendirmekte yarar vardır. Bunun için öncelikle uyuşmazlığın kapsamı üzerinde durulmalıdır. Arabuluculuğa konu uyuşmazlıkta, genellikle işçi kanun ya da sözleşmeden doğan işe iade, tazminat ve alacaklarını istemektedir. İşveren ise işçi tarafından talep edilen hak ve alacakların hiç doğmadığı ya da kısmen veya tamamen ödendiğini savunmaktadır. Neticede uyuşmazlığın konusu işçinin hak ve alacaklarıdır. Arabuluculukta yapılan anlaşmada, işçinin hak ve alacaklarına karşılık bir miktar paranın ödenmesi kararlaştırıldığında; bu miktarın işçinin talep ettiği hak ve alacakların tam karşılığı olmaması hâlinde, sözleşmedeki edimler, işçinin alacağının bir kısmından feragat etmesi, işverenin de kararlaştırılan miktarı ödeme taahhüdünden oluşmaktadır. Öyleyse edimler arasında oransızlığın belirlenmesinde işçinin feragat ettiği miktar ile işverenin ödemeyi taahhüt ettiği miktar göz önünde bulundurulacaktır. Başka bir anlatımla işçinin edimi iş görmesinin karşılığı hak ettiği alacaklarından feragat etmesinden oluşmakta iken işverenin edimi genellikle kanundan doğan borcunun bir kısmını geç de olsa ödemesinden oluşmaktadır. Görüldüğü üzere işçi ve işveren arasında arabuluculukta yapılan anlaşmada edimler arasındaki ilişki klasik bir sözleşmenin edimler arasındaki ilişkiye benzememektedir.
Konuya arabuluculukta geçerli olan menfaat temeli açısından bakıldığında ise işçinin menfaati, alacağının feragat etmediği kısmına bir an önce kavuşmak iken işverenin menfaati daha çok ekonomiktir. Edimler arasındaki dengesizliğin tespitinde uyuşmazlığın bu niteliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir.
Kanunda açık oransızlık konusunda herhangi bir oran belirtilmemiştir. Öğretiye göre açık oransızlıktan "derhal herkesin gözüne çarpan" bir oransızlığı anlamak gerekir (Kocayusufpaşaoğlu, s.485). Söz konusu kavramla ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da, 06.11.1974 tarihli ve 1973/956 Esas, 1974/1146 Karar sayılı kararında “açıkça göze çarpacak bir farklılık” ibaresini kullanmıştır.
Bu açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; anlaşma belgesi uyarınca davalının kabulünde olan sadece kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti miktarı dahi dikkate alındığında, davacının sözleşmeyle feragat etmiş olduğu miktar ile işverenin ödediği tutar arasında açık bir oransızlık bulunduğu anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca aşırı yararlanmanın objektif şartının gerçekleşmiş olduğunun kabulü gerekir.
Başlıca geçim kaynağı ücret olan işçinin hak etmiş olduğu tazminat ve alacaklarının miktarını tam olarak bilen işverenin edimler arasında açık oransızlık oluşmasında, bilinçli hareket etmediğini kabul etmek güçtür. Bu nedenle edimler arasında aşırı derecede bir oransızlık söz konusu olduğunda, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklar bakımından, aşırı yararlanmanın subjektif unsurlarının ayrıca ispata gerek olmaksızın gerçekleştiği kabul edilmelidir. Kaldı ki somut olayda davacı işçi annesinin karaciğer nakli nedeniyle paraya ihtiyacının olduğu bir dönemde dava konusu sözleşmeyi imzaladığını ispatlamıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki sözleşmenin zayıf tarafının zorda kalması hâlinde, arabuluculuk görüşmelerinin avukatı aracılığıyla yürütülmesinin aşırı yararlanmanın varlığına bir etkisi söz konusu olamaz.1
Kaynaklar
- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2025/3257 E., 2025/5033 K., 16.06.2025 ↩