İçeriğe geç
Kale Hukuk KALE HUKUK

İş Kazası Davalarında Usul Sorunları

İş Güvenliği Hukuku 19 dk okuma

Ceza Davasında SGK Katılan Olamaz Hükmü Temyiz Edemez#

Katılan ... vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde :Ölen ...'ın iş kazası sonucu elektrik çarpmasına bağlı olarak öldüğü olayda, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun suçtan doğrudan doğruya zarar görmediği ve kurum vekilinin katılma talebinin kabulü ile Sosyal Güvenlik Kurumu'nun davaya katılmasına karar verilmesinin hukuki değerden yoksun olup, hükmü temyiz etme hak ve yetkisi vermeyeceği anlaşılmakla, katılan ... vekilinin temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak REDDİNE,1

Usuli Kazanılmış Hak#

Rücu Davasında maluliyet oranına itiraz edilmemesi usuli kazanılmış hak oluşturmaz#

B- BAM KARARI

Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince “Kurum Sağlık Kurulu raporunda meslekte kazanma gücü kaybı oluşmadığının belirlenmesi üzerine dava aşamasında alınan SS.Yüksek Sağlık Kurulunun 09.05.2017 tarihli raporu ile davacının meslekte kazanma gücü kayıp oranı %4,2 olarak belirlenmiş, rapora davalılar süresinde itiraz etmişler, davacı taraf rapora itiraz etmemiştir. Bu sebeple mahkemece davalıların itirazı üzerine alınan ATK 3.İhtisas ve İkinci Üst Kurulu raporlarında daha yüksek oran belirlenmiş ise de davalıların itirazları üzerine alınan raporlarda meslekte kazanma gücü oranı davalılar aleyhine artmıştır. Bu durumda davacının ss.yüksek sağlık kurulu raporuna itiraz etmemesi nedeniyle davalılar lehine oluşmuş usuli kazanılmış hakkın gözetilmesi ile meslekte kazanma gücü kayıp oranının %4,2 olarak tespitine karar verilmesi gerekirken %7,2 olarak kabulü hatalıdır. ” denilmek suretiyle; “davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere ortadan kaldırılmasına, davanın kabulü ile ,davacı ...’in davalı şirkete ait işyerinde çalıştığı sırada 16.02.2011 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle, meslekte kazanma gücünü %4,2 oranında kaybettiğinin tespitine,” şeklinde yeni bir karar verilmiştir.

IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:

Davacı vekili tarafından özetle; usul ve yasaya aykırı olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen kararın bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

Davalı işyeri vekili tarafından özetle; davacının söz konusu karara itiraz ederken itirazlarını destekler somut hiçbir beyanda bulunmadığı, delil göstermediği, soyut iddialardan ibaret itiraz üzerine dosyanın sırasıyla Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu’na, Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu’na, Adli Tıp 2. Üst Kurulu’na gönderilmesinin hatalı olduğu, davacının meslekte kazanma gücü kaybına uğramadığının dosya kapsamı ile sabit olduğu, kaza olayından kısa bir süre sonra davacının çalışmaya başlamış olup 8,5 yılı aşkın süre boyunca çalışmalarının meslekte kazanma gücü kaybı oranına etkisi olabileceği, kaza tarihi ile raporlar arasında zaman geçtikçe doğru orantılı olarak artan maluliyet oranı tespitinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu, Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu, Adli Tıp 2. Üst Kurulu tarafından hazırlanan raporların denetime elverişli olmadığı, davalı şirketin kusur sorumluluğuna gidilemeyeceği belirtilerek usul ve yasaya aykırı olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen kararın bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

Davalı Kurum vekili tarafından özetle; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu’nun 09.05.2017 tarihli raporu, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’nun 25.06.2018 tarihli bu rapora ve Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurulu’nun 08.08.2019 tarihinde alınan raporu arasında ciddi çelişki olduğundan bu çelişkileri giderecek bir rapor alınması gerektiği, davacının ilk raporunda iş göremezlik derecesinin % 0 olarak belirlendiği, bunda Kurumun herhangi bir kusurunun bulunmadığı belirtilerek usul ve yasaya aykırı olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen kararın bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:

Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle, temyizin kapsam ve nedenlerine göre; davalı taraf vekillerinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

Uyuşmazlık, somut olayda sürekli iş göremezlik oranının tespitine yönelik Mahkemece yapılan değerlendirmenin hükme esas alınacak nitelikte olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Yasanın 19'uncu maddesinde "İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve engellilik nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az % 10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalı, sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanır.

Sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış olan sigortalının yeniden tedavi ettirilmesi halinde meslekte kazanma gücünü ne oranda yitirdiği, birinci fıkrada belirtilen sağlık kurullarından alınacak raporlara göre yeniden tespit olunur." hükmü gereğince meslekte kazanma gücünün tespit edilmesi hususunda öncelikle Kurum nezdinde rapor aldırılmak suretiyle sonuca gidilmesi gerektiği hususu vurgulanmıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 28/06/1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da aynı yöndedir.

5510 sayılı Yasanın sigortalı sayılanlar ve bunların bakmakla yükümlü oldukları veya hak sahibi çocuklarının çalışma gücü veya meslekte kazanma gücü kayıp oranlarının tespitine ilişkin, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği 01.10.2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 11.10.2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak; Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği 01.09.2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 03.08.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Diğer taraftan, aynı Yasanın 58. ve 95'inci maddeleri gereğince meslekte kazanma gücü kaybı ve bedeni çalışma gücü kaybının tespiti bakımından izlenecek yol açıklanmıştır. Buna göre, Kurum sağlık tesislerince düzenlenen raporlara dayanılarak verilen kararlara karşı Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulundan rapor alınmalı, söz konusu kurul raporlarının Kurumu bağlayacağı, ancak, diğer ilgilileri bağlamayacağı dikkate alınmalıdır.

Bu düzenlemeler çerçevesinde, sigortalı sayılanlar ve bunların bakmakla yükümlü oldukları veya hak sahibi çocuklarının çalışma gücü veya meslekte kazanma gücü kayıp oranlarının tespitine ilişkin, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği 01.10.2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 11.10.2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak, Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği de 01.09.2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 03.08.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 95’inci maddesinde, malûl sayılmayı gerektirecek hastalık veya arızanın bulunup bulunmadığının tespitinde izlenecek yol açıklanmıştır. Aynı yöndeki düzenleme 1479 ve 506 sayılı Yasalar kapsamında da mevcut olup, mahkemece öncelikle, 01.09.2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 03.08.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği de dikkate alınarak ... Yüksek Sağlık Kurulundan rapor alınması, itiraz halinde Adli Tıp Kurumunun görüşüne başvurulması, raporlar arasında çelişki olması halinde Adli Tıp Üst Kurulundan 2013 tarihli Yönetmelik hükümleri de irdelenmek suretiyle rapor alınmalıdır.

Öte yandan; Anayasa’nın 12. maddesine göre; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” Anayasa’nın 60. maddesine göre ise “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar”. Açıklanması gerekir ki; sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkıdır. Bu noktada, sosyal güvenlik hakkı vazgeçilmez bir anayasal haktır ve kamu düzenindendir. Maluliyet oranının tespiti istemi de bir sosyal güvenlik hakkıdır. Vazgeçilmez olan bu hakkın kullanıcısı tarafından kısıtlanmasının ve uzun bir süre sonra talep edilmesinin dürüstlük kuralına aykırı davranış olduğu ileri sürülemez.

Eldeki dosya kapsamında; İlk Derece Mahkemesi yargılaması esnasında alınan Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu’nun 09.05.2017 tarihli raporu ile, “davacının maluliyet oranının %4,2 olduğu, davacının başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığı, kontrol muayenesi gerekmediğinin” belirtildiği, davalıların itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’ndan rapor alındığı, buna göre Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’nun 25.06.2018 tarihli bu raporu ile “davacının muayene tarihi olan 20.04.2018 tarihinden itibaren E cetveline göre %6,3 oranında meslekte kazanma gücünden yoksun sayıldığının” belirtildiği, her iki rapor arasında oluşan çelişkinin giderilmesine yönelik olarak Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’ndan rapor aldırıldığı, Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurulu’nun 08.08.2019 tarihli raporu ile “davacının geçirdiği iş kazası neticesinde muayene tarihi olan 20.04.2018 tarihinden itibaren E cetveline göre %7.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş olduğu”nun belirtildiği, İlk Derece Mahkemesince Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurulu’nun raporu esas alınmak suretiyle yazıldığı şekilde karar verildiği, istinaf yargılama esnasında ise Bölge Adliye Mahkemesince davacının Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu raporuna karşı herhangi bir itirazının bulunmaması nedeniyle bu raporda belirtilen maluliyet oranının esas alınması gerektiği kanaatiyle yazıldığı şekilde karar verildiği anlaşılmaktadır .

Somut olayda; maluliyet oranının tespiti istemine ilişkin davada davacı tarafından vazgeçilmez olan sosyal güvenlik hakkının kullanılması söz konusu olup yargılama esnasında davacının Yüksek Sağlık Kurulu Kararı’na karşı herhangi bir itiraz yöneltmemiş olması, maluliyet oranının kesinleştiği sonucunu ortaya çıkarmaz. Bu doğrultuda İlk Derece Mahkemesince yargılamaya yukarıda yer alan prosedür doğrultusunda devam edilerek sonucuna göre tesis edilen hüküm yerinde olup Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmadan hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde kurulan hüküm, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.2

Yargıtay Bozmasına uyulması sonrası usuli kazanılmış hak doğar#

Dava, iş kazası nedeniyle meslekte kazanma gücü kaybı oranının tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, bozmaya uyularak ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Eldeki davada, mahkemece verilen 24.05.2016 tarihli karar, Dairemizin 02.04.2019 günlü ve 2016/14409 Esas, 2019/3065 Karar sayılı ilamı ile ''... Davacı, işverene karşı açmış olduğu tazminat davasında meslekte kazanma gücü kaybı oranının %29 olarak belirlenmesi üzerine kuruma 25.01.2012 tarihinde belirlenen bu orana göre gelir bağlanması için talepte bulunmuşsa da kurumun talebini reddetmesi üzerine eldeki davayı açmış, Mahkemece yapılan yargılamada Yüksek Sağlık Kurulu'nca maluliyet oranının değişmediğinin belirtilmesi üzerine, ATK 3. İhtisas Kurulu'ndan alınan raporda maluliyet oranı %45,2 olarak belirlenmiş, maluliyetin tespitine ilişkin prosedürün izlenmesi neticesinde Adli Tıp Genel Kurulu tarafından 27.09.2004 tarihli iş kazası nedeniyle davacının %45,2 maluliyetinin bulunduğu sonucuna varılmış, Mahkemece bu belirlemeye göre alınan ve %22 sürekli iş göremezlik oranının, davacının kuruma başvuru yaptığı 25.01.2012 tarihinde ulaştığı %45,2 oranına karşılık geldiği miktar hesaplanmak suretiyle bulunan gelir miktarına ilişkin bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.

Yukarıdaki maddi ve hukuki olgular gözetilmek suretiyle yapılması gereken iş; belirlenen %45,2 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden 25.01.2012 tarihi itibari ile hakedilen gelir miktarının ve bu tarihten sonraki fark gelir miktarlarının davalı kurumdan sorularak belirlenmesi, itirazla uyuşmazlık çıkarsa bu konuda bilirkişi incelemesi yapılarak sonuca göre karar verilmesi...” gereğine işaret edilerek, bozulmuştur.

Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı)

Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK)

Eldeki davada ise, bozmaya uyulmuş ise de bozma gereklerinin tam olarak yerine getirildiğinden bahsedilmesi mümkün değildir.

İş kazası nedeniyle sigortalıya %22 sürekli iş göremezlik derecesine göre 25.08.2005 başlangıç, 14.03.2006 onay tarihli gelir bağlandığı, bozma ilamı ile; belirlenen %45,2 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden 25.01.2012 tarihi itibari ile hakedilen gelir miktarının ve bu tarihten sonraki fark gelir miktarlarının davalı kurumdan sorularak belirlenmesi, itirazla uyuşmazlık çıkarsa bu konuda bilirkişi incelemesi yapılarak sonuca göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiş, yapılan yargılama neticesinde davalı kurumun gelir miktarını belirleyemediğine dair cevap sunduğu, fiili ödeme miktarlarının ise listesini gönderdiği, bozma öncesi verilen ilk kararda gelirin 448,93 TL olarak belirlendiği ve davacının temyiz yoluna başvurmadığı, bozma sonrası yapılan yargılamada davalı kurum tarafından hesaplama yapılamayacağının belirtilmesi üzerine bilirkişi tarafından 25.01.2012 tarihi itibariyle belirlenen gelir üzerinden hüküm tesis edildiği, davalı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın gözetilmediği anlaşılmaktadır.

Yukarıdaki maddi ve hukuki olgular gözetilmek suretiyle yapılması gereken iş; davacının ilk kararı temyiz etmemesi karşısında davalı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış haklar gözetilerek, talebe göre ve bozma ilamında işaret edildiği üzere belirlenen %45,2 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden 25.01.2012 tarihi itibari ile hakedilen gelir miktarının ve bu tarihten sonraki fark gelir miktarlarının belirlenerek; ilk kararda 448,93 TL, ikinci kararda 1.591,49 TL olarak belirlenen ancak miktardaki çelişkinin kurum tarafından da giderilmediği nazara alınarak, ilk ve ikinci karardaki çelişkiyi giderecek şekilde bilirkişi incelemesi yapılarak belirlenen gelir üzerinden yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmelidir.

2) Kabule göre de; dava kabul edildiğine göre vekalet ücretinin tüm davalılara yükletilmesi gerekirken yalnızca davalı kurum aleyhine vekalet ücreti yükletilmesi isabetsiz bulunmuştur.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.3

Yargıtay bozması nedeniyle oluşan usuli kazanılmış hak sonrası yapılacaklar#

Öte yandan, davacının sürekli iş göremezlik oranı ile alabileceği ücret yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda belirlenip kesinleştirildikten sonra, mahkemece verilen kararın davacı tarafça temyiz edilmediği hususunu da gözeterek, usuli kazanılmış hakka göre hükme esas alınan 07.09.2018 tarihli hesap raporuna bu kesinleşen verileri uygulamak, bu veriler haricinde hesap raporundaki diğer verileri ve özelikle bu rapordan sonra yürürlüğe giren asgari ücret değişikliklerini rapora yansıtmadan davacının maddi tazminat alacağını belirleyerek bir karar vermekten ibarettir.4

Usuli Kazanılmış Hak#

Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

Dava, davacı sigortalının 15/03/2013 tarihli iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacının maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile 444.000,00-TL maddi, 75.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, davacının iş kazası sonucu % 36,2 oranında sürekli iş göremezliğinin bulunduğu ve iş kazasının meydana gelmesinde, davalının %90, davacının %10 oranında kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.

Mahkemece verilen 26/05/2016 tarihli kararda, davacının %45,2 sürekli iş göremezlik oranına göre hesaplanan rapor doğrultusunda; 239.746,46-TL maddi, takdiren 200.000,00-TL manevi tazminat isteminin kabulüne karar verildiği, davalı vekilinin temyizi üzerine, anılan kararın Kapatılan 21.Hukuk Dairesi’nin 24/04/2018 Tarih, 2016/18040 Esas, 2018/4199 Karar Sayılı ilamıyla “ davacının sürekli iş göremezlik oranının Sosyal Güvenlik Kurumu raporunda %36,2 olarak tespit edildiğinin, Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu raporu ile % 45,2 olarak belirlendiği, bilirkişi hesap raporunda % 45,2 maluliyet oranı dikkate alınarak maddi zararın belirlendiğinin ve fakat SGK tarafından % 36,2 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden hesap edilen ilk peşin sermaye değerinin rücuya kabil kısmının tenzil edildiğinin ve maddi zarar talebinin bu şekilde belirlenerek hükme bağlandığının, davacının iş kazası nedeniyle oluştuğu iddia edilen sürekli iş göremezlik oranının açıklanan prosedür izlenerek tespiti yapılmadığının anlaşılmış olması karşısında, davacının sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesi ve belirlenen bu orana göre, hesaplanacak zararlar yönünden karar verilmesi gerektiği ” denilmek suretiyle bozulduğu, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, davacının sürekli iş göremezlik oranının Adlî Tıp İkinci Üst Kurulu’nun 17/09/2020 tarihli rapor ile % 36,2 olarak kesinleştirildiği, hesap bilirkişiden güncel veriler esas alınarak alınan 12/03/2021 tarihli raporda davacının sürekli iş göremezlik oranının % 36,2 olarak esas alınması durumunda davacının isteyebileceği maddi tazminat miktarının 444.010,19-TL olarak tespit edildiği, Mahkemece 08/04/2021 tarihli kararda, 75.000,00-TL manevi tazminata ve ilk karardakinden daha yüksek olan 444.000,00-TL maddi tazminata karar verildiği anlaşılmıştır.

Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı Kararı).

Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. ..., Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr.........., ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 ..., 1974, sayfa 395 vd.)

Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).

Somut olayda; davacı tarafından Mahkemenin 26/05/2016 tarihli önceki kararına ilişkin temyiz istemi bulunmadığından, bozma öncesi aldırılan hesap raporu tarihindeki veriler davacı yönünden kesinleşmiştir. Başka bir deyişle; bozma ilamına uyan Mahkemenin 08/04/2021 tarihli kararında, kararı temyiz etmeyen davacı yararına maddi tazminat bakımından - güncel veriler esas alınarak hesaplanan rapor doğrultusunda - davalı yararına oluşan kazanılmış hakkı ihlal eder biçimde ilk karardakinden daha yüksek maddi tazminata hükmetmesi hatalı olmuştur.

Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra; mahkemece yapılacak iş; bozma ilamından önce alınan 21/03/2016 tarihli hesap bilirkişi raporundaki veriler dikkate alınarak, kesinleşen % 36,2 sürekli iş göremezlik oranı ve bu oran üzerinden bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin tenzil edilmesiyle birlikte maddi zararın belirlenmesi, davacının mahkemece verilen ilk hükmü temyiz etmediğinin anlaşılması karşısında davalı yararına oluşacak usulü kazanılmış hakkın gözetilmesi ve sonuca gidilmesinden ibarettir.

Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.5

Bilirkişi Raporları#

Bilirkişi Raporlarının Bağlayıcılığı#

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, soruşturma dosyası kapsamına göre Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 04/08/2014 tarihli ve 9382 karar sayılı raporunda şüpheli doktorların kusuru bulunmadığının bildirildiği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmışsa da, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 05/09/2013 tarihli ve 2012/19402, esas, 2013/19286 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk değerlendirmesi ancak mahkeme hakimi tarafından yapılabileceği, kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, konunun teknik bilgiyi gerektirmesi, hakimin hukuk bilgisiyle sorunu çözemeyeceği durumlarda, bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğinde dahi, bilirkişinin inceleme yetkisi kusurlulukla ilgili olmayıp, işin tekniği ve norma aykırı davranışın belirlenmesi ile sınırlı olacağı, bilirkişi raporlarının mahkemeyi bağlayıcı değil, delilleri değerlendirme vasıtalarından biri olduğu, mahkemelerin gerekçelerini açıklamak suretiyle bilirkişi raporlarına itibar edip etmeme hususunda takdir ve değerlendirme hakkına haiz bulunduğu, bilirkişi tarafından münhasıran hakimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmaması gerekmekle birlikte, bu yöndeki bir değerlendirmenin de hakimi bağlayıcı bir yönünün bulunmadığı, somut olayda şüpheli doktorların kusur durumlarına ilişkin Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu'ndan alınan raporun, 5271 sayılı Kanun'un 67. maddesinin 5. fıkrası gereğince ilgililerin itirazlarının bildirilmesi için istemde bulunabilmelerini sağlamak üzere tebliğ edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği, olayla ilgili Yüksek Sağlık Şurası da dahil olmak üzere üniversitelerin tıp fakülteleri veya eğitim veren Devlet hastanelerinden de görüş alınarak soruşturmanın buna göre sonuçlandırılması gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı'nın 30/12/2015 gün ve 2015/27367/87633 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 19/01/2016 gün ve 2016/2808 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;6

Raporlar arasındaki çelişki giderilmeli#

Dosya içerisinde yer alan yapı ruhsatı fotokopisi içeriğinden yapı müteahhidi olduğu anlaşılan … İnşaat ve Tüketim Maddeleri Tic.Ltd.Şti ile … İnşaat firması arasında suç tarihindeki irtibatın mahiyeti, şirket sorumlu müdürlerinin ve şirketlerin inşaat işlerinden sorumlu yetkililerinin kim olduğunun Ticaret Sicil Gazetesi ile şirket ana sözleşmesi ve şirket kayıtlarından araştırılması, hakkında suç duyurusunda bulunulan … … dışında yetkili kişi bulunduğu tespit edildiği taktirde dava açılması sağlanıp incelemeye konu dava dosyası ile birleştirildikten sonra raporlar arasındaki kusur oranlarına yönelik çelişkinin giderilmesi ve sanıkların kusur durumunun tereddütte mahal vermeyecek şekilde tespiti için iş güvenliği uzmanı, hukukçu ve çalışma müfettişinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyeti aracılığıyla yeniden rapor aldırılması sonrasında sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,7

Seçimlik Cezalar Değerlendirilmeden Hapis Cezası Verilmez#

5237 sayılı TCK'nın 50/4. maddesinde, taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezasının uzun süreli de olsa, diğer koşulların varlığı halinde adli para cezasına çevrilebileceği, TCK'nın 50. maddesinin sanık hakkında uygulanıp uygulanmamasına karar verilirken, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, suçun işlenmesindeki özellikler, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılmasının gerektiğinin anlaşılması karşısında, “Sanık hakkında seçimlik cezalardan hapis cezasının seçilmiş olmasından dolayı yasal şartları oluşmadığından” şeklindeki yasal olmayan gerekçe ile 5237 sayılı TCK'nın 50. maddesinin uygulanmamasına karar verilmesi,

TCK'nın 53/1. maddesindeki hak yoksunluklarının taksirli suçlarda uygulama olanağı bulunmadığı gözetilmeden, sanık hakkında anılan madde ile hak yoksunluğuna hükmedilmesi,

Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle Osmaniye 4. Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik sanık müdafinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca oy birliğiyle

BOZULMASINA,8

Menfaat Çatışması#

sanıklar arasında menfaat çatışması bulunduğu nazara alınarak sanıkların ayrı müdafiiler tarafından savunulması gerektiği 9

Mühür Kırma#

Durdurulan işyerinde çalışma yapana hapis#

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SUÇ : 6331 Sayılı Kanuna Aykırılık

HÜKÜM : Mahkumiyet

Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

5271 sayılı CMK'nın 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp aynı Kanunun 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri ile sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde belirttiği sebepler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda; ilk derece mahkemesince verilen beraat kararı kaldırılarak sanığın 6331 sayılı Kanun'un 25/8. ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca sonuç olarak 2 yıl 6 ay hapis cezasına mahkumiyetine dair vermiş olduğu hüküm hukuka uygun bulunmakla, sanık müdafiinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 302/1. madde gereğince tebliğnameye uygun olarak ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, 10/07/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.10

Eser Sözleşmesi#

Eser Sözleşmesi İspatı#

tüm aşamalarda herhangi bir işi üstlenmediği, sadece işi yönlendirdiğini, herhangi bir denetim gözetim yükümlülüğü olmadığına ilişkin savunmaları ile, taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin mevcut olmaması, taraflar arasında yapılan işe ilişkin anlaşma ve ödeme yapıldığına dair delil bulunmaması,11

Anahtar Teslim verilse Bile İşi Verenin Yönetime Müdahale etmesi#

İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından dava konusu olaydaki ... İlköğretimokulu'nun yapım işi 30.06.2009 tarihli sözleşme ile …Mühendislik İnş. Tic. Ltd. Şti. - ... İnşaat ... iş ortaklığına ihale edildiği, daha sonra ... Mühendislik şirketinin 06.11.2009 tarihli taşeron sözleşmesi ile okul inşaatının tüm işlerini taşeronluk sözleşmesi ile ... İnşaat ... 'a verdiği, ancak yapılan bu anlaşmaya rağmen tanık beyanları, savunmalar ve dosyadaki belgeler dikkate alındığında anahtar teslimi taşeron sözleşmesine rağmen inşaat işlerinin fiilen alt-üst işveren şeklinde yürütüldüğü, ... şirketinin inşaatta çalışan işçi seçimi ve temini, inşaat yapımı, kontrol ve koordinasyon ve benzeri işleri yapmaya devam ettiği,12

Kaynaklar

  1. 12. Ceza Dairesi 2013/19675 E., 2014/12422 K. ↩
  2. 10. Hukuk Dairesi 2021/2546 E., 2021/12311 K. ↩
  3. 10. Hukuk Dairesi 2021/7597 E., 2021/11632 K. ↩
  4. 10. Hukuk Dairesi 2020/7221 E., 2021/11586 K. ↩
  5. 10. Hukuk Dairesi 2021/6972 E., 2021/11057 K. ↩
  6. 12. Ceza Dairesi 2016/1626 E., 2016/5929 K. ↩
  7. 12. Ceza Dairesi 2016/3852 E., 2017/10987 K. ↩
  8. Yargıtay 12. CD 2025/453 E., 2025/5459 K. ↩
  9. Yargıtay 12. CD 2023/174 E., 2025/1464 K. ↩
  10. 19. Ceza Dairesi 2018/450 E., 2018/8430 K. ↩
  11. Yargıtay 12. CD 2021/8170 E., 2025/3616 K. ↩
  12. Yargıtay 12. CD 2021/1538 E., 2025/7067 K. ↩
Yasal uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olayınıza doğrudan uygulanamaz ve avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Dosyanıza özel değerlendirme için bize ulaşın.
İş Güvenliği Hukuku

Bu konudaki diğer yazılar

İş Kazasında Sorumlu İşverenin Tespiti

Sorumlu işveren ve kişinin tespitinde dikkate alınacak belgeler, İŞKUR stajyeri kazası ve işveren belirlenemedi gerekçesinin yetersizliği.

İş Güvenliği Hukuku7 dk okuma

Genel Müdürün İş Kazası Sorumluluğu

Üretim yöneticisi, vardiya amiri ve operatörle birlikte genel müdürün iş kazasından sorumluluğunun değerlendirildiği karar.

İş Güvenliği HukukuCeza Hukuku1 dk okuma
WhatsApp