Arabulucu Tarafsızlığı Konusunda Şüphe Varsa Belirtmelidir#
Davalı vekili, arabulucunun davalı şirketin avukatı olduğunun davacı işçi tarafından bilinmesi gerektiğini ve buna rağmen arabulucu olarak seçildiğini, arabulucunun, taraflardan birinin avukatı olmasının arabuluculuk faaliyetine engel olmadığını savunmuştur.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 9/2. maddesine göre, “Arabulucu olarak görevlendirilen kimse, tarafsızlığında şüphe edilmesini gerektirecek önemli hal ve şartların varlığı halinde, bu hususta tarafları bilgilendirmekle yükümlüdür”. Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığının hazırladığı Arabulucular Etik Kurallarının 4. maddesinde, arabulucu ile taraflar arasında herhangi bir menfaat ilişkisi veya çatışmasının bulunmaması gerektiği açıklanmıştır. Arabulucu kendisi tarafından makul koşullarda bilinebilecek ve tarafsızlığı hakkında şüphe uyandırabilecek doğmuş veya doğabilecek menfaat ilişkisi veya çatışmasının varlığı halinde mümkün olan en kısa süre içinde tarafları bilgilendirmelidir.
Somut uyuşmazlıkta arabulucunun davalı şirketin avukatı olarak görev yaptığı halde arabuluculuk görüşmeleri öncesinde davacı tarafı bu yönde bilgilendirdiği ortaya konulamamıştır. Anlaşma belgesinde bu yönde bir açıklamaya yer verilmemiştir. Arabulucunun aynı zamanda diğer tarafın avukatı olduğu hususunda özellikle davacı tarafın açıkça bilgilendirildiğinin ve buna rağmen arabuluculuk görüşmelerine devam etmek istediğinin ispatı gerekir. Bu yönüyle ilgili mevzuat çerçevesinde arabulucunun tarafsızlığından şüphe duyulmasını gerektiren önemli hal ve şartların varlığı kabul edilmelidir.
…
Dosya içindeki bilgi ve belgeler ile aynı mahiyette olan ve aynı gün temyiz incelemesine tabi tutulan dört dosya kapsamından, davacının arabulucuya usulüne uygun bir başvurusunun olmadığı, yapıldığı belirtilen görüşmelerin tutanakta geçen adresten farklı yerde gerçekleştiği, üç yüz kadar işçiye aynı şekilde sırayla işyerinde belgelerin imzalatıldığı, anlaşma metninde yer aldığı halde davacı işçinin istifasına dair belgenin bulunmadığı, anlaşma belgesinin içeriğinin işçinin istifa ettiği/kıdem ihbar tazminatına hak kazanmadığı/kıdem tazminatının ödeneceği şeklinde çelişkiler içerdiği, sadece kıdem tazminatı ödenmesi öngörüldüğü halde diğer tazminat ve işçilik alacakları bakımından hakkın gerçekleşmediği veya karşılığının zamanında tam olarak ödendiği şeklinde sözcüklere yer verilerek Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde aykırı şekilde ibra etkisi kazandırılmaya çalışıldığı, kıdem tazminatı dışındaki tazminat ve alacaklarla ilgili olarak delil oluşturma ve dava açma yasağı oluşturma yönünde çaba içine girildiği anlaşılmaktadır.
Bütün bu işlemlerin davalı şirketin kayden avukatının arabuluculuğunda gerçekleştiği, arabulucunun davacı tarafı diğer tarafın avukatı olduğu konusunda bilgilendirdiğinin tespit edilemediği, emsal dosyalarda dinlenen tanık anlatımlarına göre, arabuluculuk görüşmelerinin hiç yapılmadığı, hatta arabulucunun da işçilerin imzaladığı aşamada işyerinde olmadığının beyan edilmesi karşısında; usulüne uygun bir arabuluculuk başvurusunun ve görüşmesinin yapılmadığı gibi mevzuat hükümleri çerçevesinde arabuluculuk anlaşma belgesinin düzenlenmediği sonucuna varılmaktadır.
Tüm bu tespitler karşısında; dava tarihi itibariyle taraflar arasında 6325 sayılı Kanun hükümleri dikkate alındığında, yapılan işlemler geçerli ihtiyari arabuluculuk faaliyeti olarak nitelendirilemez.
Kanun hükümlerine göre usulüne uygun bir başvuru olmadığı, arabuluculuk görüşmelerinin hiç yapılmadığı ve mevzuat hükümleri çerçevesinde usulüne uygun, geçerli bir tutanak düzenlenmediği ve dava tarihi itibari ile zorunlu arabuluculuk şartının henüz yürürlüğe girmediği de dikkate alınarak, davaya konu ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti yönünden işin esasına girilerek sonuca gidilmesi gerekirken, hukuken geçerli bir anlaşmanın varlığı kabul edilerek "arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılan konularda dava açılamayacağı" yönündeki gerekçeyle davanın usulden reddi hatalı olup, bu yönde ilk derece mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının BOZULMASINA karar vermek gerekmiştir.1
Arabulucunun Şirket Ortağının Eşi olması#
Dosya içinde davacının arabulucuya başvurusuna dair bir belgeye rastlanmamıştır. Somut uyuşmazlıkta arabulucunun davalı şirketin yönetim kurulu üyesi ve aynı zamanda avukatının eşi olarak görev yaptığı halde arabuluculuk görüşmeleri öncesinde davacı tarafı bu yönde bilgilendirdiği ortaya konulamamıştır. Anlaşma belgesinde bu yönde bir açıklamaya yer verilmemiştir. Arabulucunun bu hususta özellikle davacı tarafın açıkça bilgilendirildiğinin ve buna rağmen arabuluculuk görüşmelerine devam etmek istediğinin ispatı gerekir. Bu yönüyle ilgili mevzuat çerçevesinde arabulucunun tarafsızlığından şüphe duyulmasını gerektiren önemli hal ve şartların varlığı kabul edilmelidir.2
Aynı Konuda Daha Önce İhtiyari Arabuluculuk Yapılmışsa Dava Şartı Arabuluculukta Arabulucu Süreci Yürütmemelidir#
Arabulucu olarak görev yapan davacı tarafından, dava şartı arabuluculuğa konu uyuşmazlık hakkında daha önce yürütülen ihtiyari arabuluculuk süreci neticesince tarafların anlaşmaya varması nedeniyle, tarafları ve konusu aynı olan uyuşmazlık hakkında yeniden arabuluculuk süreci yürütüldüğünden bahisle 6325 Sayılı Kanun’un 21/2. maddesi gereğince uyarılmasına ilişkin Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın 20.01.2022 tarih ve E.70188868-2021/1-162/3221 Sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
Ankara 18. İdare Mahkemesi’nin 26/10/2022 gün ve E: 2022/1028, K: 2022/2432 Sayılı kararı ile; ihtiyari arabuluculuk kapsamında anlaşmaya varılması halinde tarafların dava açamayacağı açıkça düzenlenmiş iken zorunlu dava şartı olarak arabuluculuğa başvurulamayacağına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, anlaşma ile sonuçlanan arabuluculuk neticesinde tarafların dava yoluna başvurması halinde arabuluculuk sürecine ilişkin denetimin ilgili mahkemece yapılacağı, daha önce ihtiyari arabuluculuk kapsamında anlaşmaya varılması nedeniyle yeniden arabuluculuk sürecinin başlatılmasını yasaklayan bir hüküm bulunmaması ve bu husus haricinde davacının mevzuatta öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmediğine dair başkaca herhangi bir tespitin de bulunmadığı, aynı uyuşmazlık hakkında daha önce ihtiyari arabuluculuk kapsamında anlaşmaya varılması nedeniyle yeniden arabuluculuk süreci yürütüldüğünden bahisle davacının uyarılması yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Davalı idare istinaf başvuru dilekçesi ile; davacının 6325 Sayılı Kanun’dan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği, arabuluculuk süreci anlaşmayla sona eren bir konuda dava açılmasına sebebiyet verdiği ileri sürülerek kararın kaldırılması ve davanın reddi yolunda karar verilmesi istenilmektedir.
Dava; Arabulucu olarak görev yapan davacı tarafından, dava şartı arabuluculuğa konu uyuşmazlık hakkında daha önce yürütülen ihtiyari arabuluculuk süreci neticesince tarafların anlaşmaya varması nedeniyle, tarafları ve konusu aynı olan uyuşmazlık hakkında yeniden arabuluculuk süreci yürütüldüğünden bahisle 6325 Sayılı Kanun’un 21/2. maddesi gereğince uyarılmasına ilişkin Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın 20.01.2022 tarih ve E.70188868-2021/1-162/3221 Sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun “Görevin özenle ve tarafsız biçimde yerine getirilmesi” başlıklı 9.maddesinde;
“(1) Arabulucu görevini özenle, tarafsız bir biçimde ve şahsen yerine getirir.
(2) Arabulucu olarak görevlendirilen kimse, tarafsızlığından şüphe edilmesini gerektirecek önemli hâl ve şartların varlığı hâlinde, bu hususta tarafları bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu açıklamaya rağmen taraflar, arabulucudan birlikte talep ederlerse, arabulucu bu görevi üstlenebilir yahut üstlenmiş olduğu görevi sürdürebilir.
(3) Arabulucu, taraflar arasında eşitliği gözetmekle yükümlüdür.
(4) Arabulucu, bu sıfatla görev yaptığı uyuşmazlıkla ilgili olarak açılan davada, daha sonra taraflardan birinin avukatı olarak görev üstlenemez.” hükmüne;
“Arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi” başlıklı 15.maddesinde,
“(1) Arabulucu, seçildikten sonra tarafları en kısa sürede ilk toplantıya davet eder. (2) Taraflar, emredici hukuk kurallarına aykırı olmamak kaydıyla arabuluculuk usulünü serbestçe kararlaştırabilirler.
(3) Taraflarca kararlaştırılmamışsa arabulucu; uyuşmazlığın niteliğini, tarafların isteklerini ve uyuşmazlığın hızlı bir şekilde çözümlenmesi için gereken usul ve esasları göz önüne alarak arabuluculuk faaliyetini yürütür.
(4) Niteliği gereği yargısal bir yetkinin kullanımı olarak sadece hâkim tarafından yapılabilecek işlemler arabulucu tarafından yapılamaz…” hükmüne,
“Arabuluculuğun sona ermesi” başlıklı 17.maddesinde,
“(1) Aşağıda belirtilen hâllerde arabuluculuk faaliyeti sona erer: a) Tarafların anlaşmaya varması. b) Taraflara danışıldıktan sonra arabuluculuk için daha fazla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunun arabulucu tarafından tespit edilmesi. c) Taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi. ç) Tarafların anlaşarak arabuluculuk faaliyetini sona erdirmesi. d)Uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığının tespit edilmesi.
(2) Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı bir tutanak ile belgelendirilir. Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanır. Belge taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanır…” hükmüne,
“Tarafların anlaşması” başlıklı 18.maddesinde,
“(1) Arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. (2) Taraflar arabuluculuk faaliyeti sonunda bir anlaşmaya varırlarsa, bu anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesini talep edebilirler. Dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuşsa, anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden talep edilebilir. Davanın görülmesi sırasında arabuluculuğa başvurulması durumunda ise anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir. Bu şerhi içeren anlaşma, ilam niteliğinde belge sayılır…
(5) Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” hükmüne,
“Arabulucular sicilinden silinme” başlıklı 21. maddesinde,
“(1) Daire Başkanlığı, arabuluculuk için aranan koşulları taşımadığı hâlde sicile kaydedilen veya daha sonra bu koşulları kaybeden arabulucunun kaydını siler.
(2)Daire Başkanlığı, bu Kanunun öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmediğini tespit ettiği arabulucuyu yazılı olarak uyarır; bu uyarıya uyulmaması hâlinde arabulucunun savunmasını aldıktan sonra, gerekirse adının sicilden silinmesini Kuruldan talep eder.
(3)Arabulucu, arabulucular sicilinden kaydının silinmesini her zaman isteyebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Ayrıca Türkiye Arabulucular Etik Kuralları’nın “Sürecinin Niteliği ve Görevin Özenle Yerine Getirilmesi” başlıklı 5. maddesinde de, arabulucunun, görevini şahsen, özenle, makul sürede, güven içinde, tarafların etkin katılımıyla, hakkaniyete uygun, taraflara yeterli söz hakkı vererek ve katılımcılar arasında karşılıklı saygı gösterilmesini sağlayacak biçimde yerine getireceği, arabulucunun, arabuluculuk görevini, arabuluculuk süreci ile ilgili tüm ön hazırlıklarını tamamladıktan sonra ve arabuluculuk sürecini yürütmek için gerekli zamana sahip olduğunda kabul etmesi gerektiği öngörülmüştür.
Dava dosyasındaki belge ve bilgilerin incelenmesinden; dava dışı tasfiye halinde Hayal Sahnesi Kültür Sanat ve Eğitim Hizmetleri Limited Şirketi tarafından yapılan 30/12/2020 tarihli şikayeti üzerine başlatılan soruşturma neticesinde davacının arabuluculuk sürecini yasa ve yönetmelik hükümlerine uygun şekilde yürütmediği, daha önce dava şartı arabulucuğa konu uyuşmazlık hakkında ihtiyari arabuluculuk süreci yürütüldüğü, taraflar arasında anlaşmaya varıldığı, görüşme öncesi bu hususta kendisine bilgi verildiği, tarafları ve konusu aynı olan uyuşmazlık hakkında yeni bir arabuluculuk süreci yürütüldüğü, mevzuata ve arabuluculuk etik kurallarına uygun biçimde davranılmadığı ve davacının görevini özenle yerine getirmediği gerekçesiyle 6325 Sayılı Kanun’un 21.maddesinin ikinci fıkrası gereğince, davacının uyarılmasına ilişkin Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın 20.01.2022 tarih ve E.70188868-2021/1-162/3221 Sayılı işleminin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, arabulucu olan davacının, daha önce dava şartı arabuluculuğa konu uyuşmazlık hakkında ihtiyari arabuluculuk sürecinin yürütülmesine, taraflar arasında anlaşmaya varılmasına ve bu durumun kendisine bildirilmesine rağmen, tarafları ve konusu aynı olan uyuşmazlık hakkında yeni bir arabuluculuk süreci yürüttüğü ve dava açılmasına sebebiyet verdiği, dolayısıyla mevzuata ve etik kurallara uygun bir davranış sergilemediği gibi arabuluculuk görevini de özenle yerine getirmediği görülmektedir.
Bu durumda, arabulucu olarak görev yapan davacının, dava şartı arabuluculuğa konu uyuşmazlık hakkında daha önce yürütülen ihtiyari arabuluculuk süreci neticesince tarafların anlaşmaya varmasına ve bu durumun kendisine bildirilmesine rağmen, tarafları ve konusu aynı olan uyuşmazlık hakkında yeniden arabuluculuk süreci yürüttüğünden bahisle 6325 Sayılı Kanun’un 21/2. maddesi gereğince uyarılmasına ilişkin Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın 20.01.2022 tarih ve E.70188868-2021/1-162/3221 Sayılı işleminde hukuka aykırılık, aksi yöndeki istinafa konu idare mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.3
Arabulucu Aynı Zamanda Bir Tarafın Avukatı İse Arabuluculuk Geçersizdir#
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; iptali istenen ihtiyari arabuluculuk tutanağını düzenleyen arabulucunun düzenleme tarihinde davalı yanın vekilliğini yaptığı hususunun taraflar arasında tartışmasız olması karşısında; iptali istenen tutanaktaki açıklamalar ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında bulunan emredici düzenleme ve 6098 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin birinci fıkrasında bulunan düzenleme itibarıyla kesin hükümsüzlük söz konusu olduğu, bu nedenle İlk Derece Mahkemesinin hükmünün yerinde bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline karar verilmiştir.
6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinin "Kesin hükümsüzlük" kenar başlıklı birinci fıkrası şöyledir:
"Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmelere kesin olarak hükümsüzdür."
Değerlendirme
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.4
Arabulucu ile Karşı Taraf Vekilinin Aynı Arabuluculuk Bürosunun Ortağı Olması Tarafsızlığı Zedeler#
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı taraf kendisine bilgilendirme yapılmadan ve iradesi fesada uğratılarak arabuluculuk anlaşma tutanağının imzalatıldığını iddia etmiş ise de bu hususta dinletmiş olduğu tanığın davacının kızı olduğu ve bu tanığın talimatla alınan beyanında da davacı babasına birtakım evrakların acele ettirilerek okumadan imzalatıldığını beyan ettiği, diğer taraftan arabulucu ile davalı vekilinin aynı binada bulunmasının tek başına arabuluculuk işlemlerini sakatlamayacağı, tanık beyanı ve tüm dosya kapsamından arabuluculuk işlemlerinin usule aykırı yapıldığı ve irade fesadı iddiasının usulünce ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının iş sözleşmesinin 30.04.2023 tarihinde davalı işverence sonlandırıldığı, davaya konu 02.05.2023 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanağını düzenleyen arabulucu ile davalı vekilinin, arabuluculuk faaliyetinin yürütüldüğü ve tutanakların düzenlendiği arabuluculuk bürosundaki beş ortaktan ikisi oldukları, tutanaklarda yer aldığı üzere arabulucunun adresi başka bir adres olmasına rağmen arabuluculuk görüşmelerinin söz konusu arabuluculuk bürosunda yapıldığı, arabulucuyu belirleyen davacının arabulucuya ücret ödediğine dair dosyada hiçbir bilgi ve belge bulunmadığı, yapılan bu yöndeki araştırmaya arabulucu tarafından gizlilik yükümlülüğü öne sürülerek açıkça cevap verilmemesinin davacı tarafça böyle bir ödemenin yapılmadığına delalet teşkil ettiği, davacı tanık beyanı ve dosya kapsamına göre Bursa Merkez'e 60 km mesafedeki ilçede bir çiftlikte kâhya olarak çalışan davacının davalı vekilinin de bürosunun olduğu aynı binanın bir üst katındaki ofiste arabuluculuk sürecine iştirak ettirilmesinin arabuluculuk sürecinin davalı tarafça organize edildiği konusunda güçlü bir karine oluşturduğu, tanık beyanında belirtilen somut olaylar da dikkate alındığında yaşanan sürecin Kanun'un aradığı anlamda gerçek bir arabuluculuk süreci olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Değerlendirme ve Gerekçe: Uyuşmazlık, dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/5 hükmü uyarınca geçerli bir anlaşma belgesi olup olmadığına ve iptalinin gerekip gerekmediğine ilişkindir
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.5
İşveren Yetkilisinin Arabulucuyu Önceden Ayarladığını İkrar Etmesi Süreci Geçersiz Kılar#
Değerlendirme ve Gerekçe: Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk tutanağının (anlaşma belgesinin) geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir Somut olayda, davalı tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna davacının 18.07.2023 tarihinde (5) koduyla işten çıkışının bildirildiği, ihtiyari arabuluculuk görüşmelerinin 19.07.2023 tarihinde başladığı ve yine son tutanağın aynı tarihte düzenlendiği anlaşılmaktadır. Dinlenen davalı tanığı A.Ö de beyanında, davalı Şirketin yetkilisi olduğunu, davacıyı işten çıkaracaklarını ve iş sözleşmesinin sonlandırılmasına ilişkin arabuluculuk görüşmeleri yapılması gerektiğini davacıya bizzat kendisinin ilettiğini, davacıyla bu konuşmayı yapmadan önce ortağı ile arabuluculuk görüşmelerinin ne şekilde yapılacağına ilişkin konuştuklarını ve arabulucuyu ayarladıklarını beyan etmiştir. Belirtilen gerekçelerle somut olayda 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümlerine uygun bir arabuluculuk faaliyetinden söz etmek mümkün değildir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında, son tutanak tarihi 19.07.2023 tarihi olmasına rağmen işten ayrılış bildirgesinin 20.07.2023 tarihinde verildiği gerekçesiyle ihtiyari arabuluculuğun ve buna ilişkin sürecin amacına uygun işletilmediğinin belirtilmesi hatalı ise de karar sonuca itibarıyla yerinde görülmüştür.6
Arabulucunun Şirketin Avukatı Olduğunun Tutanakta Yazması ve İşçinin Bilmesi Tarafsızlık Şartını Ortadan Kaldırmaz#
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri dikkate alındığında, taraflar arasında yapılan işlemlerin geçerli ihtiyari arabuluculuk faaliyeti olarak nitelendirilemeyeceği, zira müzakere sürecinin davacının Türkiye'ye geldiği gün davalının, aynı zamanda vekili olan arabulucuya başvurusu ile başlayıp tamamlanmış olması ve irade fesadına ilişkin iddianın tanık beyanlarıyla doğrulanması karşısında ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının davacının iradesi sakatlanarak düzenlendiği değerlendirilerek davanın kabulüne ve taraflar arasında düzenlenen ihtiyari arabuluculuk tutanağı ve eklerinin iptaline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu ihtiyari arabuluculuk belgelerinin yasal prosedürlere uyulmaksızın düzenlendiği, arabulucunun aynı zamanda Şirketin avukatı olduğunun da anlaşıldığı, her ne kadar arabuluculuk anlaşma belgesinde arabulucunun aynı zamanda arabulucuya başvuran şirketin yani davalı işverenin vekili olduğu açıkça belirtilmiş ise de davacı işçinin bunu biliyor olmasının 6325 sayılı Kanun'da öngörülen "tarafsız ve bağımsız olan üçüncü kişi" şeklindeki düzenlemenin bertaraf edildiği anlamına gelmediği, bu hâliyle dosyaya sunulan ihtiyari arabuluculuk belgelerinin yasal şartları taşımadığının anlaşıldığı, ayrıca söz konusu belgeler açısından davacı işçinin iradesinin sakatlandığı, dosya kapsamına göre davacının iddiasını ispat ettiği, İlk Derece Mahkemesince belgelerin iptaline karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Değerlendirme ve Gerekçe: Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenmiş ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.7
Kaynaklar
- Yargıtay 9. HD 2019/3694 E. 2019/1304 K. ↩
- Sakarya BAM, 10. HD., E. 2019/2990 K. 2020/1173 ↩
- Ankara BİM 10. İdari Dava Dairesi 2022/6771 E., 2022/5975 K. ↩
- Yargıtay 9. HD 2023/12759 E. 2023/18694 K. ↩
- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2025/4353 E., 2025/5836 K., 03.07.2025 ↩
- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2025/4473 E., 2025/5599 K., 30.06.2025 ↩
- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2025/6319 E., 2025/8711 K., 17.11.2025 ↩