İçeriğe geç
Kale Hukuk KALE HUKUK

İş Kazalarında Ceza Sorumluluğu

İş Güvenliği Hukuku 59 dk okuma

Ceza Sorumluluğu#

Ceza Sorumluluğu Şahsidir#

Şirketi bünyesinde faaliyet gösteren taş kırma ocağında motor-makina bakımcısı ve vardiya amiri olarak yaklaşık 3 yıldır çalışmakta olan kazalı işçinin olay gününden bir gün önce arızası nedeniyle servise giden ve olay günü yerine monte edilmeye çalışılan taş kırma makinasının sarsak motorunun ceraskal denen zincirle iki tarafından bağlanarak yukarı çekildiği sırada zincirlerden birinin motordan sıyrılmasıyla motorun kendi ağırlığıyla salınım yapması sonucu kazalı işçinin çenesi vurduğu ve böylece tedavi gördüğü hastanede olaydan 5 gün sonra hayatını kaybettiği olayda, dosyada bulunan ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda işverenin kusurlu olduğu tespit edilmiş ise de; cezaların şahsiliği prensibi gereği şirketin ortaklarından olan sanıkların hangisinin resmiyette ve fiilen kazaya konu işyeriyle ilgilendiğinin tespit edilmediğinin ancak sanıklar tarafından şirket müdürünün sanıklardan... olduğunun iddia edilmesi karşısında,

1-Öncelikle söz konusu şirkete ait ticaret sicil gazetesi, personel şeması vs. gibi belgeler temin edilmek ve işyeri çalışanlarından sorulmak suretiyle işletmeden kimin veya kimlerin sorumlu olduğunun net olarak tespit edilmesi,[1]

Taksir, İlliyet 3. Kişinin ve Mağdurun Kusurunun Failin Kusuruna Etkisi#

A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler

Kural olarak suç yalnızca kastla işlenebilir. Ancak kanunda açıkça gösterilen hâllerde taksirle de işlenebileceği kabul edilmiştir. Failin cezalandırılabilmesi için, kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu istisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, TCK'nın 22/2. maddesinde; "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" şeklinde tanımlanmıştır.

Arapça kusur kökünden türetilmiş bulunan taksir; kısaltma, bir işi eksik yapma, bir şeyi yapabilirken çekinip yapmama, kusur etme, kabahat ve günah anlamlarına gelmektedir (Kayıhan İçel, Ceza Hukukunda Taksirden Doğan Sübjektif Sorumluluk, Cezaevi Matbaası, İstanbul 1967, s. 22). Hukuki anlamda ise; neticenin fail tarafından öngörülebilir olduğu hâlde öngörülmemesi şeklinde ortaya çıkabileceği gibi, öngörüldüğü hâlde istenmemesi şeklinde de olabilir. (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Ahmet Caner Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 2. Baskı, c. 1, s. 590).

Taksir, öğreti ve yargısal kararlarda; "Failin suç tipindeki neticeye yönelik kast içinde olmadan, fakat zorunlu olduğu özeni gösterdiği takdirde neticenin meydana gelmesi mümkün bulunmayan hallerde, tespit edilmiş suç tipini hukuka aykırı olarak ihlal etmesi; bir kimsenin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyle istemediği ve fakat öngörülebilir bir neticeyi gerçekleştirmesi." şeklinde tanımlanmıştır (Ayhan Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul 1992, c. 2, s. 336; Turan Tufan Yüce, Türk Ceza Hukuku Temel Kavramları, Turhan Kitapevi, Ankara 1984, s. 59; Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Seçkin Yayınevi, Ankara 1993, c. 1, s. 508; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 7. Baskı, s. 172; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 8. Baskı, s. 318; Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul 2015, 4. Baskı, s. 254).

Suçun manevi unsurlarından olan kast gibi taksirde de, birlikte yaşamanın getirdiği kurallara uyulmaması söz konusudur. Toplumsal hayatta belli faaliyetlerde bulunan kişilerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar birlikte yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlâl edilmesi sonucu belirir. Taksirli suçta fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için ceza yaptırımı ile karşılaşır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.11.2014 tarihli ve 179-499; 18.02.2014 tarihli ve 10- 80; 25.03.2008 tarihli ve 43-62; 01.02.2005 tarihli ve 213-3; 23.03.2004 tarihli ve 12-68; 09.10.2001 tarihli ve 181-204 ile 21.10.1997 tarihli ve 99-202 sayılı kararlarında açıkça vurgulandığı ve öğreti ile uygulamada da kabul edildiği üzere taksirin unsurları;

Suçun taksirle işlenebilen bir suç olması,

Hareketin iradiliği,

Neticenin iradi olmaması,

Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,

Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,

Şeklinde kabul edilmektedir.

Neticenin gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin vasfını da değiştirmeyecektir. TCK'da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecektir.

Uyuşmazlığa konu somut olayda diğer şartların gerçekleştiği konusunda herhangi bir tereddüt olmaması nedeniyle, taksirin unsurları arasında gösterilen "hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması" şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.

Taksirle gerçekleştirilen bazı fiillerin kanunda suç olarak tanımlanıp cezaî yaptırıma bağlanmasıyla, insanların gittikçe yoğunlaşan ve karmaşık hâle gelen toplum hayatı içerisinde daha dikkatli davranmalarının temini amaçlanmaktadır. Kanun ve ortak hayat tecrübelerinin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve özen mükellefiyetini ihlâl eden ve bu hareketiyle öngörülebilir zararlı bir neticeye sebep olan kişinin taksirle işlenen suçlara ilişkin cezaî sorumluluğu benimsenmiş, fakat taksirden sözedilebilmesi için failin hareketi ile meydana gelen zararlı netice arasında nedensellik bağının varlığı aranmıştır. Diğer bir ifade ile bütün suçlarda olduğu gibi, taksirli suçlarda da fiil ile netice arasında nedensellik bağının bulunması cezalandırmanın şartını teşkil edecektir.

TCK'nın 22. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları;

"4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir" şeklinde düzenlenmiştir.

Madde gerekçesinde de; "Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir. Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz. Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir. Bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate alınamaz." açıklamalarına yer verilmiştir.

Zararlı neticenin, failin hareketinin mağdurun ya da üçüncü bir kişinin hareketi ile birleşmesi sonucunda meydana geldiği durumlarda, taksirle sorumluluk şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi açısından neticeye kimin sebebiyet verdiği, failin iradi hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağının kesilip kesilmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Mağdur ya da üçüncü kişinin hareketinin ya da bir başka nedenin neticenin tek sebebi olduğu veya zararlı neticenin yalnızca bu kişilerin kusurlu hareketlerinden kaynaklandığı durumlarda, failin hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağının ortadan kalktığı kabul edilmelidir. Buna karşılık failin kusurlu hareketine mağdur ya da üçüncü bir kişinin kusurlu hareketinin eklendiği ve neticenin çeşitli kusurlu hareketlerin birleşmesinden meydana geldiği hâllerde, nedensellik bağı kesilmeyip, TCK'nın 40. maddesine göre taksirli suçlarda iştirak ilişkisi de mümkün olmadığından, aynı Kanun'un 22. maddesinin dört ve beşinci fıkralarına göre herkes kendi kusurundan dolayı ve kusuruna göre sorumlu olacaktır.

Öğretide; "Üçüncü bir kişinin veya mağdurun hareketinin failin taksirli hareketine eklenmesi durumunda nedensellik ilişkisinin ortadan kalkıp kalkmadığı araştırılmalıdır. Eklenen hareketler kusurlu değilse, neticenin failin taksirli hareketinden kaynaklandığı kabul edilir. Diğer hareketler kusurlu ise bunların taksirin varlığını tamamen veya kısmen kaldırıp kaldırmadığına bakılmalıdır." (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, 8. Baskı, İstanbul, 2014, s. 366); "Birden fazla kişinin birleşen fiilleri ile bir neticeye neden oldukları hallerde, bu faillerin hareketi ile netice arasındaki nedensellik ilişkisi özel önem taşır. Belirtelim ki bu hallerde her bir kişinin hareketi ile netice arasında nedensellik ilişkisinin bulunması ön koşuldur. Ekip halinde faaliyeti gösterenlerden birisine diğerlerini denetleme ve kişiler arasında koordinasyonu sağlama yükümlülüğü yüklenmiş ise kişi bu yükümlülüğe uygun davranmadığı için neticeye sebebiyet vermiş olabilir. Bu halde bu kişi neticeden sorumlu olur." (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 4. Baskı, İstanbul, 2015, s. 254); "Failin kusurlu hareketine mağdurun kusurlu hareketi de eklenmiş ve netice bu iki kusurlu hareketin birleşmesinden meydana gelmişse (ortak kusur) failin sorumluluğu ortadan kalmış olmaz. Nitekim bu ihtimalde taksirler arasında takas söz konusu olmayıp, fail kusuru oranında taksirli suçtan cezalandırılır." (Mehmet Emin Artuk- Ahmet Gökçen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Baskı, Ankara, 2014, s. 341); "Birden çok kişinin davranışı birlikte neticeye sebebiyet vermiş ve tüm katılanlar özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmişse netice objektif olarak isnad edilebilir ve herkes kendi taksirli fiilindendolayı kusuruna göre sorumlu olur. Bu gibi hallerde önceki taksirli hareket ile netice arasında illiyet bağı bulunmamasından veya kesilmesinden söz edilmesi doğru değildir." (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 7. Baskı, Ankara, 2014, s. 214); "Fail zaten taksirli hareket ediyor ve bir başkasının taksirli hareketi buna ekleniyorsa, failin hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağı mevcut olmaya devam eder. Bu durumda mesele artık nedensellik bağı meselesi değil, failin ve üçüncü kişinini kusurunun tespiti meselesidir. Bir inşaatın yıkımı sırasında yoldan gelip geçenlere zarar verilmemesi hususunda gerekli tertibatı almayan, örneği yıkım alanını tahta perde ile çevirmeyen müteahhit, iki işçisinin binadan sökülen kalası dikkatsizce sokağa atmaları sonucu meydana gelen neticeden her iki işçisiyle beraber taksirinden dolayı sorumludur." (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 16. Baskı, Ankara, 2013, s.241) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.

Bu açıklamalardan sonra, taksirle ölüme neden olma suçu ile iş sağlığı ve güvenliği konularıyla ilgili yasal düzenlemelerin de gözden geçirilmesi gerekmektedir.

TCK'nın "Taksirle öldürme" başlıklı 85. maddesi;

"Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçu yaptırıma bağlanmıştır. Fiil birden fazla insanın ölümüne veya bir ya da birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir ya da birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise fail maddenin ikinci fıkrası gereğince cezalandırılacaktır.[2]

Ceza Hukukunda Kusur ve İlliyet Bağı#

2- Tüm bunlar tespit edildikten sonra sanıkların kusur durumlarının mahkemece tespit edilebilmesi amacıyla hangi eylemleri sebebiyle iş kazasının meydana gelmesinde kusurlu olduklarının sebep sonuç ilişkisi içerisinde iş güvenliğine dair mevzuat ışığında değerlendirilmesi için maden ve makine mühendisi A sınıfı iş güvenliği uzmanlarından oluşan üç kişilik bir bilirkişi heyetine dosyanın tevdii edilerek görüş alınması, sanıklar haricinde başka işyeri görevlilerine kusur atfedilmesi halinde ise ilgili şahıs veya şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunularak haklarında iddianame tanzim edilmesi halinde dosyaların birleştirilerek yargılamaya devam edilmesi, haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi halinde ise soruşturma evrakının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde dosya arasına alınarak sanıkların hukuki durumlarının tespit ve tayini gerekirken eksik inceleme ile yetersiz bilirkişi raporuna itibarla yazılı şekilde hüküm tesisi,[3]

Bilinçli Taksir Halleri#

İş güvenliği eğitimi vermemek, risk değerlendirmesi yapmamak#

Olay tarihinde yürürlükte bulunan 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 9.maddesi gereğince 26.12.2012 tarihinde çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre, atık ve hurda (kağıt, cam vb., metal olanlar hariç) ticareti işlerinin tehlikeli sınıfta yer aldığı, anılan Kanun çerçevesinde, çalışanların ilk işe girişlerinde sağlık raporu aldırılması, işin konusu ile ilgili olarak çalışanlara eğitim verilmesi, risk değerlendirilmesi yaptırılması gerektiğinden sanığın aksine davranışlarıyla sebebiyet verdiği olayda bilinçli taksir koşullarının oluştuğu gözetilmeyerek, eksik ceza tayini,[4]

Olay tarihinde yürürlükte bulunan 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 9.maddesi gereğince 26.12.2012 tarihinde çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre, "Çimentodan, betondan veya suni taştan karo, döşeme taşı, kiremit, tuğla, boru, vb. inşaat amaçlı ürünlerin imalatı" işlerinin tehlikeli sınıfta yer aldığı, anılan Kanun çerçevesinde, çalışanın ilk işe girişinde sağlık raporu aldırılması, işin konusu ile ilgili olarak çalışana eğitim aldırılması ve risk değerlendirilmesi yaptırılması gerekirken dosyada mevcut beyanlar ve bilirkişi raporlarındaki tespitlerden anlaşılacağı üzere, sanığın aksine davranışlarıyla, asli kusuruyla neticeye sebebiyet verdiği olayda, bilinçli taksir hükümlerinin oluştuğu gözetilmeyerek, eksik ceza tayini yapılması hukuka aykırı bulunmuştur.[5]

Olay tarihinde yürürlükte bulunan 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 9.maddesi gereğince 26.12.2012 tarihinde çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre "inşaat işlerinin" çok tehlikeli sınıfta yer aldığı, anılan Kanun çerçevesinde, çalışanların ilk işe girişlerinde sağlık raporu aldırılması, işin konusu ile ilgili olarak çalışanlara eğitim aldırılması, risk değerlendirilmesi yaptırılması ve çalışanlara koruyucu teçhizat verilmesi gerekirken dosyada mevcut tanık beyanları ile bilirkişi raporlarındaki tespitlerden anlaşılacağı üzere, sanığın aksine davranışları ve asli kusuru ile neticeye sebebiyet verdiği olayda, bilinçli taksir hükümlerinin oluştuğu gözetilmeyerek, eksik ceza tayini yapılması hukuka aykırı bulunmuştur,[6]

Tehlikeler Konusunda Uyarılmasına Rağmen İş yapılmakta ısrar edilmişse bilinçli taksir oluşur#

1- Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere olayın asıl nedeni, su şebekesi hattının tüm riskler dikkate alınmadan açılış törenine yetiştirmek için alelacele denenmesidir. Boruların kaynak ve montaj işlemleri tamamlanır tamamlanmaz ara verilmeden aynı gün mesai bitiminde denemesi yapılarak ölüme sebebiyet verilmiştir. Barajdan içme suyu dağıtacak tünelden geçen içme suyunu taşıyan 1500 mm çapındaki çelik borunun bir bölümünün kaynakla birleştirilirken bir bölümü de contalarla birbirine eklenmiştir. İçme suyu borusunun sabitlemesi, betonlaması ve mesnetlenmesi tam olarak yapılmadan denenmiş ve sisteme su verilince basınçlı su contalı bölümü ayırarak boruyu patlatmıştır. Vana çapının büyük olmasından dolayı boru içine giren fazla miktardaki basınçlı su, boru içindeki havanın vantuzlarla tahliye edilememesi sonucu boru içinde sıkışan havanın sürgülü vana kapağına koç darbesi yaparak ve boru ekseni etrafında dinamik basınç oluşturarak borunun genleşme contasını kopararak iki boruyu birbirinden ayırmıştır. Olay, Branşman tüneli içerisindeki beton mesnetlerin eksik olması sonucu branşman tünelindeki cebri su borusunun patlaması sonucu ana tünele su dolmasıyla meydana gelmiştir. Kelebek vana (ana vana) ile konik vana arası ana tünel olup konik vanadan önce branşman tüneli Y şeklinde ana tünelden ayrılmaktadır. Kaza, branşman tüneli içindeki içme suyu borusu genleşme contasının yerinden çıkmasıyla basınçlı suyun meyilden dolayı geri gelerek ana tüneli doldurması sonucu meydana gelmiştir. Tüm tehlike riskleri ortadan kaldırılmadan, betonlama ve mesnetlemeler yapılmadan, şebekenin tazyik testi yaptırılmadan, beton destekleri veya çelik konstrıiksiyon mesnetleri bulunmayan üçgen ayaklı sehpalara yerleştirilmiş havada duran çelik cebri borunun açılış törenine yetiştirilmesi için alelacele geceleyin denemesini yaptıran ve tehlike riskleri dikkate alınmadan sisteme su verdiren sanık ...’ın meydana gelen olayda asli kusurlu hareket edip, tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere betonlama işlemi yapılmaması, eksikliklerin tamamlanmaması nedeniyle sanık ... ile ölen tarafından su verilmesinin sakıncalı olacağı kendisine söylenmesine rağmen “ benim açılışım var, su verilsin, bir şey olmaz” diyerek durumun vehametini ısrarla dikkate almayan sanık ...’ın bilinçli taksirle hareket ettiği gözetilmeksizin, sanık hakkında alt sınırdan ceza tayin edilmesi ve TCK'nın 22/3. maddesi hükümlerinin uygulanmaması suretiyle, eksik ceza tayin edilmesi,[7]

Akıl Sağlığı Yerinde Olmayan İşçiye Sağlık Raporu Aldırılmadan çalıştırılması#

Taksirle öldürme suçundan sanıklardan ... ve ... beraatlerine, sanıklardan ... ve ...'ın mahkumiyetlerine ilişkin hükümler sanık ... müdafii ve mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

A-)Sanık ... ve ...'ın mahkumiyetlerine ilişkin hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin ve mahalli Cumhuriyet savcısının sair temyiz itirazlarının reddine,ancak;

1-Sanık ...’ün yönetim kurulu başkanı olduğu ... Madencilik Anonim Şirketi’nin işlettiği maden ocağında, sanık ...’nın maden mühendisi daimi nezaretçi, sanık ...’nin işyeri hekimi, sanık ...’in ise vardiya şefi olarak görev yaptığı, sınır düzeyde mental reterdasyon rahatsızlığı bulunan ve ... kurulu raporuna göre sorumluluk gereken işlerde çalıştırılamayağı belirtilen ölen ...’nın adı geçen maden ocağında işçi olarak çalıştığı, olay günü vinç operatörünün işe gelmemesi dolayısıyla vinç operatörlük ehliyeti bulunmayan sanık ... 'in uyarı levhaları ve kapasite etiketi takılı olmayan, sesli ve görüntülü ikaz takılı olmayan, sınır kesici şalteri bulunmayan, bakım ve onarım defteri tutulmayan vinci kullanarak, ...'nın kömür ile doldurduğu vagonları vinç aracılığı yukarıya çektiği, vagonun boşalmasından sonra ise ocağın içerisine doğru saldığı sırada boş vagona bağlı bulunan çelik halatın kopması neticesinde boşalan vagonun ... 'ya çarparak ölümüne neden olduğu olayda, kusur durumunun tespiti amacı ile 30.12.2014 tarihli bilirkişi raporunda ve 18.09.2015 tarihli bilirkişi heyet raporunda sanık ...’ün gerekli denetim ve koordinasyonun sağlamaması, ... güvenliği önlemlerinin almaması sebebi ile asli kusurlu, sanık ...'nin ... durumu elverişli olmayan ölenin bu tür işlerde bedenen çalışması mümkün olmadığı halde kendisine işe elverişli olduğuna dair rapor düzenlemesi sebebiyle tali kusurlu olduğu tespit edilmiş olup; ... Yeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre icra edilen ... kolunun çok tehlikeli işler kapsamında yer aldığı; 6331 sayılı Kanun'un 15. maddesine göre, çok tehlikeli sınıfta yer olan işlerde çalışacakların yapacakları işe uygun olduklarını belirten ... raporu almadan işe başlatılamayacakları, 17. maddesine göre ise, mesleki eğitim alma zorunluluğu olan çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde yapacağı işle ilgili mesleki eğitim aldığını belgeleyemeyenlerin çalıştırılamayacağı düzenlemelerine yer verildiği; dosya içeriğine göre çok tehlikeli işte çalışabileceğine dair ... raporu alınmadığı anlaşılmakla, işyeri yetkilisi ve işyeri hekimi olan sanıklar hakkında koşulları oluşması sebebiyle TCK'nın 22/3. maddesi gereğince bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi;

2-TCK'nın 53/6. maddesinde “belirli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet halinde 3 aydan 3 yıla kadar bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebileceği ve fıkra uyarınca bir mesleğin icrasının yasaklanabilmesi için ruhsatnameye bağlı olarak yürütülmesi gerektiği gözetilmeksizin dosya içeriğine göre sanığın, şirket ortağı ve yetkilisi olarak maden ocağı işletmesi ile uğraşmasının ruhsatnameye bağlı olarak yürütülen bir meslek olmadığı nazara alınmadan çalışma hürriyetini kısıtlayacak şekilde soyut ifadelerle 3 yıl süreyle sanık ...'ün madencilik işi ile ilgili faaliyetleri icra etmekten yasaklanmasına karar verilmesi,

3- İşyeri hekimi olan sanık ... hakkında infazı mümkün olmayacak şekilde 2 yıl süreyle kömür madenciliği işi ile ilgili faaliyetleri icra etmekten yasaklanmasına hükmedilmesi,

Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince sanıklar hakkındaki hükümlerin isteme aykırı olarak BOZULMASINA,

B-)Sanık ... ve ...'ın beraatlerine ilişkin hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet savcısının sair temyiz itirazlarının reddine,ancak;

1-Yukarıda izah edilen oluş çerçevesinde soruşturma ve kovuşturma aşamasında alınan ve aralarında çelişki bulunmayan bilirkişi raporları ile sanık ...'in operatörlük belgesi olmadığı halde vinci kullanması nedeniyle asli kusurlu, sanık ...'nın ise sanık ...’nın ise olayın meydana geldiği ocakta gerekli denetimleri zamanında yapmaması nedeniyle tali kusurlu olduğunun kabulü ile mahkumiyetlerine karar verilmesi gerekirken isabetsiz gerekçeler ile beraatlerine karar verilmesi,

2-Sanıklar hakkında ... Yeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre icra edilen ... kolunun çok tehlikeli işler kapsamında yer aldığı; 6331 sayılı Kanunun 15. maddesine göre, çok tehlikeli sınıfta yer olan işlerde çalışacakların yapacakları işe uygun olduklarını belirten ... raporu almadan işe başlatılamayacakları, 17. maddesine göre ise, mesleki eğitim alma zorunluluğu olan çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde yapacağı işle ilgili mesleki eğitim aldığını belgeleyemeyenlerin çalıştırılamayacağı düzenlemelerine yer verildiği; dosya içeriğine göre çok tehlikeli işte çalışabileceğine dair ... raporu alınmadığı anlaşılmakla, daimi nezaretçi ve vardiya şefi olan sanıklar hakkında koşulları oluşması sebebiyle TCK'nın 22/3. maddesi gereğince bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi;

Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince sanıklar hakkındaki beraat hükümlerinin isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 21.04.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.[8]

Çocuk ve Genç İşçileri Yasak işlerde Çalıştırmak#

14 Yaşındaki çocuğu inşaatta çalıştırmak#

18 yaşından küçük işçilerin her türlü yer altı ve yer üstü inşaatında çalıştırılmasının yasak olduğu anlaşılmakla 14 yaşında ölen işçinin çatı inşa işinde çalışmasına göz yuman ve yeterli denetim ve kontrol mekanizması oluşturmayan sanığın eyleminde bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu kabul edilerek[9]

18 Yaşından Küçük Çocuğu Tehlikeli işte çalıştırmak#

Olay tarihinde, sanık ... 'in sahibi olduğu, diğer sanık ...'ın ustabaşı olarak çalıştığı iddia edilen plastik enjeksiyon ve kalıp üretimi yapan ... Elektro isimli işyerinde çırak olarak çalışan katılanın enjeksiyon makinesinde çalışırken elinin kalıp arasına sıkışması sonucu kemik kırığının vücut fonksiyonlarına etkisi orta (2) derecede olacak ve organlarından birinin işlevinin zayıflaması şeklinde yaralandığı olayda;

Katılanın çıraklık eğitim merkezi tarafından sanık ... ’e ait işyerinde görevlendirilip görevlendirilmediği, katılanın bu işyerinde eğitici ustalık belgesi olan ustaların denetimi ve gözetiminde çalıştırılıp çalıştırılmadığı hususlarının araştırılarak sonucuna göre; çıraklık eğitim merkezi tarafından görevlendirilmesi yapılmamış ise; olayın meydana geldiği işyeri İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre tehlikeli sınıfta yer aldığı, Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılması Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmelikte genç işçilerin çalıştırılacağı iş kolları belirtilmiş olup, bu işler arasında plastik enjeksiyon ve kalıp üretimi işlerinin bulunmadığı, bu mevzuat hükümleri kapsamında olay tarihi olan 09.03.2011 tarihinde 18 yaşını doldurmamış olan 20.04.1993 doğumlu katılanı çalıştırarak, iş sağlığı ve iş güvenliğini sağlamaya yönelik risk değerlendirmesi içeren iş organizasyonunu yapmayan, iş sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanması için gerekli olan önlemleri ihmal eden, eğitimleri vermeyen, denetim mekanizması oluşturmayan, presin çalışması esnasında operasyon noktasına müdahale etmeyi ve müdahale anında da çalışmasını önleyecek nitelikte uygun emniyet sistemleri sağlamayan, uygun koruyucu ve korunma donanımı bulundurmayan sanıkların eylemlerinde bilinçli taksir koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi,[10]

18 Yaşından Küçük işçiyi Preste çalıştırmak#

Olay tarihinde, sanıklardan ...'nun şirket müdürü olduğu, sanık ...'un ise teknik destek sağladığı limited şirketinde işçi olarak çalışan 17 yaşındaki katılanın pres makinesi tezgahında çalışırken sol elinin 2. ve 3. parmağının kalıp arasında kalarak orta kısımlarının kopması sonucu kemik kırığı hayati fonksiyonlarını 3. derecede etkileyecek şekilde yaralandığı, olay tarihinde Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği yürürlükte olmayıp İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre olayın meydana geldiği işyerinin tehlikeli sınıfta yer aldığı, Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılması Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmelikte genç işçilerin çalıştırılacağı iş kolları belirtilmiş olup, bu işler arasında presleme işlerinin bulunmadığı, bu mevzuat hükümleri kapsamında, tehlikeli işlerde 18 yaşından küçük işçiyi çalıştırarak, iş sağlığı ve iş güvenliğini sağlamaya yönelik risk değerlendirmesi içeren iş organizasyonunu yapmayan, iş sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanması için gerekli olan önlemleri ihmal eden, bu önlemlere uyulup uyulmadığını denetlemeyen, preslere gerekli koruyucuların yapılmasını sağlamayan ve daha güvenli olan yeni teknolojileri kullanmayan sanıkların eylemlerinde bilinçli taksir koşullarının oluştuğu kabul edilmekle,[11]

Gerekli önlemleri almamak bilinçli taksire neden olur#

Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanığın ortağı ve yetkilisi olduğu, oto yedek parça imalatı yapan ... Kalıp Makine Sanayi Dış Ticaret Ltd.Şti.’nde işçi olarak işe başlayan katılanın, görevinin fabrikanın tesviye bölümünde tezgahta çapak temizliği olduğu, işe girdikten 20 - 25 gün sonra bir saat kadar burç çakma makinesi olarak tabir edilen makinenin nasıl çalıştığına ilişkin eğitim gördükten sonra çapak temizleme işine devam ettiği, olay günü burç çakma makinesinde çalışmasının istendiği, makinede çalışırken elini makineye kaptırdığı ve 3 ve 4. parmakları DIP eklem seviyesinden kesildiği, yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilemez, yaşam fonksiyonlarını orta (3) derecede etkiler nitelikte ve fonksiyonel kaybın organlarından birinin işlevinin zayıflaması niteliğinde olduğu olayda, kadın olan katılanın suç tarihinde yürürlükte bulunan 16.06.2004 tarih ve 225494 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliğinin ek çizelgesine göre, metal ve alaşımlarının, metalsi ve alaşımlarının her çeşit döküm (adi döküm, pres döküm, enjeksiyon döküm gibi) ve haddeleme, presleme suretiyle sıcak ve soğuk olarak şekillendirme niteliğindeki çok tehlikeli işler sınıfında çalıştırılmaması gerektiği halde çalıştırıldığı anlaşılmakla, ağır ve çok tehlikeli işlerden olduğu halde kadın işçi çalıştıran, iş sağlığı ve iş güvenliğini sağlamaya yönelik risk değerlendirmesi içeren iş organizasyonunu yapmayan, iş sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanması için gerekli olan önlemleri ihmal eden, bu önlemlere uyulup uyulmadığını denetlemeyen, preslere gerekli koruyucuların yapılmasını sağlamayan ve daha güvenli olan yeni teknolojileri kullanmayan sanığın eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği ve tayin olunan cezasında TCK’nın 22/3. maddesi uyarınca arttırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,[12]

İş Müfettişi Tespiti Sonrası Kaza Meydana Gelmişse Bilinçli Taksir Koşulları Oluşur#

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıklar B. E. ve A. K.’un bir nedene dayanmayan, sanık N. K.’ın kusura, bilirkişi raporlarının yetersiz olduğuna, hükmün bireyselleştirilmediğine, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi, hapis cezasının adli para cezası veya tedbire çevrilmesi, takdiri indirim nedenlerinin uygulanması gerektiğine, sanıklar müdafiinin ise kusura, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi, sanık N.K. hakkında paraya çevirme hükümlerinin uygulanması gerektiğine, ertelememe gerekçesinin yetersiz olduğuna ve katılanların zararlarının giderildiğine, katılanlar vekilinin ise; suçun TCK’nın 83 üncü maddesi kapsamında nitelendirilmesi gerektiğine, ceza miktarına, takdiri indirim nedenleriyle paraya çevirme hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Olayın meydana geldiği, A..Çimento T.A.Ş.’ye bağlı çimento fabrikasında sanıklardan N. K.’ın genel müdür, sanık A. K.’un üretim şefi ve sanık B.E.’nun işletme müdürü olarak çalışmakta oldukları olay tarihinden bir gün önce, 54 metre uzunluğunda 4,20 metre iç çapında 1850 dereceye kadar ısıtılmakta olup, arıza vermesi üzerine duruşa (soğumaya) alınan, olay yeri tespit tutanağına göre de sıcaklığı yüksek olan ve aydınlatma imkanları yetersiz olduğu belirlenen döner klinker fırınının içerisindeki 20x20 ve kalınlığı 50 cm olan mangazit yapılı ve birbirine geçmeli ve her birinin ağırlığı 7 kg olan sürtünmeyle aşınıp yerinden çıkan veya aşınan tuğlaların, hilti makinesiyle taban çürütülerek tuğla boşlukları açılarak ilerleme metoduyla sıcaklık nedeniyle 20 şer dakikalık periyotlar halinde çalışılarak sökümü sırasında, yaklaşık olarak 4.5 tonluk sıcak tuğla kütlesinin çökmesi üzerine altında kalan iki kişinin vücutlarında kemik kırığı ve meydana gelen yanık sonucu ölümleriyle şikayetçi olmayan bir kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olayda;

Olayın meydana geldiği, döner klinker fırınının tuğla söküm işinin yapılması sırasında işe başlanılmadan önce sanıklar N. K., A. K.ve B. E.’nun çalışma alanını gezip çalışma yönteminin ve çalışacak personelin belirlendiği, işyerine ait reflakter örme, sökme, taşıma ve emniyet talimatının A bölümü 6 ncı maddesinde tuğla sökümünün alttan yukarı doğru yapılması kural olarak belirlenip, yaklaşık her iki ayda bir olmak üzere uzun yıllardır aynı yöntem olan hiltiyle taban çürütmeyle boşluklar açılıp ilerleme metodu uygulandığı, oysa hızlı ve tehlikeli olan bu yöntem yerine daha yavaş ama daha güvenlikli olan karşıdan şişle vurarak tek sıra sökme metodu kullanılabileceği gibi Akçakale Çimento Anonim şirketinin de üyesi olduğu Çimento Endüstrisi İşverenler Sendikasının hazırlamış olduğu iş güvenliği eğitim videolarında işin doğru şekilde nasıl yapılacağının açıkça gösterildiği, buradaki belirlemelere göre, kafes veya uzaktan kumandalı cihazlar kullanılıp daha güvenli bir çalışma yöntemi benimsenmek yerine, uzun ve tehlikeli boşluklar açılma yönteminin benimsendiği, yukarıdan aşağıya (çalışma alanına) hilti titreşiminden veya genleşmeden vb. nedenlerden dolayı düşebilecek tuğla parçalarına karşı emniyet olarak üstten ağlar veya çelik çatılı iş iskeleleri kurularak çalışma alanın güvenli hale getirilmesi yerine sürekli hatalı bir yöntemin tercih edilip çalıştırma yapıldığı, olay günü de hazır olan sanıklar tarafından yöntem değişikliğine gidilmediği, bu yöntemin uygulandığı anlaşılmakla:

Dosya içinde mevcut iş müfettişi tarafından düzenlenen ve işyerine ait geçmiş teftişlere yapılan atfa göre, 2010 yılında aynı iş yerinde meydana gelen iş kazası sonrasında 06.10.2010 tarihinde yapılan teftiş nedeniyle düzenlenen raporda; işyerine ait döner fırın II tabir edilen 4x4 metre ebatlarında ve 80 metre uzunluğundaki tünelin iç kısımlarındaki reflakter tuğlalarının sökülmesi ve yerine yenilerinin döşenmesi işi yapılmakta iken işçilerin çalışmakta oldukları iskelenin üzerine yukarıdan beton parçalarının düşerek 2 işçinin öldüğü 1 işçinin yaralanmasıyla sonuçlanan olayın gerçekleştiğinin bildirilmesine göre; sözü edilen iş yerine ait iş teftiş dosyası getirtilip, yukarıda anlatılan ve sanıklarca benimsenen metodun eleştirilip terkedilmesi gerektiği ve alınması gerekli önlemlere ilişkin uyarıları içerip içermediği açıklığa kavuşturulup sanıkların önceki olay tarihinde de aynı fabrikada görevli olup olmadıkları belirlenip, aynı uyarıların yapıldığının belirlenmesi halinde olayda bilinçli taksirin koşullarının oluşup oluşmadığı karar yerinde tartışılıp sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırmayla yazılı şekilde karar verilmesi

Sonuç: Kanuna aykırı olup, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükümlerinin 5320 sayılı kanunun 8 inci maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı 321 inci maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 25.02.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.[13]

Yönetici eksiklikleri biliyorsa bilinçli taksirden sorumludur#

Sanıklar ..., ..., ... ve ... 'un, Başlangıç ve gelişim süreci ile sonuçları Olay ve Olgular bölümünün (A) harfiyle gösterilen başlığı altında ayrıntılı olarak açıklanan somut olayda; işyerinde süreklilik arz edecek şekilde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine aykırı nitelikte bir çalışma düzeni bulunduğunu bilmelerine rağmen kendilerine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmeyip, bu güvenliksiz ortamda işçilerin çalışmalarına göz yumarak gerçekleşmesini istemedikleri ancak öngördükleri sonucun meydana gelmesini engelleyecek şekilde objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmamaları nedeniyle sübut bulan eylemlerinin bilinçli taksirle öldürme suçunu oluşturduğu gözetilmeden, dosyada mevcut delil durumuna uygun düşmeyen yetersiz gerekçelerle basit taksirle öldürme suçundan hükümler kurularak, suç vasfında yanılgıya düşülmesi,[14]

Hiçbir güvenlik önlemi almamak#

hiçbir güvenlik tedbiri almaksızın oldukça ilkel koşullarda işletilen kaçak maden ocağında çalışma yapılmasına izin vererek bir kişinin ölmesine sebep olan sanık ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen bilinçli taksir hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğu dosya kapsamıyla anlaşıldığından;[15]

Mesleki yeterlilik belgesi olmayan işçiyi çalıştırma#

olay tarihinde yürürlükte bulunan 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 9. maddesi gereğince 26.12.2012 tarihinde çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre, olayın meydana geldiği inşaattta şantiye şefi olan sanık ...'ın şantiyede işçisi olan ...'ın inşaatın 3. katında havalandırma boşluğundan düşerek ölmesiyle sonuçlanan iş kazasında, binaların inşaatının çok tehlikeli sınıfta yer aldığı, ayrıca Tehlikeli ve Çok tehlikeli İşlerde Çalıştırılacakların Mesleki Eğitimlerine dair Yönetmelikte de yapı işlerinde çalışacakların mesleki eğitim almalarının zorunlu olduğu düzenlemelerine yer verilmesine karşın işveren vekili sıfatında yetkilendirilen şantiye şefi sanık ... tarafından kontrol ve denetim eksikliğine bağlı olarak kazalının düştüğü inşaatın 3. katındaki havalandırma boşluğu üzerinde alınan güvenlik önlemlerinin sürekliliğinin sağlanmaması, havalandırma boşluğu içinin yüksekten düşmeyi önleyecek şekilde platform veya güvenlik ağları/filerle ile kapatılmaması, havalandırma boşluğlu önününde yüksekten düşmeyi önleyecek toplu koruma önlemlerinin (korkuluklar, bariyerler vb.) alınmaması, kazalıya kişisel koruyucu donanım olarak baret verilerek kullandırılmaması, mesleki tecrübelerine bakılmadan kazayla kalıp işlerinde işçilerin inisiyatifine bırakılması, işyeri ortamında yapılan çalışmaların gözetim ve denetimin sorumluluğunu yerine getirmemesi nedeniyle dosyada mevcut bilirkişi raporlarındaki tespitlerden anlaşılacağı üzerine, sanığın çok tehlikeli işlerden sayıların binaların inşaatı faaliyeti sırasında meydana gelen kazayı öngörebilmesine rağmen gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek asli kusuruyla neticeye sebebiyet verdiğinin mahkeme tarafından kabulü karşısında TCK'nın 22/3. maddesi gereğince bilinçli taksir hükümlerinin oluştuğu gözetilmeyerek, eksik ceza tayini yapılması,[16]

Olası Kasıt Halleri#

Müfettiş ve Diğer Yetkililerin Defalarca Uyarmasına Rağmen Önlem Alınmaması#

SUÇ : Öldürme

HÜKÜMLER : Mahkumiyet

Sanıklar hakkında Dairemizin verilen bozma kararı üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.12.2011 tarihli ve 2010/113 Esas, 2011/592 Karar Sayılı kararı ile sanıklardan ..., ... ve ...'ın taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 85 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,

Sanıklardan ... ve ...'ın taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Bursa 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 22.11.2011 tarihli ve 2010/113 Esas, 2011/592 Karar Sayılı kararının, sanıklar müdafiileri ve katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 14.11.2013 tarihli ve 2020/585 Esas, 2021/2612 Karar sayılı kararı ile, katılanlar vekillerinin hükümden sonra, temyiz incelemesinden önce sanıklar hakkındaki şikayetlerinden vazgeçmeleri üzerine, sanıklar müdafiinin temyizine hasren, sanıkların mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;...... dosya içeriği ve tüm bilirkişi raporlarındaki belirlemelere göre; bu iş kolunda deneyimli olan sanıkların 2006 yılından beri işletmede metan gazı olduğunu bilmelerine rağmen bunu gözardı ederek, defterlerde bile bu hususa yer vermeyerek önceki denetimlerde defalarca istenmiş olan ocak gaz ölçümünü otomatik olarak yapacak erken uyarı sistemini kurmayarak, yeterli sayıda gaz ölçüm cihazı bulundurmayıp düzenli olarak kullanılmasını sağlamayarak, hatta basit ve ucuz olan vakvak tabir edilen uyarı aletini dahi temin edip kullandırmayarak, işletmede küldesak (havalandırma bakımından kör ve acil durumda kaçış imkanı bulunmayan) ayak çalıştırılarak, ocak üretim mahalline yeterli temiz hava akımını sağlayacak sistemi kurmayarak, ocak içindeki kirli ve temiz havanın karışmasını ve ısının yükselmesini göz ardı edip; 10-15 cm çapında hava borularıyla havalandırma yapılması dolayısıyla yeterli ve uygun düzeyde havalandırma sağlanamaması nedenleriyle grizu birikmesine neden oldukları, ocakta grizu olduğunu bilmelerine rağmen bunu gizledikleri bu nedenle idarenin denetimini de önledikleri gibi ocak içinde her vardiyada her atım öncesi ve sonrası gaz ölçümü yaptırıp kayıt altına aldırmayarak, ocak içinde kullanılan tesisat ve ekipmanların antigrizulu olarak tesis ettirmeyip ocak içine işçilerin sigara sokmasını ve içilmesini engellemeyerek, çalışan işçilere işe başlarken ve devamında tamamına iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verdirip belgelettirmeyerek, fiziki şartları kötü, üretim, nakliyat ve havalandırma bakımından emniyet tedbirlerine uyulmayan ocak işleterek meydana gelen sonuca kayıtsız kalıp kabullendikleri, böyle bir olayda öngörülmekle birlikte gerçekleşmeyeceği düşünülen ve istenmeyen bir neticeden bahsedilmeyeceği, defalarca yapılan tespitler ve uyarılara rağmen hatalı, eksik ve tehlikeli çalışma yöntemini sürdüren sanıkların kusurluluk düzeyinin taksir düzeyini aştığı, bu şekildeki çalışma ile grizu patlaması olabileceğini öngörmelerine rağmen, patlamayı gerçek anlamda engelleyici nitelikte bir çalışma yapmadıkları, aksine mevcut tehlikeli durumu gizlemek suretiyle, "olursa olsun" düşüncesi ile hatalı ve hileli faaliyetlerine devam ettikleri; bu nedenle gerçekleşen bu neticeden olası kast hükümleri uyarınca sorumlu tutulmaları gerektiği ve olası kastla adam öldürme suçunun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması, nedenleriyle 1412 sayılı Kanun'un 321 nci maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkı saklı tutularak bozulmasına karar verilmiştir.

Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.05.2016 tarihli ve 2014/439 Esas, 2016/223 Karar sayılı kararı ile sanıklardan ..., ... ve ...'ın taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 85 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,

Sanıklardan ... ve ...'ın taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.05.2016 tarihli ve 2014/439 Esas, 2016/223 Karar sayılı kararının sanıklar müdafiileri, katılanlar vekili ve mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 24.01.2019 tarihli ve 2017/11896 Esas, 2019/1208 Karar sayılı kararı ile ............ defalarca yapılan tespitler ve uyarılara rağmen hatalı, eksik ve tehlikeli çalışma yöntemini sürdüren sanıkların kusurluluk düzeyinin taksir düzeyini aştığı anlaşılmaktadır. Bu şekildeki çalışma ile grizu patlaması olabileceğini öngörmelerine rağmen, patlamayı gerçek anlamda engelleyici nitelikte bir çalışma yapmadıkları, aksine mevcut tehlikeli durumu gizlemek suretiyle, "olursa olsun" düşüncesi ile hatalı ve hileli faaliyetlerine devam ettikleri; bu nedenle gerçekleşen bu neticeden olası kast hükümleri uyarınca sorumlu tutulmaları gerektiği ve olası kastla adam öldürme suçunun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden, sanıkların taksirle öldürme suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi, nedenleriyle 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca sanıkların ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkı saklı tutularak bozulmasına karar verilmiştir.

Bozma ilamına uyularak, Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.09.2022 tarihli ve 2019/102 Esas, 2022/351 Karar sayılı kararı ile sanıklardan ..., ... ve ...'ın, olası kastla öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81 nci maddesinin birinci fıkrası, 21 nci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi,53 ncü maddesinin birinci fıkrası ve 63 ncü uyarınca 19 kez ayrı ayrı 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca hükmedilen cezanın 6 ay 8'er ay üzerinden ayrı ayrı infazına,

Sanıklardan ... ve ...'ın olası kastla öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81 nci maddesinin birinci fıkrası, 21 nci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi ve 53 ncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 19 kez ayrı ayrı 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca hükmedilen cezanın 5'er yıl üzerinden ayrı ayrı infazına karar verilmiştir.

Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 31.01.2023 tarihli ve 2022/153823 sayılı, onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

A. Sanık ... ve ... Müdafiilerinin Temyiz Sebepleri

Tüm müştekilerin katılma talepleri ve şikayetlerinden vazgeçtiğine, mağdurların zararlarının karşılandığına, verilen kararın emsal kararlarla çeliştiğine, sanıkların kusuru bulunmadığına, olası kast şartlarının gerçekleşmediğine ilişkindir.

B. Sanık ... Müdafiinin Temyiz Sebepleri

Sanığın kusurunun bulunmadığına,katılanların zararının karşılandığına,katılanların şikayetten vazgeçtiğine, lehine olan hükümlerin uygulanması gerektiğine, ilişkindir.

C- Sanık ... Müdafiinin Temyiz Sebepleri

Kusura, eksik incelemeye, katılanların zararların karşılandığına, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine, lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine, ilişkindir.

D-Sanık ... Müdafiinin Temyiz Sebebi

Usul ve yasaya aykırı kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Yerel Mahkemenin Kabulü

Bursa ili Mustafakemalpaşa ilçesinde bulunan Bükköy Madencilik A.Ş.’nin uhdesinde bulunan İR 1681 (sicil 104) sayılı ruhsat ve işletme sahasında faaliyet gösteren yer altı kömür ocağında 10.12.2009 günü saat 19.30 sıralarında grizu patlaması ile birlikte oluşan göçükler sonucunda ondokuz işçinin kurtarma çalışmaları sonucunda 13.12.2009 tarihinde ölü olarak çıkarıldığı olayda, sanık ..., ... ve ...’ın Bükköy Anonim Şirketi yetkilileri olduğu, sanık ...'ın maden mühendisi, A sınıfı iş güvenliği uzmanı olduğu ve 20.02.2007 tarihli sözleşme uyarınca ocağı taşeron olarak işlettiği, sanık ...'in, maden mühendisi olup daimi nezaretçi ve teknik nezaretçi olarak görev yaptığı ve aynı şirketin şube müdürlüğü görevini de yürüttüğü, sanık ...'ın ise ocak şefi olarak görev yaptığı, ocağı 1995 yılına kadar ...'ın kendi adına işlettiği, sanık ...'ın 1985 yılından 1995 yılına kadar sanık ...'a bağlı olarak maden mühendisi olarak çalıştığı, 1995 tarihinden itibaren 5 er yıllık sözleşmeler ile sanık ...'in taşeron olarak işlettiği, taşeron ...'ın 20.02.2007 tarihinde yapılan son sözleşme ile açık ocakta kömür üretimi ve lağım açma işleri ile görevlendirildiği anlaşılmıştır.

Olay tarihinden önce maden ocağında yapılan denetimlerde düzenlenen raporlarda özetle;

11.2006 tarihli Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından mahallinde yapılan tetkik ve tespit raporunun 4. maddesinde "Ocak havalandırma defterinin tetkik edilmesi neticesinde, 29.10.2005 tarihinde yapılan gaz ölçümünde ocakta metan gazının tespit edildiği, Maden ve Taş Ocakları İsletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak İşçi Sağlığı ve İs Güvenliği Önlemlerine İlişkin Tüzük'ün 176. maddesi gereği "ocağın grizulu ocak olduğu" belirlendiği, bu nedenle "havalandırma ve alınacak bütün diğer is güvenliği tedbirleri" buna göre belirlenerek, ocak genel havalandırmasının, nefeslik başına kurulacak ana aspiratör ile mekanik olarak yapılması, antigrizu ve/veya kendiliğinden emniyetli ocak içi elektrikli ekipmanlarının kullanılması ve mevzuatta öngörülen ilgili diğer tedbirlerin alınması gerektiği, ocaktaki üretim çalışmalarına, ancak bundan sonra başlanmalıdır..." tespiti yer aldığı, bilahare kömür işletme izni verildiği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 01.03.2008 tarihli teftiş raporunda; grizu ve kömür tozu tehlikesi bulunan ocaklarda kullanılacak bütün elektrikli aygıtların alev sızdırmaz nitelikte olması gerekirken yeraltında bulunan aydınlatma lambalarının sağlam ve koruyucu içine alınmadıkları, desandre içinde cep olmadığı, desandre ve üretim bacalarında kırık bağlar bulunduğu,

06.2009 tarihli teftiş raporunda; "cebri havalandırma sisteminin kurulmadığı, havalandırma planında hava ölçüm istasyonu, hava kapıları, hava akış yönü, barajların yerleri, pervanelerin kapasiteleri ve çalışılan yerlere gelen hava miktarlarının gösterilmediği, tahkimat yönergesi olmadığı, pervanelerin bulunduğu bölümlerde paratoner bulunmadığı, işçilerin CO maskesi taşımadığı, ocaklarda her vardiyada gaz ölçümü yapılarak havalandırma defterine yazılmadığı, sürekli gaz ölçümü yapan ve sesli ikaz veren gaz ikaz cihazı olmadığı" tespitlerine yer verildiği, Anlaşılmış ve şirket uyarılmıştır. Kazanın meydana gelmesinden sonra bilirkişi heyetlerinden alınan raporlarda özetle;

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden İşleri Genel Müdürlüğünce görevlendirilen heyetçe yerinde inceleme sonucu hazırlanan 13.12.2009 tarihli raporda; "işletme projesinde kazı alanının hazırlanması damar içinde bir başyukarı veya yatay bir galeri sürülür, daha sonra klavuz sürülerek nefeslikler birbirine bağlanır" ifadesine rağmen nefesliklerin birbirine bağlanmadığı, havalandırma projesinde, ana hava girişinin(temiz hava) üretim panolarını dolaşarak ana nefeslikten çıkacağı belirtilmesine rağmen, kısa devre yaparak çıktığı, üretim panolarının cebri olarak havalandırıldığı görüldüğü, temiz havanın projesinde görüldüğü gibi panoları dolaşarak nefeslikten çıkması gerektiği, belirtilerek eksikliklerin giderilmesi dışında her türlü üretime yönelik faaliyetlerin Maden Kanunu 29. maddesi gereği 6 ay süre ile durdurulmasının önerildiği,

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulunun 14.12.2009 tarihli ön raporunda; havalandırmanın yetersiz olduğu 15-20 cm çapında tüplerle yapıldığı, en az 30-40 cm çapında olması gerektiği, gaz ölçümünün manuel yapıldığı, buna da yeterli şekilde riayet edilmediği, daha önceki denetimlerde istenmiş olan erken uyarı sisteminin kurulmadığı, kabloların elektrik panolarının antigrizulu olmadığı, tahkimatın yetersiz olduğu, CO maskelerinin kullanılmadığının tespit edildiği, 6-7 Ocak 2010 tarihli asıl raporda ise ön raporda belirtilen tespitler tekrar edilerek havalandırma defterinde kazadan önceki 10'ar günlük sürede yapılan son üç ölçümde ve daha önceki ölçümlerde metan gazı oranının 0(sıfır) gösterildiği, ayakta havalandırmanın yetersiz olduğu, 25.08.2009 tarihinden sonra işbaşı yapan 8 içinin iş güvenliği eğitimi aldığına dair katılım belgesi olmadığı, işverenin ocak içerisindeki çalışmalarda her aşamada denetim, izleme ve gözetim görevini gereği gibi yerine getirmediği tespitlerine yer verilerek işverenin % 70 kusurlu olduğu, lağım atımında güvenli ve emniyetli olan ateşleme cihazı (manyeto) kullanmayan, lağım atım sırasında üretim panosundaki (ayaktaki) işçileri emniyetli yere çektirmeden, ateşleme emniyetini sağlamadan ateşleme yapan ölen vardiya çavuşunun % 30 kusurlu olduğu,

12.2009 tarihinde kaza yerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan teknik bilirkişi heyet raporunda; ayakta hava dönüş yolu bulunmadığı, kapalı-kör baca denilen üretim ve havalandırma yöntemi tercih edildiği, vantüplerin dar (12 cm kesitli tarımsal sulama faaliyetlerinde kullanılacağı tahmin edilen) ve yetersiz olduğu, en az 40 cm çapında olması ve anayolda vantilatör gerisinde havalandırma kapıları bulunması gerektiği, havalandırma planı bulunmadığı, gazları otomatik ölçebilen merkezi uyarı ve algılama sistemi görülmediği, çalışan makine ve teçhizatla ilgi ekipmanların antigrizu özellikte olduğuna dair belgelere rastlanmadığı, ocak idarecilerinin denetimi düzenli olarak yapmadıkları, grizu vardiyası öncesinde gaz ölçüm kayıtlarına rastlanmadığı, gaz ölçümlerinin emniyet defterine yaklaşık 3-10 gün aralıklı olarak kaydedildiği, işletmenin fiziki şartlarının genel olarak iyi olmadığı, üretim, nakliyat, havalandırma bakımından madencilik uygulamaları açısından emniyet tedbirlerine yeterince uyulmadığı tespitlerine yer verilerek; yer altı kömür ocağında çalışacak mühendisleri atama ve azletme yetkisiyle birlikte, sözleşme ve şartnamelerle çalışmanın denetlenmesi sorumluluğunu da üstlenmiş olduğu anlaşılan yönetim kurulunun başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin tamamı, işletmeci ile teknik nezaretçi, ayrıca ocak şefi sıfatını taşıyan görevlilerin bu iş kazasının asli sorumluları oldukları, ocak şefi sanık ...'ın ise tali kusurlu olduğu,

10.2010 tarihli İTÜ Maden Fakültesi öğretim üyesi bilirkişi heyet raporunda, olayın nedeninin yeraltı kömür madenciliğinde hayati önem taşıyan konularda teknik ve idari önlemlerin alınmamış olduğu, bu önlemlerin alınmasının ise asıl işveren, taşeron ve ocağın teknik olarak denetimini yapan elemanlarının sorumluluğunda olduğu, taşeron sözleşmesi hükümlerinin Bükköy A.Ş. yönetim kurulunun ocağın idaresi ve ocakla ilgili kararların alınmasında söz sahibi olduğunu gösterdiği, şirketin yönetim kurulu üyelerinin alt işveren ile birlikte asli kusurlu olduğu,

05.2011 tarihli ODTÜ öğretim üyesi bilirkişi heyet raporunda ise özetle; ocak havalandırmasının yetersiz ve yönteminin hatalı olduğu, bu duruma ise çalışma programını tayin ve dikte eden kurumun neden olduğu, hava ölçme emniyet defteri'nde 05.12.2009 tarihinde yapılan ölçüm sonuçlarında, metan gazı sıfır yazılmış olduğu, ocakta gaz ölçümünün yapılmadığı, küldesak çalışma yapıldığı, güvenli ateşleme cihazı kullanılmadığı, antigrizulu ekipman kullanılmadığı, işçilerin eğitiminin eksik olduğu, işçilerin karbonmonoksit maskelerini taşımadıkları, ses ışık uyarısı yapan metan dedektörü veya sürekli gaz ölçümü yapan ve bir merkezden izlenebilen otomatik kontrol sistemi bulunmadığı, zaman zaman grizu biriktiğinin yetkililer tarafından bilinmekte olduğu ve sonuç olarak kazanın; işletmede küldesak (havalandırma bakımından kör ve acil durumda kaçış imkanı bulunmayan) ayak çalıştırılması, MASGİT madde 179'da belirtilen "havalandırma esas itibariyle aşağıdan yukarı doğru yapılır” hükmüne ve MASGİT madde 180'de yasaklanan "hazırlık işleri veya grizu birikimlerini dağıtmak amacıyla yapılan işler dışında, bölmeyle veya borularla havalandırma yasaktır” hükmüne aykırı davranılmış olması, MASGİT madde l60'da zorunlu kılınan "işçilerin çalıştırıldığı bütün yeraltı işyerlerinde, çalışma koşullarını ve işçilerin çalışma yeteneklerini korumaya, hava sıcaklığının sağlığa zararlı düzeye yükselmesini önlemeye, grizu ve diğer zararlı gaz ve dumanları zararsız bir orana indirmeye yeterli, sürekli, güvenlik gereklerine uygun, temiz hava akımı sağlanır. Bunun için üretime başlanmadan önce, her ocakta, uygun bir havalandırma sistemi kurulması zorunludur” hükmüne aykırı biçimde yeterli havalandırma tesisatının kurulmamış olması, grizu birikimine neden olunması; her ateşlemede lağım deliklerinin doldurulmasından önce ve doldurulduktan sonra ancak ateşlemeden önce metan gazı ölçümlerinin yapılmaması nedeni ile metan gazı artışının tespit edilememiş bulunması, MAİSİGT madde 35'te "Grizulu ve kömür tozlu ocaklarda grizuya karşı güvenlikli elektrikli ateşleme aracı kullanılacaktır” hükmü bulunmasına karşın bu hükme aykırı biçimde ateşleme işleminin pil ile yapılmış olması nedenleriyle, asli-tali ayrımı yapılmadan sanıkların ayrı ayrı kusurlu oldukları, Tespitlerine yer verildiği izlenmiştir. 02.03.2009 onay tarihli teknik nezaretçi defteri incelendiğinde havalandırma ile ilgili herhangi bir sorundan söz edilmediği, havalandırma ve gaz ikaz cihazı gereksinimi belirtilmediği, metan gazı ölçümlerinin her ölçümde 0(sıfır) olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. Bozma ilamından sonra alınan,

03.2016 tarihli ODTÜ bilirkişi heyet raporunda özetle; ruhsat sahibi Bükköy A.Ş'nin maden mühendisi ...'i teknik nezaretçi ve daimi nezaretçi olarak atadığı, ayrıca sahadaki kordinasyonu ve denetimi sağlamak üzere işletme müdürü olarak da görevlendirdiği, ocağın 15 günde bir teknik nezaretçi kontrolünün yapılmasını ve önerilerin "Teknik Nezaretçi Defteri"ne yazılmasını sağladığı, Teknik nezaretçi ve daimi nezaretçi olan maden mühendisi ... tarafından "Teknik Nezaretçi Defterine" alınması gereken eksik bir önlem yazılmadığı, ruhsat sahibinden herhangi bir ekipmanın temin edilmesi istenmediği, ruhsat sahibi Bükköy Madencilik A.Ş'nin Maden Kanununa uygun olarak yükümlülüklerini yerine getirdiği, kazanın üçüncü kişilerin (ölen ateşçi ... ve ölen vardiya nezaretçisi ...) görevlerini ihmal etmeleri ve ateşlemeleri güvenlik kurallarına uymadan yapmaları nedeni ile meydana geldiği, ocağı denetleyerek alınması gerekli güvenlik önlemlerini saptama görevinin maden mühendisi teknik nezaretçi ...'e, belirlenen önlemlere ve iş güvenliği mevzuatına göre gerekli uygulamaları yapma, işçilerin verilen talimatlara göre çalışma yapıp yapmadıklarını denetleme görevinin ise daimi nezaretçi ve sorumlu müdür olarak yine ... ve ocak şefi ...'a ait olduğu tespitleri yer almıştır. Bu noktaya kadar ortak kanaat belirten bilirkişi heyeti, ..., ..., ...'ın sorumluluğu hakkında farklı görüşler ortaya koymuş olup; hukukçu bilirkişi Prof. Doğan Soyarslan'a göre "asıl işveren alt işveren ilişkisinde asıl işveren ocağın başında bulunmasa da ocağın mevzuata uygun çalışmasından sorumlu olduğu, işletme müdürü atamaları, ocağın işletmesini başkalarına devretmelerinin şirketi sorumluluktan kurtarmayacağını, sanıklar ..., ..., ...'ın taksirli olduğu" şeklinde görüş bildirirken, ODTÜ maden fakültesi öğretim üyesi iki bilirkişiye göre ise, "ocağın tekniğe uygun ve güvenli bir şekilde işletilmesi için, Maden Kanunu ruhsat sahibine, maden mühendisi teknik nezaretçi-daimi nezaretçi atama, atanan teknik nezaretçi'nin de 15 günde bir yapacağı kontroller sonucu önerilerini Teknik Nezaretçi Defteri'ne yazma zorunluğu getirdiğini, Maden Kanunu gerekleri ruhsat sahibi şirket tarafından yerine getirildiği, teknik nezaretçi defteri'nde herhangi bir eksiklikten bahsedilmediği, gerek teknik nezaretçi, gerekse taşeron tarafından asıl işveren Bükköy Madencilik A.Ş.'den herhangi bir istekte bulunulmadığından şirket yetkililerinin cezai sorumluluğu bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.

Yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde tanık ifadeleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş müfettişi raporları, teknik inceleme raporları ve bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere, yapılan denetimlerde noksanlıklar belirlendiği halde uyarıları dikkate almayarak aynı hatalı yöntemlerle çalışmaya devam eden ve madencilikte deneyimli olan sanıkların 2006 yılından beri işletmede metan gazı olduğunu bilmelerine rağmen bunu gözardı ederek, defterlerde bile bu hususa yer vermeyerek önceki denetimlerde defalarca istenmiş olan ocak gaz ölçümünü otomatik olarak yapacak erken uyarı sistemini kurmayarak, yeterli sayıda gaz ölçüm cihazı bulundurmayıp düzenli olarak kullanılmasını sağlamayarak, hatta basit ve ucuz olan vakvak tabir edilen uyarı aletini dahi temin edip kullandırmayarak, işletmede küldesak (havalandırma bakımından kör ve acil durumda kaçış imkanı bulunmayan ) ayak çalıştırılarak, ocak üretim mahalline yeterli temiz hava akımını sağlayacak sistemi kurmayarak, ocak içindeki kirli ve temiz havanın karışmasını ve ısının yükselmesini göz ardı edip; çapı en az 30-40 cm olması gerekirken, 10-15 cm çapında hava borularıyla havalandırma yaparak, dolayısıyla yeterli ve uygun düzeyde havalandırma sağlanamaması nedenleriyle grizu birikmesine neden oldukları, 19.01.2007 tarihinden itibaren Ocağın, MİGEM (Maden İşleri Genel Müdürlüğü) tarafından resmen "grizulu ocak" statüsüne alındığı ve bunun Bükköy A.Ş yetkilileri tarafından bilinmesine rağmen, teknik nezaretçi defterinde metan gazı ölçümlerinin sıfır olarak gösterilmesi ve havalandırmanın normal olduğu belirtilmesi suretiyle gizlemeye çalıştıkları, bu nedenle idarenin denetimini de önledikleri, ocak içinde her vardiyada her atım öncesi ve sonrası gaz ölçümü yaptırıp kayıt altına aldırmadıkları, her ateşlemede lağım deliklerinin doldurulmasından önce ve doldurulduktan sonra ancak ateşlemeden önce metan gazı ölçümlerinin yapılmaması nedeni ile metan gazı artışının tespit edilememiş bulunması, Maden ve Taşocakları İşletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Önlemlerine İlişkin Tüzüğü'n 35. maddesinde düzenlenen "Grizulu ve kömür tozlu ocaklarda grizuya karşı güvenlikli elektrikli ateşleme aracı kullanılacaktır” hükmüne rağmen lağım atımında güvenli ve emniyetli olan ateşleme cihazı(manyeto) yerine, kontrolsüz güç kaynağı olan pil ile patlatma yapıldığı, ocakta kullanılan tesisat ve ekipmanların antigrizulu ve yanmaya karşı dirençli olarak tesis ettirmedikleri, ocak içine işçilerin sigara sokmasını ve içilmesini engelleyemedikleri, çalışan işçilere işe başlarken ve devamında tamamına iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verdirip belgelemedikleri, fiziki şartları kötü, üretim, nakliyat ve havalandırma bakımından emniyet tedbirlerine uyulmayan ocak işleterek meydana gelen sonuca kayıtsız kalıp kabullendikleri, defalarca yapılan tespitler ve uyarılara rağmen hatalı, eksik ve tehlikeli çalışma yöntemini sürdüren sanıkların kusurluluk düzeyinin taksir düzeyini aştığı, Bu şekildeki çalışma ile grizu patlaması olabileceğini öngörmelerine rağmen, patlamayı gerçek anlamda engelleyici nitelikte bir çalışma yapmadıkları, aksine mevcut tehlikeli durumu gizlemek suretiyle, "olursa olsun" düşüncesi ile hatalı ve hileli faaliyetlerine devam ettikleri; bu nedenle gerçekleşen olay sonucu 19 kişinin öldüğü, sanıkların bu neticeden olası kast hükümleri uyarınca sorumlu tutulmaları gerektiği ve olası kastla adam öldürme suçunun unsurlarının oluştuğu anlaşılmakla, buna göre uygulama yapıldığı belirlenmiştir.

IV. GEREKÇE

Yapılan inceleme neticesinde yerel mahkemenin kararında, oluş ve kabulde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı görülmüştür.

A.Sanıklar Müdafiilerinin Kusura,Eksik İncelemeye İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden;

Yargılama aşamasında düzenlenen 25.12.2009 tarihli keşif ve bilirkişi raporu,Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden İşleri Genel Müdürlüğünce görevlendirilen heyetçe yerinde inceleme sonucu hazırlanan 13.12.2009 tarihli rapor, 07.01.2010 tarihli Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Raporu,05.10.2010 tarihli İstanbul Teknik Üniversitesi heyet bilirkişi raporu,24.05.2011 tarihli Ortadoğu Teknik Üniversitesi heyet bilirkişi raporu ve 21.03.2016 tarihli heyet bilirkişi raporunun, oluş ve dosya kapsamı ile uyumlu olduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı anlaşıldığından, sanıklar müdafiilerinin kusura ve eksik incelemeye ilişkin temyiz istemleri yönünden hükümlerde bu yönler itibariyle bir hukuka aykırılık bulunmamıştır.

B.Sanıklar Müdafiilerinin Olası Kast Şartlarının Gerçekleşmediğine, Lehe Hükümlerin Uygulanması Gerektiğine İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden;

Dosya içeriğine göre, sanıkların defalarca yapılan tespitler ve uyarılara rağmen hatalı, eksik ve tehlikeli çalışma yöntemini sürdürdüğü, bu şekildeki çalışma ile grizu patlaması olabileceğini öngörmelerine rağmen, patlamayı gerçek anlamda engelleyici nitelikte bir çalışma yapmadıkları, aksine mevcut tehlikeli durumu gizlemek suretiyle, "olursa olsun" düşüncesi ile hatalı ve hileli faaliyetlerine devam ettikleri; bu nedenle olası kastla öldürme suçunun unsurlarının oluştuğu anlaşıldığından; sanıklar müdafiilerinin olası kast şartlarının gerçekleşmediğine ilişkin temyiz istemleri yönünden hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

5237 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin birinci ve dördüncü fıkrasına göre taksirli suçlardan dolayı hükmolunan taksirli suçlardan dolayı hükmolunan uzun süreli hapis cezasının, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre, adli para cezasına çevrilebileceği düzenlenmiş olup, olası kastla öldürme suçundan cezalandırılan sanıklar hakkında lehe hükümlerin uygulanmaması yönünden hükümlerde bir hukuka hukuka aykırılık bulunmamıştır.

C. Usul Ve Yasaya Aykırı Diğer Hususlar Yönünden

Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.

V. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.09.2022 tarihli ve 2019/102 Esas, 2022/351 Karar sayılı kararında sanıklar müdafiileri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanıklar müdafiilerinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,[17]

Defalarca uyarılmasına rağmen tehlikeli çalışmaya devam etme#

Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi

Suç : Taksirle öldürme

Hüküm : 1- Sanıklardan ..., ... ve ... hakkında ayrı ayrı TCK'nın 85/2, 62. maddeleri gereğince mahkumiyet

Sanıklardan ..., ... ve ...hakkında ayrı ayrı TCK'nın 85/2, 62, 63. maddeleri gereğince mahkumiyet

Taksirle öldürme suçundan sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hükümler, katılanlar vekili, mahalli Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafiileri tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıklar müdafiilerinin, katılanlar vekilinin ve mahalli Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Mahkemece uyulmasına karar verilen Dairemizin 14.11.2013 tarih 2012/21104 esas 2013/25712 karar sayılı ilamında belirtilen “... ilçesinde bulunan ...Madencilik A.Ş.’nin uhdesinde bulunan İR ... (sicil ...) sayılı ruhsat ve işletme sahasında faaliyet gösteren yer altı kömür ocağında 10.12.2009 günü saat 19.30 sıralarında grizu patlaması ile birlikte oluşan göçükler sonucunda ondokuz işçinin kurtarma çalışmaları sonucunda 13.12.2009 tarihinde ölü olarak çıkarıldığı olayda, sanık ..., ... ve ...’ın ... Anonim Şirketi yetkilileri olduğu, sanık ...'ın maden mühendisi, A sınıfı iş güvenliği uzmanı olduğu ve 20.02.2007 tarihli sözleşme uyarınca ocağı taşeron olarak işlettiği, sanık ...'in, maden mühendisi olup daimi nezaretçi ve teknik nezaretçi olarak görev yaptığı ve aynı şirketin şube müdürlüğü görevini de yürüttüğü, sanık ...'ın ise ocak şefi olarak görev yaptığı, ocağı 1995 yılına kadar ...'ın kendi adına işlettiği, sanık ...'ın 1985 yılından 1995 yılına kadar sanık ...'a bağlı olarak maden mühendisi olarak çalıştığı, 1995 tarihinden itibaren 5 er yıllık sözleşmeler ile sanık ...'in taşeron olarak işlettiği, taşeron ...'ın 20.02.2007 tarihinde yapılan son sözleşme ile açık ocakta kömür üretimi ve lağım açma işleri ile görevlendirildiği,

Sözleşmede belirtilen iş konuları arasında yeraltı madeninden kömür üretimi bulunmamakta ise de yeraltı madeninden kömür üretiminin de... A.Ş. tarafından taşerona yaptırıldığı, sözleşmeye göre taşeronun "işletme müdürlüğü, maden mühendisleri, işletme şefleri, muhasebe ve pazarlama şefi, makina şefliği, idari personel kadrosunu kurarak işletme sevk ve organizasyonunu kuracağı, bu ekibin işletmenin bütün planını, araştırmasını, mübayenesini ve ödemelerini yapacağı, taşeronun ocağa ait kararların uygulanması, planlanmasında, teknik kontrollerinde, yapılması gereken işlerde ve denetiminde sırasıyla işletme müdürü, maden mühendisliğine ve işletme şefine bağlı" olacağının düzenlendiği, bu durumun taşeronun hür iradesi ile işletmeyi yönetemediğini gösterdiği, ... A.Ş'nin taşeronu yönlendirdiği, işi tarif ve dikte ettiği,

...A.Ş. tarafından taşerona verilmiş yazılı bir aylık programın bulunmadığı, sözleşme tarihi olan 20.02.2007 tarihinden sonra ... Madencilik A.Ş.’nin 27.07.2007 tarihli şirket yönetim kurulu kararında ocakta azletme ve atama ve görevlendirme yetkisini kullandığı, işyerinin işveren olarak ... adına denetim gördüğü, tüm işçilerin ...'ın işçisi olduğu ve maaşlarını ...'dan aldığı ancak çıkarılan kömürün... A.Ş.'ye ait olduğu ve satışı şirketin yaptığı, ...'ın taşeron hizmeti karşılığı ...'e fatura kestiği, ocaktaki tüm giderlerin ... A.Ş. tarafından ödendiği, işçi maaşları ve sigorta ücretlerinin şirket banka hesabında işlem yapmak üzere vekaletnamesi bulunan ... tarafından kendi hesabına aktarma yapılarak ödendiği, ...'ın şirkete fatura kestiği, dosyadaki belgelerden ve muhasebeci tanık ...'un 18.12.2009 tarihinde Savcılık huzurunda alınan beyanlarından anlaşılmakta olup, tüm bu tespitler aslında.. A.Ş ile taşeron ... arasında organik bağın sürdüğü,

...A.Ş ile ... arasındaki ilişkinin taşeronluktan öte bir ilişki olduğu resmi yazışmalardan da anlaşılmakta olup; madenin taşeron tarafından işletildiği tarihte, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı... Bölge Müdürlüğüne yazılan 27.06.1996 tarihli 711 sayılı yazı bizzat ...Madencilik tarafından imzalanmış ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca yapılan denetime ilişkin 14.02.2008 tarihli tutanak, ... tarafından işveren vekili, işletme müdürü sıfatıyla imzalanmıştır. Ocağın işletilmesiyle ilgili nihai kararların da ...A.Ş. yönetim kurulu tarafından alındığı, şirketin 27.07.2007 tarihli yönetim kurulu toplantısında şirketin ... Şubesi müdürü olan ...'ın azledilip maden mühendisi ...'in söz konusu sahaya teknik nezaretçi ve daimi nezaretçi olarak atandığı, ocağın sevk ve idaresinden sorumlu müdür olarak tayin edildiği, harcama yetkisi verildiği, bu itibarla da teknik ve daimi nezaretçi, aynı zamanda sorumlu müdür olan ...'in, 3213 sayılı Maden Kanununa ve 4857 sayılı İş Kanununa göre, kendisini atamış bulunan ... A.Ş.'ye karşı sorumlu olduğu,

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, ocağın, iş sahibi... A.Ş'nin emir ve talimatları doğrultusunda işletildiği,... A.Ş ile ... arasında imzalanan Taşeron Sözleşmesinin 3.1. maddesine göre "Taşeronun çalışma programını iş sahibi kendisine her ay bildirecek ve taşeron bu programın dışına çıkamayacaktır." Bu durumda taşeronun tamamen bağımsız karar veremediği; ocağın neresinde ayak açılacağına, ne zaman ve ne şekilde açılacağına, nasıl kömür üretimi yapılacağına,yeraltı işletmesinin tümünün veya kömür üretilen ayakların ne şekilde havalandırılacağına, nefeslik bağlantısı yapılıp yapılmayacağına (ayağın kör/küldesak mı çalıştırılacağına), hangi tip ve hangi kapasitede havalandırma tesisatı kurulacağına tamamen bağımsız olarak karar veremediği, ...'ın bağımsız işletici veya bağımsız taşeron olmadığı,

Maden İşleri Genel Müdürlüğü'nün 27.08.2010 tarihli yazısı ile ocağın havalandırma projesinin grizulu ocağa göre revize edildiği, revize edilen havalandırma projesinin ruhsat sahibi tarafından 19.01.2007 tarihinde Genel Müdürlüğe sunulduğu ve uygun bulunduğu belirtilmiş olup; ocak, 19.01.2007 tarihinden itibaren ... (... Genel Müdürlüğü) tarafından resmen "grizulu ocak" statüsüne alındığı, durumun ... A.Ş tarafından bilindiği, ocakta, teknik (fenni) nezaretçiyi, daimi nezaretçiyi ruhsat sahibinin atanması ve ...'e bildirilmesi, işletme projesini, havalandırma projesini ...'e ruhsat sahibinin sunması, onay alması, yıllık faaliyet raporunu ...'e vermesi hususları dikkate alındığında, ocağın mevzuata uygun çalıştırılmasından ve ruhsat sahasındaki faaliyetlerden Maden Kanunu kapsamında ruhsat sahibi Bükköy A.Ş. yetkililerinin de sorumlu olduğu,

Anlaşılmaktadır.

... A.Ş. ruhsat sahibi olduğu sahanın işletilmesi işini taşeronluk sözleşmeleri ile ...'a vermiş gözükmekte ise de, ...'ın daha önce ...A.Ş. de 10 sene boyunca maden mühendisi olarak istihdam edilmesi karşısında; İş Kanununun 2/7. maddesinde düzenlenen "... daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkin kurulumaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek asıl işverenin isçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez." hükmüne göre ...A.Ş. ile ... arasındaki taşeronluk sözleşmesinin geçerliliği de ayrı bir hukuki değerlendirme konusudur.

Bu açıklamalar doğrultusunda; iş sahibi... A.Ş. yönetim kurulunun işletmeye ilişkin yetkisinin bulunduğu, meydana gelen grizu patlamasını önleyecek tedbirlerin alınmamasından, mevzuatın öngördüğü usul ve esaslara aykırı bir şekilde ocağın faaliyetine devam ettirilmesinden, ilgili kurum ve kuruluşların kazadan önce belirlediği eksikliklerin giderilmemesinden... ile birlikte ... A.Ş yetkilisi sanıkların da sorumlu olduğunun kabulü gerekir.

Konuyla ilgili olay tarihinden önce yapılan denetimlerde düzenlenen raporlarda özetle;

11.2006 tarihli Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından mahallinde yapılan tetkik ve tespit raporunun 4.maddesinde "Ocak havalandırma defterinin tetkik edilmesi neticesinde, 29.10.2005 tarihinde yapılan gaz ölçümünde ocakta metan gazının tespit edildiği, Maden ve Taş Ocakları İsletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak İşçi Sağlığı ve İs Güvenliği Önlemlerine İlişkin Tüzük'ün 176. maddesi gereği "ocağın grizulu ocak olduğu" belirlendiği, bu nedenle "havalandırma ve alınacak bütün diğer is güvenliği tedbirleri" buna göre belirlenerek, ocak genel havalandırmasının, nefeslik başına kurulacak ana aspiratör ile mekanik olarak yapılması, antigrizu ve/veya kendiliğinden emniyetli ocak içi elektrikli ekipmanlarının kullanılması ve mevzuatta öngörülen ilgili diğer tedbirlerin alınması gerektiği, ocaktaki üretim çalışmalarına, ancak bundan sonra başlanmalıdır..." tespiti yer aldığı, bilahare kömür işletme izni verildiği,

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 01.03.2008 tarihli teftiş raporunda; grizu ve kömür tozu tehlikesi bulunan ocaklarda kullanılacak bütün elektrikli aygıtların alev sızdırmaz nitelikte olması gerekirken yeraltında bulunan aydınlatma lambalarının sağlam ve koruyucu içine alınmadıkları, desandre içinde cep olmadığı, desandre ve üretim bacalarında kırık bağlar bulunduğu,

06.2009 tarihli teftiş raporunda; "cebri havalandırma sisteminin kurulmadığı, havalandırma planında hava ölçüm istasyonu, hava kapıları, hava akış yönü, barajların yerleri, pervanelerin kapasiteleri ve çalışılan yerlere gelen hava miktarlarının gösterilmediği, tahkimat yönergesi olmadığı, pervanelerin bulunduğu bölümlerde paratoner bulunmadığı, işçilerin CO maskesi taşımadığı, ocaklarda her vardiyada gaz ölçümü yapılarak havalandırma defterine yazılmadığı, sürekli gaz ölçümü yapan ve sesli ikaz veren gaz ikaz cihazı olmadığı" tespitlerine yer verildiği,

Anlaşılmış ve şirket uyarılmıştır.

Kazanın meydana gelmesinden sonra bilirkişi heyetlerinden alınan raporlarda özetle;

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden İşleri Genel Müdürlüğünce görevlendirilen heyetçe yerinde inceleme sonucu hazırlanan 13.12.2009 tarihli raporda; "işletme projesinde kazı alanının hazırlanması damar içinde bir başyukarı veya yatay bir galeri sürülür, daha sonra klavuz sürülerek nefeslikler birbirine bağlanır" ifadesine rağmen nefesliklerin birbirine bağlanmadığı, havalandırma projesinde, ana hava girişinin(temiz hava) üretim panolarını dolaşarak ana nefeslikten çıkacağı belirtilmesine rağmen, kısa devre yaparak çıktığı, üretim panolarının cebri olarak havalandırıldığı görüldüğü, temiz havanın projesinde görüldüğü gibi panoları dolaşarak nefeslikten çıkması gerektiği, belirtilerek eksikliklerin giderilmesi dışında her türlü üretime yönelik faaliyetlerin Maden Kanunu 29. maddesi gereği 6 ay süre ile durdurulmasının önerildiği,

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulunun 14.12.2009 tarihli ön raporunda; havalandırmanın yetersiz olduğu 15-20 cm çapında tüplerle yapıldığı, en az 30-40 cm çapında olması gerektiği, gaz ölçümünün manuel yapıldığı, buna da yeterli şekilde riayet edilmediği, daha önceki denetimlerde istenmiş olan erken uyarı sisteminin kurulmadığı, kabloların elektrik panolarının antigrizulu olmadığı, tahkimatın yetersiz olduğu, CO maskelerinin kullanılmadığının tespit edildiği, 6-7 Ocak 2010 tarihli asıl raporda ise ön raporda belirtilen tespitler tekrar edilerek havalandırma defterinde kazadan önceki 10'ar günlük sürede yapılan son üç ölçümde ve daha önceki ölçümlerde metan gazı oranının 0(sıfır) gösterildiği, ayakta havalandırmanın yetersiz olduğu, 25.08.2009 tarihinden sonra işbaşı yapan 8 içinin iş güvenliği eğitimi aldığına dair katılım belgesi olmadığı, işverenin ocak içerisindeki çalışmalarda her aşamada denetim, izleme ve gözetim görevini gereği gibi yerine getirmediği tespitlerine yer verilerek işverenin % 70 kusurlu olduğu, lağım atımında güvenli ve emniyetli olan ateşleme cihazı (manyeto) kullanmayan, lağım atım sırasında üretim panosundaki (ayaktaki) işçileri emniyetli yere çektirmeden, ateşleme emniyetini sağlamadan ateşleme yapan ölen vardiya çavuşunun % 30 kusurlu olduğu,

12.2009 tarihinde kaza yerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan teknik bilirkişi heyet raporunda; ayakta hava dönüş yolu bulunmadığı, kapalı-kör baca denilen üretim ve havalandırma yöntemi tercih edildiği, vantüplerin dar (12 cm kesitli tarımsal sulama faaliyetlerinde kullanılacağı tahmin edilen) ve yetersiz olduğu, en az 40 cm çapında olması ve anayolda vantilatör gerisinde havalandırma kapıları bulunması gerektiği, havalandırma planı bulunmadığı, gazları otomatik ölçebilen merkezi uyarı ve algılama sistemi görülmediği, çalışan makine ve teçhizatla ilgi ekipmanların antigrizu özellikte olduğuna dair belgelere rastlanmadığı, ocak idarecilerinin denetimi düzenli olarak yapmadıkları, grizu vardiyası öncesinde gaz ölçüm kayıtlarına rastlanmadığı, gaz ölçümlerinin emniyet defterine yaklaşık 3-10 gün aralıklı olarak kaydedildiği, işletmenin fiziki şartlarının genel olarak iyi olmadığı, üretim, nakliyat, havalandırma bakımından madencilik uygulamaları açısından emniyet tedbirlerine yeterince uyulmadığı tespitlerine yer verilerek; yer altı kömür ocağında çalışacak mühendisleri atama ve azletme yetkisiyle birlikte, sözleşme ve şartnamelerle çalışmanın denetlenmesi sorumluluğunu da üstlenmiş olduğu anlaşılan yönetim kurulunun başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin tamamı, işletmeci ile teknik nezaretçi, ayrıca ocak şefi sıfatını taşıyan görevlilerin bu iş kazasının asli sorumluları oldukları, ocak şefi sanık ...'ın ise tali kusurlu olduğu,

10.2010 tarihli... Maden Fakültesi öğretim üyesi bilirkişi heyet raporunda, olayın nedeninin yeraltı kömür madenciliğinde hayati önem taşıyan konularda teknik ve idari önlemlerin alınmamış olduğu, bu önlemlerin alınmasının ise asıl işveren, taşeron ve ocağın teknik olarak denetimini yapan elemanlarının sorumluluğunda olduğu, taşeron sözleşmesi hükümlerinin ... A.Ş. yönetim kurulunun ocağın idaresi ve ocakla ilgili kararların alınmasında söz sahibi olduğunu gösterdiği, şirketin yönetim kurulu üyelerinin alt işveren ile birlikte asli kusurlu olduğu,

05.2011 tarihli... öğretim üyesi bilirkişi heyet raporunda ise özetle; ocak havalandırmasının yetersiz ve yönteminin hatalı olduğu, bu duruma ise çalışma programını tayin ve dikte eden kurumun neden olduğu, hava ölçme emniyet defteri'nde 05.12.2009 tarihinde yapılan ölçüm sonuçlarında, metan gazı sıfır yazılmış olduğu, ocakta gaz ölçümünün yapılmadığı, küldesak çalışma yapıldığı, güvenli ateşleme cihazı kullanılmadığı, antigrizulu ekipman kullanılmadığı, işçilerin eğitiminin eksik olduğu, işçilerin karbonmonoksit maskelerini taşımadıkları, ses ışık uyarısı yapan metan dedektörü veya sürekli gaz ölçümü yapan ve bir merkezden izlenebilen otomatik kontrol sistemi bulunmadığı, zaman zaman grizu biriktiğinin yetkililer tarafından bilinmekte olduğu ve sonuç olarak kazanın; işletmede küldesak (havalandırma bakımından kör ve acil durumda kaçış imkanı bulunmayan) ayak çalıştırılması, ... madde 179'da belirtilen "havalandırma esas itibariyle aşağıdan yukarı doğru yapılır” hükmüne ve ... madde 180'de yasaklanan "hazırlık işleri veya grizu birikimlerini dağıtmak amacıyla yapılan işler dışında, bölmeyle veya borularla havalandırma yasaktır” hükmüne aykırı davranılmış olması, ... madde l60'da zorunlu kılınan "işçilerin çalıştırıldığı bütün yeraltı işyerlerinde, çalışma koşullarını ve işçilerin çalışma yeteneklerini korumaya, hava sıcaklığının sağlığa zararlı düzeye yükselmesini önlemeye, grizu ve diğer zararlı gaz ve dumanları zararsız bir orana indirmeye yeterli, sürekli, güvenlik gereklerine uygun, temiz hava akımı sağlanır. Bunun için üretime başlanmadan önce, her ocakta, uygun bir havalandırma sistemi kurulması zorunludur” hükmüne aykırı biçimde yeterli havalandırma tesisatının kurulmamış olması, grizu birikimine neden olunması; her ateşlemede lağım deliklerinin doldurulmasından önce ve doldurulduktan sonra ancak ateşlemeden önce metan gazı ölçümlerinin yapılmaması nedeni ile metan gazı artışının tespit edilememiş bulunması, ... madde 35'te "Grizulu ve kömür tozlu ocaklarda grizuya karşı güvenlikli elektrikli ateşleme aracı kullanılacaktır” hükmü bulunmasına karşın bu hükme aykırı biçimde ateşleme işleminin pil ile yapılmış olması nedenleriyle, asli-tali ayrımı yapılmadan sanıkların ayrı ayrı kusurlu oldukları,

Tespitlerine yer verildiği izlenmiştir.

03.2009 onay tarihli teknik nezaretçi defteri incelendiğinde havalandırma ile ilgili herhangi bir sorundan söz edilmediği, havalandırma ve gaz ikaz cihazı gereksinimi belirtilmediği, metan gazı ölçümlerinin her ölçümde 0(sıfır) olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; İlk derece mahkemesi tarafından sanıklar hakkında taksirle öldürme suçundan hükmedilen 22.12.2011 tarih, 2010/113 Esas, 2011/592 sayılı karar, sanıklar müdafiileri ve sonradan temyizden feragat eden katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmiş, inceleme yapan Dairemiz "meydana gelen olayda olası kast hükümlerinin uygulanması gerektiği" gerekçesiyle sonuç cezanın süresi itibariyle sanıkların kazanılmış hakkı saklı tutularak bozulmasına karar vermiştir.

İlk derece mahkemesi bozma ilamına uymuş ve delil toplamaya devam etmiştir.

Bozma ilamından sonra alınan, 21.03.2016 tarihli ... bilirkişi heyet raporunda özetle; ruhsat sahibi ... A.Ş'nin maden mühendisi ...'i teknik nezaretçi ve daimi nezaretçi olarak atadığı, ayrıca sahadaki kordinasyonu ve denetimi sağlamak üzere işletme müdürü olarak da görevlendirdiği, ocağın 15 günde bir teknik nezaretçi kontrolünün yapılmasını ve önerilerin "Teknik Nezaretçi Defteri"ne yazılmasını sağladığı, Teknik nezaretçi ve daimi nezaretçi olan maden mühendisi ... tarafından "Teknik Nezaretçi Defterine" alınması gereken eksik bir önlem yazılmadığı, ruhsat sahibinden herhangi bir ekipmanın temin edilmesi istenmediği, ruhsat sahibi... Madencilik A.Ş'nin Maden Kanununa uygun olarak yükümlülüklerini yerine getirdiği, kazanın üçüncü kişilerin (ölen ateşçi ... ve ölen vardiya nezaretçisi ...) görevlerini ihmal etmeleri ve ateşlemeleri güvenlik kurallarına uymadan yapmaları nedeni ile meydana geldiği, ocağı denetleyerek alınması gerekli güvenlik önlemlerini saptama görevinin maden mühendisi teknik nezaretçi ...'e, belirlenen önlemlere ve iş güvenliği mevzuatına göre gerekli uygulamaları yapma, işçilerin verilen talimatlara göre çalışma yapıp yapmadıklarını denetleme görevinin ise daimi nezaretçi ve sorumlu müdür olarak yine ... ve ocak şefi ...'a ait olduğu tespitleri yer almıştır. Bu noktaya kadar ortak kanaat belirten bilirkişi heyeti, ..., ..., ...'ın sorumluluğu hakkında farklı görüşler ortaya koymuş olup; hukukçu bilirkişi Prof. ...'a göre "asıl işveren alt işveren ilişkisinde asıl işveren ocağın başında bulunmasa da ocağın mevzuata uygun çalışmasından sorumlu olduğu, işletme müdürü atamaları, ocağın işletmesini başkalarına devretmelerinin şirketi sorumluluktan kurtarmayacağını, sanıklar ..., ..., ...'ın taksirli olduğu" şeklinde görüş bildirirken,... maden fakültesi öğretim üyesi iki bilirkişiye göre ise, "ocağın tekniğe uygun ve güvenli bir şekilde işletilmesi için, Maden Kanunu ruhsat sahibine, maden mühendisi teknik nezaretçi-daimi nezaretçi atama, atanan teknik nezaretçi'nin de 15 günde bir yapacağı kontroller sonucu önerilerini Teknik Nezaretçi Defteri'ne yazma zorunluğu getirdiğini, Maden Kanunu gerekleri ruhsat sahibi şirket tarafından yerine getirildiği, teknik nezaretçi defteri'nde herhangi bir eksiklikten bahsedilmediği, gerek teknik nezaretçi, gerekse taşeron tarafından asıl işveren... Madencilik A.Ş.'den herhangi bir istekte bulunulmadığından şirket yetkililerinin cezai sorumluluğu bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.

Bunun yanında... A.Ş yetkililerinin meydana gelen kazada sorumluluğu olmadığına dair bilirkişilerden alınan görüş yazılarının, ilgili kurumların kazanın meydana geldiği maden ocağında yaptığı teftişlere ilişkin teftiş raporlarının dosyada mevcut olduğu görülmüştür.

Yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde tanık ifadeleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş müfettişi raporları, teknik inceleme raporları ve bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere, yapılan denetimlerde noksanlıklar belirlendiği halde uyarıları dikkate almayarak aynı hatalı yöntemlerle çalışmaya devam eden ve madencilikte deneyimli olan sanıkların 2006 yılından beri işletmede metan gazı olduğunu bilmelerine rağmen bunu gözardı ederek, defterlerde bile bu hususa yer vermeyerek önceki denetimlerde defalarca istenmiş olan ocak gaz ölçümünü otomatik olarak yapacak erken uyarı sistemini kurmayarak, yeterli sayıda gaz ölçüm cihazı bulundurmayıp düzenli olarak kullanılmasını sağlamayarak, hatta basit ve ucuz olan vakvak tabir edilen uyarı aletini dahi temin edip kullandırmayarak, işletmede küldesak (havalandırma bakımından kör ve acil durumda kaçış imkanı bulunmayan ) ayak çalıştırılarak, ocak üretim mahalline yeterli temiz hava akımını sağlayacak sistemi kurmayarak, ocak içindeki kirli ve temiz havanın karışmasını ve ısının yükselmesini göz ardı edip; çapı en az 30-40 cm olması gerekirken, 10-15 cm çapında hava borularıyla havalandırma yaparak, dolayısıyla yeterli ve uygun düzeyde havalandırma sağlanamaması nedenleriyle grizu birikmesine neden oldukları, 19.01.2007 tarihinden itibaren Ocağın, ... (Maden İşleri Genel Müdürlüğü) tarafından resmen "grizulu ocak" statüsüne alındığı ve bunun ...A.Ş yetkilileri tarafından bilinmesine rağmen, teknik nezaretçi defterinde metan gazı ölçümlerinin sıfır olarak gösterilmesi ve havalandırmanın normal olduğu belirtilmesi suretiyle gizlemeye çalıştıkları, bu nedenle idarenin denetimini de önledikleri, ocak içinde her vardiyada her atım öncesi ve sonrası gaz ölçümü yaptırıp kayıt altına aldırmadıkları, her ateşlemede lağım deliklerinin doldurulmasından önce ve doldurulduktan sonra ancak ateşlemeden önce metan gazı ölçümlerinin yapılmaması nedeni ile metan gazı artışının tespit edilememiş bulunması, Maden ve Taşocakları İşletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Önlemlerine İlişkin Tüzüğü'n 35. maddesinde düzenlenen "Grizulu ve kömür tozlu ocaklarda grizuya karşı güvenlikli elektrikli ateşleme aracı kullanılacaktır” hükmüne rağmen lağım atımında güvenli ve emniyetli olan ateşleme cihazı(manyeto) yerine, kontrolsüz güç kaynağı olan pil ile patlatma yapıldığı, ocakta kullanılan tesisat ve ekipmanların antigrizulu ve yanmaya karşı dirençli olarak tesis ettirmedikleri, ocak içine işçilerin sigara sokmasını ve içilmesini engelleyemedikleri, çalışan işçilere işe başlarken ve devamında tamamına iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verdirip belgelemedikleri, fiziki şartları kötü, üretim, nakliyat ve havalandırma bakımından emniyet tedbirlerine uyulmayan ocak işleterek meydana gelen sonuca kayıtsız kalıp kabullendikleri izlenmiştir.

Olası kast, fiilin gerçekleşebileceği mümkün veya muhtemel bir şekilde “öngörülmesine” rağmen sonucun meydana gelmesinin göze alınması, adeta “olursa olsun” biçimindeki bir düşenceyle fiilin işlenmesidir. Basit taksir ise failin öngörülebilir bir neticeyi “öngörmeyerek” dikkate ve özen yükümlülüğüne aykırı bir hareketlefiili işlemesidir.

Olayımızda ise öngörülmekle birlikte gerçekleşmeyeceği düşünülen ve istenmeyen bir neticeden bahsedilmeyeceği, defalarca yapılan tespitler ve uyarılara rağmen hatalı, eksik ve tehlikeli çalışma yöntemini sürdüren sanıkların kusurluluk düzeyinin taksir düzeyini aştığı anlaşılmaktadır. Bu şekildeki çalışma ile grizu patlaması olabileceğini öngörmelerine rağmen, patlamayı gerçek anlamda engelleyici nitelikte bir çalışma yapmadıkları, aksine mevcut tehlikeli durumu gizlemek suretiyle, "olursa olsun" düşüncesi ile hatalı ve hileli faaliyetlerine devam ettikleri; bu nedenle gerçekleşen bu neticeden olası kast hükümleri uyarınca sorumlu tutulmaları gerektiği ve olası kastla adam öldürme suçunun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden, sanıkların taksirle öldürme suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş olup, mahalli Cumhuriyet savcısının ve katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanıkların kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 24.01.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.[18]

Hendek Patlama Olası Kast#

…eksik, hatalı ve tehlikeli çalışma yöntemine devamla ve dolayısıyla olursa olsun düşüncesiyle gerçekleşen muhtemel neticeye kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi nedeniyle sübut bulan eyleminin ölen sayısınca olası kastla öldürme ve mağdurların yaralanmalarının niteliğine göre her bir mağdur ve/veya şikâyetçi mağdur sayısınca olası kastla yaralama suçları kapsamında değerlendirilmesi gerekirken,…[19]

  1. 12. Ceza Dairesi 2017/2520 E., 2018/11645 K. ↑

  2. Ceza Genel Kurulu 2019/101 E., 2024/32 K. ↑

  3. 12. Ceza Dairesi 2017/2520 E., 2018/11645 K. ↑

  4. Yargıtay 12. CD 2021/164 E., 2025/3320 K., ↑

  5. Yargıtay 12. CD 2023/4950 E., 2023/5775 K., ↑

  6. Yargıtay 12. CD 2021/133 E., 2025/2709 K., ↑

  7. 12. Ceza Dairesi 2016/130 E., 2017/7712 K. ↑

  8. 12. Ceza Dairesi 2019/7370 E., 2021/3821 K. ↑

  9. Yargıtay 12. CD 2021/5016 E., 2025/2667 K. ↑

  10. 12. Ceza Dairesi 2017/9849 E., 2019/6500 K. ↑

  11. 12. Ceza Dairesi 2017/8751 E., 2019/5605 K. ↑

  12. 12. Ceza Dairesi 2017/2296 E., 2018/10726 K. ↑

  13. 12. Ceza Dairesi 2014/4462 E., 2015/3456 K. ↑

  14. 12. Ceza Dairesi 2024/3643 E. 2024/7026 K. ↑

  15. Yargıtay 12. CD. 2024/3018 E., 2025/2700 K. ↑

  16. Yargıtay 12. CD. 2021/2896 E., 2025/237 K. ↑

  17. Yargıtay 12. CD 2023/586 E., 2023/1827 K. ↑

  18. Yargıtay 12. CD 2017/11896 E., 2019/1208 K. ↑

  19. 12. Ceza Dairesi 2022/3643 E., 2024/7016K. ↑

Yasal uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olayınıza doğrudan uygulanamaz ve avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Dosyanıza özel değerlendirme için bize ulaşın.
İş Güvenliği Hukuku

Bu konudaki diğer yazılar

İş Kazasında Sorumlu İşverenin Tespiti

Sorumlu işveren ve kişinin tespitinde dikkate alınacak belgeler, İŞKUR stajyeri kazası ve işveren belirlenemedi gerekçesinin yetersizliği.

İş Güvenliği Hukuku7 dk okuma

Genel Müdürün İş Kazası Sorumluluğu

Üretim yöneticisi, vardiya amiri ve operatörle birlikte genel müdürün iş kazasından sorumluluğunun değerlendirildiği karar.

İş Güvenliği HukukuCeza Hukuku1 dk okuma
WhatsApp