İçeriğe geç
Kale Hukuk KALE HUKUK

Arabuluculukta Taraflar ve Taraf Sıfatı

Arabuluculuk 14 dk okuma

İşveren Vekili Yetki Belgesi Yoksa Davada Yetki Belgesi De Araştırılmalıdır#

Talep dilekçesinin karşı tarafa tebliği edilmemesi nedeniyle hukuki dinlenilme hakkı ihlal edildiği gibi arabuluculuk anlaşma belgesinde işveren adına hareket eden K.K.'nin yetki belgesinin bulunmadığı, K.K.'nin şirket yetkilisi olup olmadığı yönünden yetki belgesinin istenilmesi gerektiği, eksik inceleme ile karar verildiği anlaşıldığından karşı taraf vekilinin istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılıp gönderilmesi gerekmiştir.1

Taraflar Ve Arabulucu Sürece Katılmalıdır#

Uygulamanın üç yüz kadar işçi için aynı anda yapıldığı da dikkati çeken bir durumdur.

Arabuluculuk görüşmelerinin ..... adresinde yürütülmesi kararlaştırıldığı halde davacı vekili duruşmadaki beyanında, belgenin işyerinde ve personel müdürü tarafından imzalatılmak suretiyle hazırlandığını, arabulucunun aynı adreste olmadığını ve işveren yönetim kurulu üyesi ile hiçbir görüşme yapılmadığını ileri sürmüştür. Davalı vekili de aynı celsede, görüşmelerin şirket idari binasında yapıldığını, yaklaşık üç yüz işçi ile sırayla anlaşma tutanağı düzenlendiğini açıklamıştır.

…

Davacı vekili dosyaya istinaf incelemesi öncesinde emsal dosyalarda dinlenen tanık beyanlarını sunmuş olup; emsal dava dosyalarında davacı tanıkları beyanlarında; şirket idari binasında personel müdürü ile bazı çalışanlar tarafından anlaşma tutanaklarının kendilerine imzalatıldığını, arabuluculuk görüşmeleri yapılmadığını, toplantıda şirket yönetim kurulu üyesi ile arabulucunun olmadığını ve imzalarının da o aşamada bulunmadığını açıklamışlardır. Emsal dosyada ifadeleri alınan davalı tanıklarından R.B., anlaşma belgesinin şirket insan kaynakları biriminde işçilere imzalatıldığını, imza aşamasında şirket yönetim kurulu üyesi, şirket avukatı ve arabulucunun bulunmadığını, o dönemde arabulucunun doğum yaptığını evrakların sonradan davacı işçi dışındakilere imzalatıldığını açıklamıştır. Davalının diğer tanığı da anlaşma belgesini imzaladığı anda davalı şirketin yönetim kurulu üyesi ile bir avukatın hazır olduğunu, arabulucunun olup olmadığını hatırlamadığını, işyerinde arabuluculuk toplantısı yapıldıysa da kendisinin katılmadığını beyan etmiştir.

…

Dosya içindeki bilgi ve belgeler ile aynı mahiyette olan ve aynı gün temyiz incelemesine tabi tutulan dört dosya kapsamından, davacının arabulucuya usulüne uygun bir başvurusunun olmadığı, yapıldığı belirtilen görüşmelerin tutanakta geçen adresten farklı yerde gerçekleştiği, üç yüz kadar işçiye aynı şekilde sırayla işyerinde belgelerin imzalatıldığı, anlaşma metninde yer aldığı halde davacı işçinin istifasına dair belgenin bulunmadığı, anlaşma belgesinin içeriğinin işçinin istifa ettiği/kıdem ihbar tazminatına hak kazanmadığı/kıdem tazminatının ödeneceği şeklinde çelişkiler içerdiği, sadece kıdem tazminatı ödenmesi öngörüldüğü halde diğer tazminat ve işçilik alacakları bakımından hakkın gerçekleşmediği veya karşılığının zamanında tam olarak ödendiği şeklinde sözcüklere yer verilerek Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde aykırı şekilde ibra etkisi kazandırılmaya çalışıldığı, kıdem tazminatı dışındaki tazminat ve alacaklarla ilgili olarak delil oluşturma ve dava açma yasağı oluşturma yönünde çaba içine girildiği anlaşılmaktadır.

Bütün bu işlemlerin davalı şirketin kayden avukatının arabuluculuğunda gerçekleştiği, arabulucunun davacı tarafı diğer tarafın avukatı olduğu konusunda bilgilendirdiğinin tespit edilemediği, emsal dosyalarda dinlenen tanık anlatımlarına göre, arabuluculuk görüşmelerinin hiç yapılmadığı, hatta arabulucunun da işçilerin imzaladığı aşamada işyerinde olmadığının beyan edilmesi karşısında; usulüne uygun bir arabuluculuk başvurusunun ve görüşmesinin yapılmadığı gibi mevzuat hükümleri çerçevesinde arabuluculuk anlaşma belgesinin düzenlenmediği sonucuna varılmaktadır.

Tüm bu tespitler karşısında; dava tarihi itibariyle taraflar arasında 6325 sayılı Kanun hükümleri dikkate alındığında, yapılan işlemler geçerli ihtiyari arabuluculuk faaliyeti olarak nitelendirilemez.

Kanun hükümlerine göre usulüne uygun bir başvuru olmadığı, arabuluculuk görüşmelerinin hiç yapılmadığı ve mevzuat hükümleri çerçevesinde usulüne uygun, geçerli bir tutanak düzenlenmediği ve dava tarihi itibari ile zorunlu arabuluculuk şartının henüz yürürlüğe girmediği de dikkate alınarak, davaya konu ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti yönünden işin esasına girilerek sonuca gidilmesi gerekirken, hukuken geçerli bir anlaşmanın varlığı kabul edilerek "arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılan konularda dava açılamayacağı" yönündeki gerekçeyle davanın usulden reddi hatalı olup, bu yönde ilk derece mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının BOZULMASINA karar vermek gerekmiştir.2

Site Yönetiminde Taraf Sıfatı#

9. Somut uyuşmazlıkta davacının, işçilik alacaklarına ilişkin dava şartı arabuluculuk başvurusunda kat maliki M. S. ‘nu taraf gösterdiği, arabuluculuk görüşmelerinin davacı ile kat maliki M. S. arasında yapıldığı ancak davacının konut kapıcısı olarak çalıştığını ileri sürdüğü taşınmazın tek malikinin M. S. olmadığı, 634 sayılı Kanun kapsamında 33 bağımsız bölümden oluşan söz konusu taşınmazın 15 bağımsız bölümünün M. S. ‘na ait olduğu, davacı ile kat maliki M. S. arasında yapılan arabuluculuk görüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlanması üzerine … Sitesi Yöneticiliği aleyhine husumet yöneltilerek dava açıldığı, kat maliki M. S. tarafından davalı .. Sitesi Yöneticiliği adına davaya cevap dilekçesi verilmiş ise de karar defterine göre davacının çalıştığı taşınmazın yöneticisinin dava dışı M. S.U. olduğu anlaşılmıştır.

10. Bölge Adliye Mahkemesince; dava şartı arabuluculuk görüşmelerinin kat maliklerini temsil yetkisine sahip yönetici ile yapılmadığı hâlde yönetici aleyhine husumet yöneltilerek dava açıldığından bahisle dava şartının gerçekleşmediği kabul edilmiş ise de davacı işçinin kat maliki M. S. ile dava konusu asgari geçim indirimi alacağı dışındaki tüm alacaklar yönünden arabuluculuk sürecini işlettiği anlaşılmış olup bu nedenle kat maliki M. S. yönünden asgari geçim indirimi alacağı dışındaki tüm alacaklar için arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği kabul edilmelidir. Ancak kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığı anlaşılan hatasından kaynaklı olarak davacı vekiline 6100 sayılı Kanun’un 124 üncü maddesine göre taraf değişikliği için kesin süre verilmeli ve daha sonra işin esası incelenmelidir.3

Adi Ortaklık#

Adi Ortaklıkta Tüm Taraflara Dava Açılacaksa Tüm Taraflar Arabuluculuk Sürecine Dahil Edilmelidir#

Buna göre; medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ya da tüzel kişi davada taraf ehliyetine sahip kabul edilmelidir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 520 (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620) ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklığın taraf ehliyeti yoktur. Bu nedenle, adi ortaklığa ilişkin davalarda, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri gerekir. Adi ortaklık tarafından açılacak davaların iştirak halinde mülkiyet hükümleri gereği bütün ortaklar tarafından birlikte açılması gerekir.

Adi ortaklığa karşı açılacak davalar yönünden ise; ikili bir ayrım yapmak gerekecektir. Davanın konusu paradan başka bir şey ise davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması (mecburi dava arkadaşlığı), davanın konusu para ise; ortaklar hu borçtan müteselsil sorumlu bulunduklarından ortaklardan biri, bazıları ya da tümüne karşı (ihtiyari dava arkadaşlığı) dava açılabilecektir. " 5.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620 ila 645 inci maddeleri.

6. 6098 sayılı Kanun'un "Temsilin sonuçlan" kenar başlıklı 638 inci maddesinin ilgili kısımları şu şekildedir: "Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur.

Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar."

7. 6098 sayılı Kanun'un 163’üncü maddesi ise şöyledir: "Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder".

8. Dairemizin 21.12.2020 tarihli ve 2017/20491 Esas, 2020/19203 Karar sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: Sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 638. maddesine göre; ortaklık sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça adi ortaklar birlikte ya da temsilci vasıtasıyla üçüncü kişilere karşı deruhte etmiş oldukları borçlardan müteselsilen sorumlu olurlar. Bu hükme göre alacağa ilişkin bu davanın adi ortakların müteselsil sorumluluğuna dayalı olarak her birine karşı açılması mümkündür."

Değerlendirme

1.Somut uyuşmazlıkta davacı, davalı Şirket, ....Şirket, ...Şirketi'nin asıl işveren, diğer davalı ... Şirketi'nin alt işveren olduğu iddiasıyla işçilik alacaklarının davalılardan müştereken müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

2. Yargılama sırasında davalı Şirketi, Şirketi, Şirketi ile dava dışı... Şirketi arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğu tespit edildiğinden anılan Şirket davaya dahil edilerek yargılama sürdürülmüş ve netice olarak hüküm altına alınan alacakların davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

İlamın İlgili Hukuk bölümünün (4) numaralı paragrafında yer verilen kararda da belirtildiği gibi, adi ortaklığı oluşturan şirketler aleyhine açılan davanın konusu para ise davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması zorunlu değildir. Bu halde ortaklar bu borçtan müteselsil sorumlu bulunduklarından ortaklardan biri, bazıları ya da tümüne karşı dava açılabilecektir. Keza ortaklar arasında mecburi dava arkadaşlığından değil ihtiyari bir dava arkadaşlığından söz edilebilir.

Dava işçilik alacaklarının tahsiline ilişkin olup konusu para olan davada adi ortaklar arasında zorunlu bir dava arkadaşlığı söz konusu değildir. Bu durumda Mahkemece dava dışı adi ortağın davaya dahil edilmesi ve bu Şirket aleyhine hüküm kurulması yerinde değildir.

Kaldı ki somut olayda dava dışı ... Şirketi aleyhine sürdürülen bir arabuluculuk faaliyeti bulunmamaktadır. Davanın açıldığı tarih itibarıyla arabuluculuk dava şartı olup anılan Şirket bakımından arabuluculuk dava şartı da gerçekleşmemiştir.

Mahkemece bu Şirketin davaya dahil edilmesi hatalı olduğu gibi arabuluculuk dava şartı mevcut olmadığı halde davanın esasına yönelik hüküm kurulması da isabetsizdir.4

Asıl İşveren Alt İşveren#

Anlaşamama Durumunda İki Tarafın Da Katılması Zorunlu Değildir#

Asıl-alt işveren ilişkisi bulunan hallerde sadece anlaşma durumunda arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmaları gerekir. Somut olayda arabuluculuk başvurusunun anlaşamama ile sonuçlandığı bu durumda asıl işverenin arabuluculuk görüşmelerine katılması dava şartının gerçekleşmesi açısından aranmayacaktır.5

İşe İade Davasında Zorunlu Dava Arkadaşlığı#

İşe iade davalarında asıl işveren ile alt işveren arasında şekli anlamda zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmaları ve iradelerinin birbirine uygun olmasının aranması gerekir.6

Kamu kurumlarında tüzel kişiliği olmayan kuruma karşı arabuluculuk başvurusu yapılamaz#

Somut uyuşmazlıkta dava dilekçesinde, davalı olarak "... Bakanlığına izafeten İstanbul İl ... Müdürlüğü ... Fizik Tedavi Hastanesi" belirtilmiş ve dava dilekçesi de ... Fizik Tedavi Hastanesinin adresine tebliğe çıkartılmıştır. 09.03.2018-12.03.2018 tarihleri arası süren arabuluculuk görüşmesinin de ... Fizik Tedavi Hastanesi yetkilisi ile yapılmış olduğu, davalı Bakanlığa yönelik bir bildirimde bulunulmadığı, dolayısıyla Bakanlık vekillerinin görüşmelere katılmadıkları anlaşılmaktadır. Nitekim İlk Derece Mahkemesinin 13.12.2019 tarihli ilk kararına yönelik Bakanlık tarafından dosyada tebligatların tüzel kişiliği bulunmayan davacının çalıştığı Hastaneye yapıldığı ve davanın taraf teşkili sağlanmadan karara bağlandığı gerekçesiyle yapılan istinaf başvurusu, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kabul edilerek taraf teşkili sağlanmak suretiyle davanın yeniden görülmesi için İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı doğrultusunda yeniden yapılan yargılama sırasında ise davacı vekilince, ilk arabuluculuk sürecindeki eksikliklerin kendi hataları olmadığı ileri sürülerek Bakanlık ve davalı Şirket avukatlarının telekonferansla görüşmeye katıldıkları 28.08.2023 tarihli yeni bir arabuluculuk son tutanağı ibraz edilmiştir. Ne var ki somut uyuşmazlıkta dava açılırken yerine getirilmiş olması gereken arabuluculuk faaliyetinin temsilcide yanılma sonucunda davalı Bakanlığa karşı yürütülmediği anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesinin 06.04.2023 tarihli kaldırma kararından sonra yapılan yargılamada maddi anlamda bir taraf değişikliği söz konusu olmadığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesine göre yapılan iradi taraf değişikliği hâllerinden farklı olarak yeni bir dava açıldığından söz edilmesi de mümkün değildir. Bu hâlde arabuluculuk dava şartının sonradan tamamlanmasının imkân dâhilinde olmadığı dikkate alınarak, davalı Bakanlık bakımından dava şartı yokluğundan davanın usul yönünden reddi gerekirken yazılı şekilde verilen karar hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.7

Yabancı Uyruklular#

Salt yabancı uyruklu olup olmadığına değil Türkçe bilip bilmediğine bakılmalıdır#

Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 26.11.2019 tarihli arabuluculuk belgesinin tanzim edildiğini, davacının Türkçe bilgisinin olmadığını, arabuluculuk anlaşma belgesinin avukatsız ve tercümansız olarak davacıya imzalatıldığını, eşitlik ilkesine aykırı davranıldığını, sözleşme ve arabuluculuk tutanağının geçersizlik şartlarının oluştuğunu ileri sürerek arabuluculuk belgesinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hata iddiasının ispata muhtaç olduğu, davacının basiretli davranma yükümlülüğünün bulunduğu, sözleşmenin sözleşme yapma özgürlüğü çerçevesinde yapılmış olduğu, dinlenen tanık beyanlarından irade fesadı halinin anlaşılamadığı, davacının duruşmada dinlenmesi sonucunda mahkemece söz konusu belge içeriğini anlayabilecek durumda olduğunun değerlendirildiği, anlaşma belgesi altındaki imzanın inkar edilmediği, dava dilekçesi ekinde sunulu vekaletname örneğinde de tercüman bulunmadığı, tercüman bulunmaksızın resmi işlemlerde imza attığı, buna göre irade fesadı iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında görüşmeler neticesinde düzenlenen 26.11.2019 tarihli arabuluculuk anlaşma tutanağının taraflar arasında kurulmuş özel hukuka tabi bir sözleşme olduğu, davacı yeterli derece Türkçe bilmemesi sebebiyle iradesinin sakatlandığını ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 30 uncu maddesi uyarınca sözleşmenin yanılma sebebiyle geçersiz olduğunu iddia etmiş ise de, hangi hususlarda yanıldığına dair somut bir açıklama yapmadığı, arabuluculuk faaliyetinin 11.11.2019 tarihli "Bilgilendirme Tutanağı" ile başladığı ve aynı tarihte ilk oturumun gerçekleştirildiği, 18.11.2019 tarihinde ikinci oturumun, 26.11.2019 tarihinde ise üçüncü oturumun yapıldığı ve bu tarihte arabuluculuk son tutanağı ile arabuluculuk anlaşma tutanağının düzenlendiği, davacının bilgilendirme tutanağından itibaren yapılan açıklamaları anlamadığına ve tercüman talep ettiğine dair bir itirazı olmadığı gibi, görüşmelere kendisi tarafından görevlendirilen tercüman ile katılabilecekken tüm oturumlara şahsen katıldığı, tutanakları imzaladığı ve imzasını inkar etmediği, Mahkemece de açıklandığı üzere ticari iş ve işlemlerini tercümansız gerçekleştirdiği, arabuluculuk faaliyeti kapsamında arabulucu tarafından, taraflara avukat görevlendirileceğine dair yasal bir düzenleme olmadığı, arabuluculuk faaliyetinin usulüne uygun şekilde yürütüldüğü, davacının soyut yanılma iddiasını ispat edemediği ve Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.8

Tarafta Yanılma, arabuluculuğu geçersiz kılar#

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı tarafından, davalı Dernek ile arabuluculuk görüşmelerinin yapılmadığı, bu nedenle davanın usulden reddi gerektiği ileri sürülmüş ise de arabuluculuk ve dava süresinde Kulüp tarafından vekâletname sunulduğu, davacının işe giriş bildirgesi ve ücret bordrolarında Dernek ünvanı olarak yer aldığı, her ne kadar Kulüp ünvanı ile vekâletname sunulmuş ise de tüzel kişiliğin Derneğe ait olduğu, yargılama sürecinin Kulüp vekili tarafından yürütüldüğü, bu yönden arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği kanaatine varıldığı, zamanaşımı, hizmet süresi, ücret miktarı ve hüküm altına alınan alacaklar yönünden İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinin isabetli olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Somut uyuşmazlıkta; davacı tarafça sunulan arabuluculuk son tutanağından, dava şartı arabuluculuk sürecinin ... Spor Kulübü ile yürütüldüğü ve süreç sonunda anlaşma sağlanamadığı anlaşılmaktadır. İşçilik alacaklarına ilişkin davanın ise ... Spor Kulübü Derneğine karşı açıldığı görülmektedir.

7036 sayılı Kanun'un 3/1 hükmü uyarınca işçi işveren alacaklarına ilişkin davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olup arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde, herhangi bir işlem yapılmaksızın, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir. Davalı ... Derneği yönünden dava şartı arabuluculuk süreci yürütülmediğinden, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile esasa girilerek sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.9

Okuma yazma bilmeyenler için arabuluculuk usulü#

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı okuma yazma bilmediğini iddia ederek gabin iddiasında bulunduğunu, yazılan müzekkerelere Millî Eğitim Bakanlığı tarafından verilen cevaptan davacının diplomasının ve devam ettiği kursun olmadığı, ... Tapu Müdürlüğü tarafından verilen cevap ve gönderilen belgelerden davacının Kasım/2006 tarihli resmî senetle okuma yazma bilmeyenler için düzenlenen usulle işlem yaptığının görüldüğü, 6100 sayılı Kanun’un 206. maddesinde okuma ve yazma bilmeyenlerin yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesinin noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlı olduğunun düzenlendiğini, tanıkların beyanları ile müzekkere cevapları birlikte değerlendirildiğinde davacının okuma yazma bilmediği, düzenlenen ihtiyari arabuluculuk tutanağının okuma yazma bilmeyenler için düzenlenmesi gereken usul ile düzenlenmediği, davacının imzasının okuma yazma bilmemesi nedeniyle geçerli olmadığı, arabuluculuk sürecinin usulüne uygun yürütülmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle arabuluculuk tutanağının iptaline ilişkin talebin kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı tanıklarının beyanından arabuluculuğa davacı tarafından başvurulmadığı, davalının çalıştığı arabulucuya birlikte gittikleri, anlaşma belgesinde; davalı işyerinde 18.05.2013-28.07.2023 tarihleri arasında çalışan davacının iş sözleşmesinin emeklilik sebebiyle sona erdiğinin, davacıya toplam 30.000,00 TL kıdem tazminatı ödemesi yapılacağının, söz konusu miktarın banka hesabına yatırılması akabinde davacının işverenden ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, asgari geçim indirimi, ücret, yıllık ücretli izin, boşta geçen süre ücreti, prim, ikramiye ve diğer işçilik tazminat ve alacaklarına yönelik bir alacağının kalmadığını kabul etmiş olduğunu içerdiği, iş sözleşmesinin 28.07.2023 tarihinde son bulduğu, arabuluculuk sürecinin 09.08.2023 tarihinde başladığı ve aynı gün sona ererek imzalandığı, başvurunun davalı işverenden geldiği, tutanak ile davacının hizmet süresine göre kazanacağı kıdem tazminatından çok daha düşük bir kıdem tazminatı ödemesi yapılmakla birlikte bu ödemeye bağlı olarak davacının tüm diğer işçilik alacaklarından vazgeçtiğine dair beyanının da alındığı, arabuluculuk sisteminin iş sözleşmesinin sona erdirilmesi veya iş sözleşmesinden doğan alacaklara ilişkin ödeme belgelerinin düzenlenmesi amacıyla kullanılacak bir yöntem olmadığı, salt ödemeyi belgelendirmek amacıyla yapılan bu uygulamanın bir uyuşmazlığı çözmeye yönelik bir yöntem değil aksine işverenin borcu ifâ işlemine arabuluculuk anlaşma belgesi niteliği kazandırmak amacıyla başvurduğu bir yöntem olarak değerlendirilmesi gerektiği, davacı için 2006 yılında ... Tapu Müdürlüğünde okuma yazma bilmeyenler için düzenlenen usulle işlem yapıldığı, düzenlenen ihtiyari arabuluculuk tutanağının okuma yazma bilmeyenler için düzenlenmesi gereken usul ile düzenlenmediği, buna göre İlk Derece Mahkemesinin arabuluculuk tutanağının iptaline dair verilen kararın yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.10

Kaynaklar

  1. Gaziantep BAM 4.HD, 2019/1694 E, 2020/313 K. ↩
  2. Yargıtay 9. HD 2019/3694 E. 2019/1304 K. ↩
  3. Yargıtay 9. HD 2022/9430 E., 2023/1636 K. ↩
  4. Yargıtay 9. HD 2023/10476 E., 2023/9999 K., ↩
  5. Ankara BAM 8.HD, 2019/1008 E, 2019/1158 K. ↩
  6. Konya BAM 8.HD, 2019/2037 E, 2019/1209 K. ↩
  7. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2026/76 E., 2026/976 K., 05.02.2026 ↩
  8. Yargıtay 9. HD 2023/4118 E., 2023/4599 K., ↩
  9. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2025/8772 E., 2026/393 K., 19.01.2026 ↩
  10. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2025/3678 E., 2025/5702 K., 02.07.2025 ↩
Yasal uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olayınıza doğrudan uygulanamaz ve avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Dosyanıza özel değerlendirme için bize ulaşın.
Arabuluculuk

Bu konudaki diğer yazılar

Arabuluculuk Başvurusu ve Başvuru Konuları

Asıl işveren-alt işveren için başvuru, başvuru türünün yanlış seçilmesi, başvuru ile son tutanaktaki konuların farklılığı ve icra dosyaları.

Arabuluculuk15 dk okuma

Arabulucunun Tarafsızlığı

Tarafsızlıktan şüphe hâlinde bildirim, arabulucunun bir tarafın avukatı olması, aynı büroda çalışma ve önceden ayarlanan arabulucu.

Arabuluculuk13 dk okuma

Arabulucu Belirleme Tutanağı

Arabulucu belirleme tutanağı ile muvafakatnamenin imzalanması ve işçinin arabulucuyu seçmesine ilişkin karar.

Arabuluculuk2 dk okuma
WhatsApp