Arabuluculukla ilgili yapılan bu genel açıklamalardan sonra arabuluculuk faaliyetinin tarafların anlaşması ile sona ermesi durumunda düzenlenen anlaşma belgesinin hukuki niteliği ile hüküm ve sonuçları hakkında açıklama yapmakta yarar bulunmaktadır.
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun "Tarafların anlaşması" başlıklı 18/1. maddesinde "Arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümden hareketle, ister ihtiyarî ister dava şartı arabuluculukta arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak anlaşma, anlaşamama ya da uyuşmazlığın bir kısmına ilişkin anlaşma (kısmi anlaşma) haklarının bulunduğunu söylemek mümkündür.
Burada önemli olan, varılan anlaşmanın uyuşmazlığı çözecek nitelikte mutabakat içermesi, sorunu kalıcı olarak çözmesi ve tarafların bu sonuçtan tam emin olarak belirsiz noktaların kalmamasıdır. Anlaşmanın uyuşmazlığın iç ve dış dinamiklerini gözetecek şekilde oluşması, kalıcılık ve yeni sorunlar doğurmaması bakımından önemlidir (Ömer Ekmekçi, Muhammet Özekes, Murat Atalı, Hukuk Uyuşmazlıklarında İhtiyarî ve Zorunlu Arabuluculuk, İstanbul, 2018, s. 94).
Diğer taraftan, 6325 sayılı Kanun'un 18/1. maddesindeki hükümde yer alan "anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır" düzenlemesinden ise arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılan her hâlde tarafların bu anlaşmayı mutlaka yazılı bir metne dökmek zorunda olmadıkları anlaşılmaktadır. Ancak varılan mutabakatın yazılı şekilde bir anlaşma metnine dönüştürülmesi birçok açıdan yararlı olacaktır. Özellikle, ileride uyuşmazlığa ilişkin bir sorunun çıkmamasının ve anlaşmanın icrasına ilişkin tereddütlerin ortadan kaldırılmak istenmesi ile ortaya çıkan anlaşmanın farklı sebeplerle kullanılmasının gerekmesi durumlarında anlaşmanın metin hâlinde getirilmesinde fayda bulunmaktadır [Melis Taşpolat Tuğsavul, Türk Hukukunda Arabuluculuk (6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Çerçevesinde), Ankara, 2012, s. 183, 184; Ekmekçi, Özekes, Atalı, s. 94].
Arabuluculuk anlaşma belgesinin tanımına ilişkin 6325 sayılı Kanun'da ve Yönetmelikte ayrıntılı bir düzenleme bulunmayıp daha çok belgenin ortaya çıkardığı sonuçların belirlenmesi hedeflenmiştir. Bununla birlikte arabuluculuk anlaşma belgesi, arabuluculuk faaliyeti sonucunda uyuşmazlığın taraflarınca varılan anlaşmanın yazılı hâle getirildiği, taraflar (yasal ve iradi temsilciler) ve arabulucu (veya eş arabulucular) tarafından imzalanması sonucunda tamamlanan bir sözleşme olarak tanımlanması mümkündür (Emel Badur, "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Yıl:9, Sayı:18, 2021, s.51).
Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin esaslı unsurları ise arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya ulaşılması, tarafların anlaşması ve kanun koyucu tarafından öngörülen şekil kuralına uyulması olarak belirlenebilir. Bu kapsamda öncelikle anlaşmaya arabuluculuk faaliyeti sonucunda ulaşılmış olması unsuru irdelenmelidir. Özellikle arabuluculuğun 6325 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesindeki tanımı dikkate alındığında, tarafların kendi aralarında gerçekleştirdikleri müzakere veya görüşme sonucunda düzenledikleri bir sözleşmeyi arabulucunun da imzalamalarını istemeleri üzerine belgenin arabulucu tarafından imzalanmasıyla ortaya çıkan sözleşmenin anlaşma belgesi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir (Badur, s.59). Keza arabuluculuk faaliyeti, sürecin başından sonuna kadar bizzat arabulucu tarafından yürütülmelidir. Anlaşmanın arabuluculuk faaliyeti sonucunda gerçekleşmiş olması, tek bir aşamayı değil arabulucuya başvuru ve arabulucunun seçiminden, faaliyetin sona ermesine kadarki tüm süreci ifade etmektedir. Arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygunluğu, sürecin tamamında mevcut olmalıdır. Bu itibarla, Kanun'a uygun biçimde yürütülen arabuluculuk faaliyetinin sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin varlığı hâlinde ilk koşul gerçekleşmiş kabul edilmelidir.
Arabuluculuk faaliyeti sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin ikinci esaslı unsuru tarafların anlaşmasıdır. Yukarıda da açıklandığı üzere 6325 sayılı Kanun'un 18/1. maddesine göre arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. 6325 sayılı Kanun'un 17/2. maddesinde ise arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığının bir tutanak ile belgelendirileceği ifade edilmiştir.
Tarafların hangi konularda ve hangi ölçüde anlaştıklarının anlaşma belgesinden veya son tutanaktan tespit edilebilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde 6325 sayılı Kanun'un 18/4. maddesinin uygulanabilir olması mümkün değildir. Söz konusu hükümde, kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı hâller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge olduğu belirtilmiştir. Nitekim 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesinin gerekçesinde de arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar, varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında "anlaşılan hususların" net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunduğu belirtilerek anlaşmanın açık ve net olması gerekliliği vurgulanmıştır.
Diğer taraftan, anlaşma metnindeki ifadelerin açık ve anlaşılır olmasına dikkat etmek ve tarafların yükümlülüklerini ayrı ayrı belirtmek ve birden fazla şekilde ifasının mümkün olduğu hâllerde bu konuyu da açıklığa kavuşturmak gerekmektedir (Muhammet Özekes, Çiğdem Yazıcı, Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları, Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, Cilt V, 16. Bası, İstanbul, 2025, s. 4915).
Anlaşma belgesinin geçerliliği bakımından gerçekleşmesi gereken üçüncü ve son koşul ise şekil unsurudur. Arabuluculuk sonucunda varılan anlaşmanın geçerliliği, anlaşma belgesinin düzenlenmesi hâlinde imza dışında herhangi bir şekil kuralına tâbi kılınmamıştır. Bununla birlikte varılan anlaşmanın, arabuluculuk anlaşma belgesi olarak nitelendirilebilmesi için 6325 sayılı Kanun'da belirtilen şekil kuralına uyulması gereklidir. Buna göre arabuluculuk sonucunda ortaya çıkan anlaşma belgesinde arabulucunun ve tarafların imzasının bulunması zorunludur. Arabulucunun, anlaşma belgesini imzalamasının başlıca nedeni, söz konusu metnin, arabuluculuk faaliyeti sonucunda oluşturulduğuna yönelik ispat kolaylığı sağlanmasıdır. Ayrıca bu belgenin usul hukukuna ilişkin sonuçlar doğurabilmesi (icra edilebilirlik şerhi alınabilmesi veya ilam niteliğinde belge statüsü kazanabilmesi) için de arabulucunun imzası önem taşımaktadır (Badur, s. 63).
Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin hukuki niteliğine ilişkin mevzuatta herhangi bir düzenleme yer almamakla birlikte anlaşma belgesi, maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesi olup sözleşme hukukunun genel hükümlerine tabidir (Mustafa Serdar Özbek, Alternatif Anlaşmazlık Çözümü, 5. Baskı, Ankara, 2022, s. 1715; Mine Akkan, “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:20, Sayı:2, 2018, s.16; Asiye Şahin Emir, Büşra Kazmaz Tepe, “İş Uyuşmazlıklarına İlişkin İbra Hükmü İçeren Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Arabuluculuğa Elverişlilik Bakımından Değerlendirilmesi”, Çalışma ve Toplum, 2018/3, s. 1497; Emre Kıyak, "Arabuluculuk Sonucunda Ulaşılan Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği", Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:6, Sayı:21, 2015, s.531; Badur, s.66-67).
Hemen belirtmek gerekir ki, söz konusu belgede taraflar dışındaki bir üçüncü kişinin imzasının bulunması ve hatta bu belgenin mahkemece şerh verilebilir nitelikte olması, belgenin maddi hukuk sözleşmesi olma özelliğini ortadan kaldırmaz (Faruk Barış Mutlay, "İş Hukukunda Zorunlu Arabuluculuk", İş Hukukunda Genç Yaklaşımlar III, İstanbul, 2018, s. 43). Nitekim tarafların ehliyeti, sözleşmenin konusunun emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlâka, kişilik haklarına aykırı olmaması, irade beyanlarının sağlıklı olması gibi diğer tüm sözleşmeler bakımından aranan geçerlilik şartlarının, arabuluculuk sonunda düzenlenen anlaşma belgesi bakımından da aranması, bu durumun bir sonucudur (Melis Taşpolat Tuğsavul, "Arabuluculuk Faaliyeti Sonunda Varılan Anlaşmanın Hukuki Niteliği", Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019/1, 344; Özekes, Yazıcı, s. 4918).
Belirtmek gerekir ki, maddi hukuk sözleşmesi olan arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği için tarafların uyuşmazlığın çözümüne dair karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarının bulunması ve bu anlaşmayı yazılı bir hâle getirme yönündeki karşılıklı istekleri gerekir. Şüphesiz karşılıklı irade beyanlarının uyuşmazlığın tamamını kapsaması zorunlu değildir (Badur, s. 59). Örneğin kıdem ve ihbar tazminatlarının uyuşmazlık konusu olduğu bir durumda, sadece kıdem tazminatının konu edildiği bir anlaşma belgesi düzenlenebilir.
Sözleşme serbestisi çerçevesinde düzenlenen anlaşma belgesinin usul hukukuna ilişkin etkisi ise 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesinde "Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz" hükmü ile düzenlenmiştir. Hükmün gerekçesi ise şöyledir: "6325 sayılı Kanunun 18 inci maddesine eklenen beşinci fıkra ile, arabulucu huzurunda anlaşılması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Anlaşılan hususların bilahare dava edilemeyeceği dikkate alındığında arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar ve varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında “anlaşılan hususların” net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır. Örneğin işçi ve işveren tarafı kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti konusunda anlaştıklarında arabulucunun bu kalemleri ayrıca ve açıkça tutanağa bağlamasında fayda görülmektedir. Anlaşma tutanağının içeriğinden “anlaşılan hususlar” net bir şekilde görülebilmeli ve bilahare dava açma yasağına tabi olan bu hususlar tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça tespit edilebilmelidir”. Görüldüğü üzere söz konusu hükmün gerekçesinde, daha önce de değinildiği şekilde arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşılan hususların açık ve net olması gerekliliğine vurgu yapılarak "dava açma yasağı"nın kapsamının belirlenmesi anlamında açıklama getirilmiştir.1
Kaynaklar
- Yargıtay HGK 2024/499 E., 2025/329 K. ↩