Arabuluculuktan Sonra Tahkim Şartı Konmuşsa Tahkim Şartı Kesin Değildir ve Geçersizdir#
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 13.04.2018 tarihli ve 2016/2 Esas, 2018/4 Karar sayılı kararında “…Yargı, devletin temel fonksiyonlarından biridir ve kural olarak taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözüm yeri mahkemelerdir. Ancak özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde mahkemeler yerine hakemlere başvurulması konusunda sözleşme yapılabilir veya taraflarca bağıtlanan sözleşmelere bu yönde bir hüküm konulabilir (HMK m. 412/2). Özel hukukun taraflara tanıdığı irade serbestisi, kendisini sözleşme yapıp yapmamak, sözleşmenin karşı tarafını ve içeriğini belirlemek noktalarında gösterdiği gibi taraflar arasında çıkmış ve çıkması muhtemel uyuşmazlıkları hakemler eliyle çözmek noktasında da gösterir. Hakem kararı, devlet mahkemeleri tarafından verilen karar gibi bağlayıcıdır. Bu hâliyle tahkim, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biridir…” şeklinde belirtildiği üzere hakem kararları bağlayıcı ve kesindir.
Taraflar arasında düzenlenen 01.03.2022 tarihli sözleşmede "taraflar arasında akdedilen bu avukatlık sözleşmesinden ve vekalet ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıklar öncelikle, arabuluculuk girişimiyle çözümlenecektir. ... Arabuluculuk girişiminden sonuç alınamazsa, uyuşmazlık Baro Hakem
Kurulunca çözülecektir. Türkiye Barolar Birliği Hakem Yönetmeliği bu sözleşmenin bir parçasıdır." şeklindedir. Nitekim uyuşmazlığın çözümü için önce arabuluculuk başvurusu yapılmış, arabuluculuk süreci olumsuz sonuçlanmıştır.
6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu (6325 sayılı Kanunu) 3. maddesi ile “Taraflar, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler.” denilmek suretiyle arabulucuya başvurunun ve devamının tarafların iradesine bırakmıştır. Aynı hükmün ikinci fıkrasına göre: “Taraflar, gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahiptirler.”
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 3. maddesinin atıfta bulunduğu 18/A-(1) hükmüne göre, “ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edildiği durumlarda, arabuluculuk sürecine dair hükümlerin uygulanacağı, bunun aynı zamanda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) gereği dava şartları arasında sayıldığı görülmektedir.
Yine aynı Kanun’un 18/A-(18) maddesinde; “Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz, Kanun'un 13. maddesinde; "Taraflar dava açılmadan önce veya davanın görülmesi sırasında arabulucuya başvurma konusunda anlaşabilirler. Mahkeme de tarafları arabulucuya başvurmak konusunda aydınlatıp, teşvik edebilir...” şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.
Yukarıda belirtilen kanuni düzenlemeler hep birlikte değerlendirildiğinde; arabuluculuğun maddi hukuka ilişkin olduğu, Mahkemelerde dava açılmadan önce başvurulması gerektiği hatta bazı davalarda arabulucuya başvurulmasının dava şartı olarak düzenlendiği görülmektedir. Tarafların tahkim iradesini açıkladıkları tahkim şartının tartışma ve karışıklığa neden olmayacak biçimde açık ve kesin olarak belirtmiş olması gerekmekte olup öncelikle arabulucuya gidileceğine dair yaptıkları anlaşma nedeniyle sözleşmeye uygulanacak hükümler bakımından kendi içerisinde kesin ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek derecede tahkim şartının düzenlenmediği bu nedenle de tahkim şartının geçersiz olduğu kabul edilmelidir.1
Kaynaklar
- Yargıtay 9. HD 2025/225 E., 2025/2164 K. ↩