Rücu Tazminatı Miktarı Hak Sahiplerinin Tazmin Sorumlularından İsteyebileceği Miktarı Geçemez.#
DAVA : Taraflar arasındaki "rücuan alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Zonguldak 2. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 23.6.1989 gün ve 269-1141 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 6.3.1990 gün ve 7860 - 2215 sayılı ilamı: (... 506 sayılı Kanunun 26. maddesine dayanan rücu davalarının haleflik ilkesine dayandığı ve bu ilke gereğince rücu tazminatı miktarının hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği miktarı geçemiyeceği tartışmasızdır. Pasif dönemde yaşlılık ve ölüm aylığı alınamıyorsa, örneğin; sigorta olayı nedeniyle, işten erken ayrılma veya ölme yüzünden sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı tamamlanamadığından koşulların oluşmaması sebebiyle o sigorta kollarından sigorta olayına maruz kalan sigortalıya veya haksahibi kişilere yaşlılık ve ölüm aylığı bağlanması olasılığı kalmamışsa, sigorta olayı meydana gelmeseydi, bu aylıkların bağlanmasından dolayı, gelecekte pasif dönemde, bu aylık mahrumiyetinin bir varsayım olarak kazanç kaybı şeklinde düşünülmesi doğrudur. Fakat, sigortalı pasif dönem içinde kazanılmış ve kendisine işkazası ve meslek hastalığı gelirinden başka, koşullarının esasen oluşması nedeniyle zamanında yaşlılık aylığı bağlanmış veya ölümüyle haksahiplerine, işkazası - Meslek hastalığı gelirinden ayrıca, yaşlılık ayylığının ölüm aylığına dönüşmesiyle ölüm aylığı da verilmekte ise, işkazası veya meslek hastalığı nedeniyle pasif dönemde yaşlılık aylığı, yada ölüm aylığından yoksun kalma gibi bir durum söz konusu olmaz ve dolayısiyle bu kalemlerden bir kazanç kaybına uğranıldığı ileri sürülemez. Çünkü sigorta olayı, bu gibi durumlarda sigortalıyı veya haksahiplerini böyle bir kazanç kaybına düçar etmemiştir. Yaşlılık veya ölüm aylığı, tazminattan mahsup edilmiş olmamaktadır. Bu işlem ölüm ve yaşlılık aylığının tazminattan mahsubu işlemi değildir. Nitekim, bu aylıklar 60 yaştan önce de hakedilmiş olsa, o dönem için hesaplanan tazminattan da indirilmemektedir. Yararların zararlardan indirilerek, tazminatın hesabı gibi bir işlem burada yapılmış olmuyor, sadece, gerçek ortada iken, varsayıma gidilemiyeceği ve gerçeğin kabulü kuralı gereğince ve yaşlılık ve ölüm aylığından yoksun kalma gibi bir durum ortaya çıkmadığı, bu aylıklar alınmaya devam ettiği için, bu yönden bir kazanç kaybı sözkonusu olmadığından ötürü, bir kazanç kaybı unsuru olarak hesaba katılmamış oluyor ve mükerrer kazanç kaybı hesabı önlenmiş oluyor.
Bu nedenlerle sigortalının halen yaşlılık aylığı almakta olduğundan iş bu fiili gerçek gözardı edilerek bir kerede pasif dönemdeki kazanç kaybı varsayılarak, tavan hesabına dahil edilmesi suretiyle rücu tazminatının tahsiline karar verilemez...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.1
Tavan Zarar Hesabı Mutlaka Yapılmalı#
Somut durumda, 28.06.2012 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle açılan rücuan tazminat davasının yasal dayanağı 5510 sayılı Yasa'nın 21. maddesi olup, anılan maddede; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde ile tazmin sorumlularının Kurum karşısındaki sorumluluğu bir tavanla sınırlandırılmış olup, bu sorumluluk “...sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı…” bulunmaktadır. Maddenin açık hükmü karşısında; ilk peşin sermaye değerli gelirin, Kurum yararına tazmini mümkün kısmının belirlenebilmesi için gerçek zarar tavan hesabı yapılması zorunluluğu bulunmaktadır. Gerçek zarar hesabı tazminat hukukuna ilişkin genel ilkeler doğrultusunda yapılmalı, sigortalı sürekli iş göremezlik durumuna girmiş ise bedensel zarar hesabı, ölümü halinde destekten yoksun kalma tazminatı (Borçlar Kanununun 45-46, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54-55. maddeleri) hesabı dikkate alınmalıdır.
Gerçek zarar hesaplanmasında ise; zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş görmezlik ve karşılık kusur oranları, destek görenlerin gelirden alacakları pay oranları, eşin evlenme olasılığı, gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerekir. Anlaşılacağı
üzere rücu alacağından sorumluk belirlenirken gelirlerin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerleri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutarın hükme esas alınması gerekir.
Gerçek zarar miktarı; işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluşmaktadır. Sigortalı veya hak sahiplerinin bakiye ömürleri daha önceki yıllarda Fransa’dan alınan 1931 tarihli “PMF” cetvelleri ile saptanmakta ise de; Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmış olup, Sosyal Güvenlik Kurumunun 2012/32 sayılı Genelgesiyle de ilk peşin sermaye değerlerinin hesabında anılan tablolarının uygulanmasına geçilmiştir. Gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu durumda ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH2010 tablosunun bakiye ömrün belirlenmesinde esas alınması gerekecektir.
İşçinin 60 yaşına kadar aktif dönemde günlük net geliri üzerinden, 60 yaşından sonra bakiye ömrü kadar pasif dönemde asgari ücret üzerinden, her yıl için ayrı ayrı hesaplama yapılacağı Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. İşçinin günlük net geliri tespit edilerek bilinen dönemdeki kazancı mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanmakta, bilinmeyen dönemdeki kazancı ise; önceki uygulamalarda yıllık olarak %10 arttırılıp %10 iskontoya tabi tutulmakta idi. Tazminatların peşin olarak hesaplanması, buna karşılık gelirin taksit taksit elde edilmesi, bu nedenle peşin belirlenen tazminatın her taksitte ödenen kısmın bakiyesinden faiz geliri elde edileceğinden sermayeye ekleneceği nazara alınarak, tazminata esas gelire artırım ve iskonto uygulanmaktadır. Peşin sermayeden elde edilecek yarar reel faiz kadardır. Buna göre önceki uygulamalardaki gibi %10 artırım ve iskonto oranı yerine, enflasyon dışlanarak, değişen ekonomik koşullar ve reel faiz oranları nazara alınıp, Sosyal Güvenlik Kurumu ilk peşin sermaye değeri hesaplamalarına paralel olarak %5 oranının uygulanması hakkaniyete uygun olacaktır.
Mahkemece ,yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde gerçek zarar tavan hesabı yaptırılarak, ilk peşin değerle/gerçek zarar daha az ise gerçek zararla karşılaştırılması sonucu düşük olanın kusur karşılığına isabet eden miktarına karar verilmesi gerekirken; tavan zarar hesabı yapılmamış olması isabetsiz bulunmuştur.2
Faiz#
Başlangıç Tarihleri#
Davacının davasının kısmen kabulüne kısmen reddine;
55.153,51 TL bağlanan rücuan tazminatın, davacı kurumun olay tarihinde 506 sayılı Yasanın 10. maddesine göre rücuan tazminat alacağının Borçlar Kanunun 43-44. maddelerine göre kusur oranı üzerinden takdiri indirim yapılarak %84 kusur karşılığı esas alınarak 46.632,62 TL'nin; bağlanan ilk peşin sermaye değeri olan 39.171,40 TL'sinin onay tarihi olan 12.05.2008 tarihinden itibaren, hastane masrafları olan 7.328,20 TL'nin ise sarf tarihi olan 13/12/2006 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine3
Faizin Başlangıç Tarihi#
Tazminat alacağında faizin başlangıcı tazminat alacağını doğuran zararlandırıcı olayın gerçekleştiği tarihtir. Bu da davacının fark maluliyet tespit tarihidir. Faizin bu tarihten itibaren başlatılmasında bir aykırılık yoktur. Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.4
Kaynaklar