İçeriğe geç
Kale Hukuk KALE HUKUK

Anlaşma Belgesindeki Şartın Gerçekleşmemesi

Arabuluculuk 13 dk okuma

Arabuluculukla ilgili yapılan bu genel açıklamalardan sonra arabuluculuk faaliyetinin tarafların anlaşması ile sona ermesi durumunda düzenlenen anlaşma belgesinin hukuki niteliği ile hüküm ve sonuçları hakkında açıklama yapmakta yarar bulunmaktadır.

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun "Tarafların anlaşması" başlıklı 18/1. maddesinde "Arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümden hareketle, ister ihtiyarî ister dava şartı arabuluculukta arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak anlaşma, anlaşamama ya da uyuşmazlığın bir kısmına ilişkin anlaşma (kısmi anlaşma) haklarının bulunduğunu söylemek mümkündür.

Burada önemli olan, varılan anlaşmanın uyuşmazlığı çözecek nitelikte mutabakat içermesi, sorunu kalıcı olarak çözmesi ve tarafların bu sonuçtan tam emin olarak belirsiz noktaların kalmamasıdır. Anlaşmanın uyuşmazlığın iç ve dış dinamiklerini gözetecek şekilde oluşması, kalıcılık ve yeni sorunlar doğurmaması bakımından önemlidir (Ömer Ekmekçi, Muhammet Özekes, Murat Atalı, Hukuk Uyuşmazlıklarında İhtiyarî ve Zorunlu Arabuluculuk, İstanbul, 2018, s. 94).

Diğer taraftan, 6325 sayılı Kanun'un 18/1. maddesindeki hükümde yer alan "anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır" düzenlemesinden ise arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılan her hâlde tarafların bu anlaşmayı mutlaka yazılı bir metne dökmek zorunda olmadıkları anlaşılmaktadır. Ancak varılan mutabakatın yazılı şekilde bir anlaşma metnine dönüştürülmesi birçok açıdan yararlı olacaktır. Özellikle, ileride uyuşmazlığa ilişkin bir sorunun çıkmamasının ve anlaşmanın icrasına ilişkin tereddütlerin ortadan kaldırılmak istenmesi ile ortaya çıkan anlaşmanın farklı sebeplerle kullanılmasının gerekmesi durumlarında anlaşmanın metin hâlinde getirilmesinde fayda bulunmaktadır [Melis Taşpolat Tuğsavul, Türk Hukukunda Arabuluculuk (6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Çerçevesinde), Ankara, 2012, s. 183, 184; Ekmekçi, Özekes, Atalı, s. 94].

Arabuluculuk anlaşma belgesinin tanımına ilişkin 6325 sayılı Kanun'da ve Yönetmelikte ayrıntılı bir düzenleme bulunmayıp daha çok belgenin ortaya çıkardığı sonuçların belirlenmesi hedeflenmiştir. Bununla birlikte arabuluculuk anlaşma belgesi, arabuluculuk faaliyeti sonucunda uyuşmazlığın taraflarınca varılan anlaşmanın yazılı hâle getirildiği, taraflar (yasal ve iradi temsilciler) ve arabulucu (veya eş arabulucular) tarafından imzalanması sonucunda tamamlanan bir sözleşme olarak tanımlanması mümkündür (Emel Badur, "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Yıl:9, Sayı:18, 2021, s.51).

Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin esaslı unsurları ise arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya ulaşılması, tarafların anlaşması ve kanun koyucu tarafından öngörülen şekil kuralına uyulması olarak belirlenebilir. Bu kapsamda öncelikle anlaşmaya arabuluculuk faaliyeti sonucunda ulaşılmış olması unsuru irdelenmelidir. Özellikle arabuluculuğun 6325 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesindeki tanımı dikkate alındığında, tarafların kendi aralarında gerçekleştirdikleri müzakere veya görüşme sonucunda düzenledikleri bir sözleşmeyi arabulucunun da imzalamalarını istemeleri üzerine belgenin arabulucu tarafından imzalanmasıyla ortaya çıkan sözleşmenin anlaşma belgesi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir (Badur, s.59). Keza arabuluculuk faaliyeti, sürecin başından sonuna kadar bizzat arabulucu tarafından yürütülmelidir. Anlaşmanın arabuluculuk faaliyeti sonucunda gerçekleşmiş olması, tek bir aşamayı değil arabulucuya başvuru ve arabulucunun seçiminden, faaliyetin sona ermesine kadarki tüm süreci ifade etmektedir. Arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygunluğu, sürecin tamamında mevcut olmalıdır. Bu itibarla, Kanun'a uygun biçimde yürütülen arabuluculuk faaliyetinin sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin varlığı hâlinde ilk koşul gerçekleşmiş kabul edilmelidir.

Arabuluculuk faaliyeti sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin ikinci esaslı unsuru tarafların anlaşmasıdır. Yukarıda da açıklandığı üzere 6325 sayılı Kanun'un 18/1. maddesine göre arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. 6325 sayılı Kanun'un 17/2. maddesinde ise arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığının bir tutanak ile belgelendirileceği ifade edilmiştir.

Tarafların hangi konularda ve hangi ölçüde anlaştıklarının anlaşma belgesinden veya son tutanaktan tespit edilebilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde 6325 sayılı Kanun'un 18/4. maddesinin uygulanabilir olması mümkün değildir. Söz konusu hükümde, kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı hâller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge olduğu belirtilmiştir. Nitekim 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesinin gerekçesinde de arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar, varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında "anlaşılan hususların" net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunduğu belirtilerek anlaşmanın açık ve net olması gerekliliği vurgulanmıştır.

Diğer taraftan, anlaşma metnindeki ifadelerin açık ve anlaşılır olmasına dikkat etmek ve tarafların yükümlülüklerini ayrı ayrı belirtmek ve birden fazla şekilde ifasının mümkün olduğu hâllerde bu konuyu da açıklığa kavuşturmak gerekmektedir (Muhammet Özekes, Çiğdem Yazıcı, Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları, Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, Cilt V, 16. Bası, İstanbul, 2025, s. 4915).

Anlaşma belgesinin geçerliliği bakımından gerçekleşmesi gereken üçüncü ve son koşul ise şekil unsurudur. Arabuluculuk sonucunda varılan anlaşmanın geçerliliği, anlaşma belgesinin düzenlenmesi hâlinde imza dışında herhangi bir şekil kuralına tâbi kılınmamıştır. Bununla birlikte varılan anlaşmanın, arabuluculuk anlaşma belgesi olarak nitelendirilebilmesi için 6325 sayılı Kanun'da belirtilen şekil kuralına uyulması gereklidir. Buna göre arabuluculuk sonucunda ortaya çıkan anlaşma belgesinde arabulucunun ve tarafların imzasının bulunması zorunludur. Arabulucunun, anlaşma belgesini imzalamasının başlıca nedeni, söz konusu metnin, arabuluculuk faaliyeti sonucunda oluşturulduğuna yönelik ispat kolaylığı sağlanmasıdır. Ayrıca bu belgenin usul hukukuna ilişkin sonuçlar doğurabilmesi (icra edilebilirlik şerhi alınabilmesi veya ilam niteliğinde belge statüsü kazanabilmesi) için de arabulucunun imzası önem taşımaktadır (Badur, s. 63).

Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin hukuki niteliğine ilişkin mevzuatta herhangi bir düzenleme yer almamakla birlikte anlaşma belgesi, maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesi olup sözleşme hukukunun genel hükümlerine tabidir (Mustafa Serdar Özbek, Alternatif Anlaşmazlık Çözümü, 5. Baskı, Ankara, 2022, s. 1715; Mine Akkan, “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:20, Sayı:2, 2018, s.16; Asiye Şahin Emir, Büşra Kazmaz Tepe, “İş Uyuşmazlıklarına İlişkin İbra Hükmü İçeren Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Arabuluculuğa Elverişlilik Bakımından Değerlendirilmesi”, Çalışma ve Toplum, 2018/3, s. 1497; Emre Kıyak, "Arabuluculuk Sonucunda Ulaşılan Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği", Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:6, Sayı:21, 2015, s.531; Badur, s.66-67).

Hemen belirtmek gerekir ki, söz konusu belgede taraflar dışındaki bir üçüncü kişinin imzasının bulunması ve hatta bu belgenin mahkemece şerh verilebilir nitelikte olması, belgenin maddi hukuk sözleşmesi olma özelliğini ortadan kaldırmaz (Faruk Barış Mutlay, "İş Hukukunda Zorunlu Arabuluculuk", İş Hukukunda Genç Yaklaşımlar III, İstanbul, 2018, s. 43). Nitekim tarafların ehliyeti, sözleşmenin konusunun emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlâka, kişilik haklarına aykırı olmaması, irade beyanlarının sağlıklı olması gibi diğer tüm sözleşmeler bakımından aranan geçerlilik şartlarının, arabuluculuk sonunda düzenlenen anlaşma belgesi bakımından da aranması, bu durumun bir sonucudur (Melis Taşpolat Tuğsavul, "Arabuluculuk Faaliyeti Sonunda Varılan Anlaşmanın Hukuki Niteliği", Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019/1, 344; Özekes, Yazıcı, s. 4918).

Belirtmek gerekir ki, maddi hukuk sözleşmesi olan arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği için tarafların uyuşmazlığın çözümüne dair karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarının bulunması ve bu anlaşmayı yazılı bir hâle getirme yönündeki karşılıklı istekleri gerekir. Şüphesiz karşılıklı irade beyanlarının uyuşmazlığın tamamını kapsaması zorunlu değildir (Badur, s. 59). Örneğin kıdem ve ihbar tazminatlarının uyuşmazlık konusu olduğu bir durumda, sadece kıdem tazminatının konu edildiği bir anlaşma belgesi düzenlenebilir.

Sözleşme serbestisi çerçevesinde düzenlenen anlaşma belgesinin usul hukukuna ilişkin etkisi ise 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesinde "Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz" hükmü ile düzenlenmiştir. Hükmün gerekçesi ise şöyledir: "6325 sayılı Kanunun 18 inci maddesine eklenen beşinci fıkra ile, arabulucu huzurunda anlaşılması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Anlaşılan hususların bilahare dava edilemeyeceği dikkate alındığında arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar ve varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında “anlaşılan hususların” net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır. Örneğin işçi ve işveren tarafı kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti konusunda anlaştıklarında arabulucunun bu kalemleri ayrıca ve açıkça tutanağa bağlamasında fayda görülmektedir. Anlaşma tutanağının içeriğinden “anlaşılan hususlar” net bir şekilde görülebilmeli ve bilahare dava açma yasağına tabi olan bu hususlar tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça tespit edilebilmelidir”. Görüldüğü üzere söz konusu hükmün gerekçesinde, daha önce de değinildiği şekilde arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşılan hususların açık ve net olması gerekliliğine vurgu yapılarak "dava açma yasağı"nın kapsamının belirlenmesi anlamında açıklama getirilmiştir.

Somut olayda davacı vekili, müvekkilinin alt işveren davalı ... Ltd. Şti. işçisi olarak asıl işveren olan diğer davalılara ait işyerlerinde çalıştığını, zorunlu arabuluculuk kapsamında davalılar ile anlaşma sağlanamadığını, sonrasında ise davalı ... Ltd. Şti. ile ihtiyari arabuluculuk kapsamında 18.02.2021 tarihinde kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için net 45.970,12 TL'nin dört taksit hâlinde ödenmesi konusunda anlaşmaya varılarak bu hususta anlaşma belgesi düzenlendiğini, anlaşma belgesinin 3. maddesi kapsamında son taksitin zamanında ödenmemesi nedeniyle anlaşılan miktarla ve alacak kalemleri ile sınırlı olmaksızın dava açabileceğinden eldeki davanın açıldığını belirtmiş, davalı ... Ltd. Şti. ile bir kısım davalılar vekilleri ise diğer itirazlarının yanı sıra 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesi uyarınca anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağından davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Dosya içeriğinde bulunan ve tarafların anlaşmaması ile sonuçlanarak 25.11.2020 tarihinde düzenlenen dava şartı arabuluculuk son tutanağında tarafların aralarındaki uyuşmazlık konuları, kıdem tazminatı, ücret alacağı, yıllık izin, fazla çalışma, fark ücret, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları olarak belirlenmiştir. İhtiyari arabulucu önünde düzenlenen 18.02.2021 tarihli "Arabulucu Anlaşma Belgesi" ise davacı vekili ile davalılardan ... Ltd. Şti. vekili arasında imzalanmış olup kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödenmesi konusunda tarafların anlaşmasına yönelik olarak düzenlenmiştir.

Anlaşma belgesinin içeriği incelendiğinde, "Anlaşmanın Şartları" başlıklı 1. maddesinde; ... Ltd. Şti'nin, başvurucunun (davacı) iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmesi nedeniyle alacakları olan kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için hesaplanan net miktarlar üzerinden iyiniyet çerçevesinde indirim yapmaları nedeniyle aynı iyiniyet çerçevesinde toplamda net 45.970,12 TL ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği; anlaşmanın 2. maddesinde ise ödemenin ne şekilde yapılacağı düzenlenmiş olup maddeye göre ... Ltd. Şti'nin 1. maddede belirtilen bedeli dört taksit hâlinde ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, taksitlerden ilki olan 11.492,53 TL'nin anlaşmanın imzalandığı gün, aynı miktardaki diğer taksitlerden ikinci taksitin 31.03.2021, üçüncü taksitin 30.04.2021 ve dördüncü taksitin ise 31.05.2021 tarihinde davacı vekilinin belirtilen banka hesabına ödeneceği, ödemelerin taksit tarihlerinden itibaren üç gün içerisinde yapılması hâlinde gününde yapılmış sayılacağı belirtilmiştir.

Anlaşma belgesinin 3. maddesi, taksitlerin zamanında ödenmemesi durumunda başvurulabilecek hukuki yollara ilişkin ayrıntılı bir düzenleme içermektedir. Maddeye göre "... Yemek San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından belirtilen taksitlerin zamanında ödenmemesi halinde bir sonraki taksitler muaccel hale gelip iş bu anlaşma belgesi ile yasal işlem başlatılabileceği gibi Başvurucu gerek anlaşma belgesi konusu gerekse diğer işçilik alacakları için yapılan indirim neticesinde tanzim edilen iş bu anlaşma belgesinde belirtilen miktar ile sınırlı kalmaksızın tüm alacaklarını talep edebilecek/yargı yoluna başvurabilecektir. Özetle; yukarıda belirtilen miktarlar, belirtilen vadelerde ... Yemek San. ve Tic. Ltd. Şti. Tarafından tam ve eksiksiz şekilde ödenmezse, Başvurucu bu anlaşma belgesi ile neticeye bağlanan kısım için (yapılan ödemeler mahsup edildikten sonra) işverene karşı icra takibi yapılabileceği gibi buna ilaveten aynı zamanda indirim yapılan bakiye alacakları için de yasal yollara müracaat edebilecek, dava açabilecek ya da icra takibi yapabilecektir". Anlaşma belgesinin 4. maddesinde başvurucunun, ödemelerin tam ve eksiksiz yapılması hâlinde daha önce dava şartı arabuluculuk kapsamında anlaşamama ile sonuçlanan dosyada adı geçen tarafları ibra edeceği, bunlara karşı da dava açmayacağını taahhüt ettiğini, ancak ödemelerin zamanında yapılmaması hâlinde başvurucunun ve/veya vekilinin tüm yasal dava ve şikâyet hakkını derhal kullanabileceği; 5. maddede ise anlaşma belgesi konusu ödemelerin tamamının ... Ltd. Şti. tarafından yerine getirilmesi hâlinde başvurucunun ... Ltd. Şti'den başka bir hak ve alacağının kalmadığını kabul ve taahhüt ettiği hususlarına yer verilmiştir.

Yargılama aşamasında davacı vekili, davalının ödeme güçlüğü nedeniyle alacaklarının yalnızca %40'ı için anlaşma tutanağı düzenlediklerini, bu indirime rağmen alacaklarının ödenmemesi durumunda ise dava açılacağının sözleşmede açık bir şekilde düzenlendiğini iddia etmiştir. "Anlaşma Şartları"nın gerek 1., gerekse 3. maddesinde davacının alacaklarından indirim yapıldığı hususunun açıkça belirtildiği anlaşılmakta ise de davacının anlaşma konusu edilen işçilik alacaklarının indirim yapılmadan önceki toplam miktarı ve indirim oranı tespit edilmemektedir. Bununla birlikte taraflar, irade özerkliği çerçevesinde tayin ettikleri alacak miktarının ne şekilde ödeneceğini belirlemişler ve ödenmemesinin sonuçlarını da ayrıntılı şekilde düzenlemişlerdir.

Bu anlamda olmak üzere tarafların ödenmesi yönünde anlaştıkları miktarın, anlaşma belgesinde öngörülen vadelerde ödenmemesi hâlinde davacıya (alacaklıya) iki seçenek sunulmuş olup buna göre davacı isterse bir taksitin ödenmemesi nedeniyle muaccel olan diğer taksitleri için yasal işlem başlatabilecek; isterse ödenen miktarları mahsup ederek indirim yapılan bakiye alacaklar da dahil olmak üzere tüm alacakları için yasal yollara başvurabilecek; dava açabilecek veya icra takibi yapabilecektir.

Görüldüğü üzere anlaşma belgesine göre tarafların anlaşmalarının temelinde, kararlaştırılan miktarın "tam ve eksiksiz ödenmesi" şartı yer almaktadır. Somut olayda ise bu şart davalı ... Ltd. Şti. tarafından yerine getirilmemiş ve davacı anlaşma belgesinde toplam miktarı belirtilmeyen alacaklarının tamamını dava konusu yapmayı tercih etmiştir. Esasen burada tarafların arasındaki uyuşmazlığın arabuluculuk faaliyeti sonucunda imzalanan anlaşma belgesi ile kalıcı şekilde çözülerek sona erdiğini söylemek mümkün görünmemektedir. Zira uyuşmazlığın sona ermesi "tam ve eksiksiz ödeme" şartına bağlandığından anlaşma belgesine göre bu şartın gerçekleşmemesine bağlı olarak eldeki dava açılmıştır.

Açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, davalı ... Ltd. Şti. tarafından anlaşma belgesinde öngörülen tarihte son taksitin ödenmediği sabit olup davacının ödenen miktarları mahsup ederek alacağın tamamını dava konusu yapması anlaşma belgesine uygun düşmektedir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesince arabuluculuk anlaşma belgesi ile taraflarca anlaşmaya varıldığı kabul edilerek 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesine göre dava açılamayacağı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi isabetsizdir.

Diğer taraftan ilke olarak her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere göre hükme bağlanır. Davalı ... Ltd. Şti. vekili yargılama aşamasında 06.09.2021 tarihli banka dekontunu sunarak son taksitin de ödendiğini, davacının alacağının kalmadığını belirtmiş ise de davanın açıldığı tarih itibarıyla davalı ... Ltd. Şti'nin anlaşma belgesi uyarınca ödemesi gereken son taksiti ödemediği, bu hâliyle ödemelerin tam ve eksiksiz şekilde yapılmadığı anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesinin yargılama aşamasında son taksitin ödendiği, davalının geç de olsa sözleşmenin gereğini yerine getirdiğine dair direnme gerekçesi de yerinde değildir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, anlaşma belgesinde yer alan, tarafların üzerinde anlaştıkları miktarın anlaşma belgesinde öngörülen vadelerde ödenmemesi hâlinde dava açabileceğine dair düzenlemenin anlaşmanın şarta bağlı olarak yapıldığı anlamına geldiği, anlaşma belgesi şarta bağlanamayacağından bu düzenlemenin geçersiz olduğu ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27/2. maddesine göre sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olmasının diğerlerinin geçerliliğini etkilemeyeceği, bu nedenle arabuluculuk anlaşma belgesi ile anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağından direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,1

Ödemenin Banka Yerine Elden Yapılması Tek Başına İptal Sebebi Değildir#

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyaya sunulan ve imzası davacı tarafça da kabul edilen makbuzda 22.750,00 TL'nin davacıya nakden ve elden teslim edildiğinin yazılı olduğu, her ne kadar Mahkeme ödemenin banka aracılığıyla yapılmadığını davanın kabulüne yönelik gerekçe yapmış ise de bu hususun arabuluculuk tutanaklarının iptali için yeterli bir neden olmadığı, mevcut davada araştırılması gereken hususun arabuluculuk sürecinin usulüne uygun yürütülüp yürütülmediği olup davacı taraf ödeme konusunda iradesinin fesada uğratıldığını iddia etmiş ise de tüm dosya kapsamından arabuluculuk sürecinin sonuna kadar böyle bir irade fesadı iddiasının varlığının anlaşılamadığı; ayrıca 22.750,00 TL'nin ödenip ödenmediği konusunda da her iki tarafın birbirine aykırı beyanlarda bulunduğu, davacının arabuluculuk anlaşma tutağını irade fesadı altında imzaladığına ilişkin iddiasını somut olarak ispatlayamadığı gerekçesiyle davalı tarafın bu yönü amaçlayan istinaf başvurusunun kabulü ile düzeltilerek esas hakkında yeniden karar verilmek üzere İlk Derece Mahkemesinin kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.2

Kaynaklar

  1. Yargıtay HGK 2024/499 E., 2025/329 K. ↩
  2. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2024/13293 E., 2025/791 K., 22.01.2025 ↩
Yasal uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olayınıza doğrudan uygulanamaz ve avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Dosyanıza özel değerlendirme için bize ulaşın.
Arabuluculuk

Bu konudaki diğer yazılar

Arabuluculuk Başvurusu ve Başvuru Konuları

Asıl işveren-alt işveren için başvuru, başvuru türünün yanlış seçilmesi, başvuru ile son tutanaktaki konuların farklılığı ve icra dosyaları.

Arabuluculuk15 dk okuma

Arabulucunun Tarafsızlığı

Tarafsızlıktan şüphe hâlinde bildirim, arabulucunun bir tarafın avukatı olması, aynı büroda çalışma ve önceden ayarlanan arabulucu.

Arabuluculuk13 dk okuma

Arabuluculukta Taraflar ve Taraf Sıfatı

İşveren vekilinin yetki belgesi, site yönetimi, adi ortaklık, asıl-alt işveren, işe iadede zorunlu dava arkadaşlığı ve kamu kurumları.

Arabuluculuk14 dk okuma
WhatsApp