İçeriğe geç
Kale Hukuk KALE HUKUK

İşçi ve İşveren Sıfatının Aynı Kişide Toplanması

İş Hukuku 3 dk okuma

4857 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanun'un uygulanacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun'un 2 nci maddesinde, bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez.

4857 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrasına göre, iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir.

İş sözleşmesini eser ve vekâlet sözleşmelerinden ayıran en önemli ölçüt bağımlılık ilişkisidir. Her üç sözleşmede, iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağımlılığı vardır.

Tüzel kişilerde yönetim hakkı ile emir ve talimat verme yetkisi, organlarını oluşturan kişiler aracılığıyla kullanılır. Tüzel kişiler yönünden tüzel kişinin kendisi soyut işveren, tüzel kişinin organını oluşturan kişiler ise somut işveren sıfatını haizdir.

Ticaret şirketleriyle tüzel kişilerde somut işveren sıfatını taşıyan organ, bir kurul olabileceği gibi tek başına bir kişiye verilen yetki çerçevesinde gerçek kişinin de organ sıfatını kazanması mümkündür.

Limited, hisseli komandit ve kolektif şirketlerde yönetim yetkisi şirket ortaklarından birine bırakıldığında, bu kişi müdür sıfatıyla kişi-organ sayılır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 370 inci maddesine göre, anonim şirketler yönünden yönetim ve temsil yetkisinin yönetim kurulu üyelerine bırakılması hâlinde, bu kişi veya kişiler kişi-organ sıfatını kazanır. Şirketi temsil ve yönetime yetkili kişi-organ sıfatını taşıyan kişiler, işveren konumunda bulunduklarından, işçi sayılmazlar.

4857 sayılı Kanun'a tâbi genel müdür olarak çalışanların aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olmaları hâlinde kişi-organ statüsünü taşıyıp taşımadıklarının araştırılması gerekir. Genel müdürün organ sıfatını kazanmaksızın yönetim kurulu üyesi olması hâlinde, genel müdürlük görevi sebebiyle iş ilişkisinin devam ettiği sonucuna varılmalıdır. Buna karşın şirketi temsil ve ilzama yetkili kişi-organ sıfatı kazanılmışsa, işçi ve işveren sıfatı aynı kişide birleşemeyeceğinden, iş ilişkisinin bulunmadığı kabul edilmelidir.

7036 sayılı Kanun'un 5 inci maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi:

“İş mahkemeleri;

a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,

b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,

c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara,

ilişkin dava ve işlere bakar." şeklinde düzenlenmiştir.

İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir.

Somut olayda; davacının davalı Şirkette genel müdür ve aynı zamanda Yönetim Kurulu başkanı olarak davalı Şirketi temsil ve ilzama birinci derece yetkili bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacının görevi değerlendirildiğinde, işçi ve işveren sıfatı aynı kişide birleşemeyeceğinden, davacının kişi-organ vasfında olması sebebiyle işçi olarak kabulü mümkün değildir.

Davacının aynı davalı Şirkete karşı ücret alacağı bakımından açtığı itirazın iptali davasında, Dairemizin 18.09.2023 tarihli ve 2023/9189 Esas, 2023/1227 Karar sayılı kararında sehven bu yönde bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca İlk Derece Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı gerekçe hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.1

Kaynaklar

  1. Yargıtay 9. HD  2024/7367 E., 2024/16185 K. ↩
Yasal uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olayınıza doğrudan uygulanamaz ve avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Dosyanıza özel değerlendirme için bize ulaşın.
İş Hukuku

Bu konudaki diğer yazılar

İş Sözleşmesi: Tanımı ve Sona Erme Halleri

İş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun'daki tanımı, fesih dışında sona erme halleri, fesih türleri ve süreli fesih üzerine Yargıtay kararları ışığında açıklamalar.

İş Hukuku5 dk okuma

İş Hukukunda Rekabet Yasağı Sözleşmesi

Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerlilik şartları, yer ve sektör sınırlaması, haklı fesih hâlinde sona ermesi ve ihlalin ispatına ilişkin Yargıtay kararları.

İş Hukuku5 dk okuma
WhatsApp