İçeriğe geç
Kale Hukuk KALE HUKUK

Acente, Bayi ve Distribütörlerde Alt İşverenlik

İş Hukuku 15 dk okuma

Acente Tanımı ve Muvazaa#

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 102. maddesinin birinci fıkrasında acenta “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimse” olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre acentelik sözleşmesinin konusu da bir iş görme olup, aracı acente ve ticari işletme adına sözleşme yapma yetkisini haiz acente olmak üzere iki tür acente bulunmaktadır. Her iki acentelik türünde de ticari işletme sahibine tabi olmama (bağımsızlık), acentelik ilişkisinin bir sözleşmeye dayanması, acentenin belirli bir yer veya bölge içinde faaliyet icra etmesi, faaliyetinin süreklilik taşıması ve meslek edinilmiş olması unsurlarının bulunması gerekir. Acentelik sözleşmesinde, müvekkil adına yazılı olarak sözleşme yapma yetkisi verilmediği sürece aracı acentelik söz konusu olacaktır.

Geçerli bir acentelik sözleşmesinde acente, faaliyetini tek başına sürdürebileceği gibi işçi çalıştırmak suretiyle de yerine getirebilir. İşçi çalıştırması durumunda acentenin diğer işverenlerden herhangi bir farkı olmaz. Başka bir anlatımla bir işveren olarak acente, çalıştıracağı işçiler ile iş sözleşmesi akdetmek ve içeriğini belirlemek, işçinin üstlenmiş olduğu iş görme borcunu nerede, nasıl ve hangi çerçevede yerine getireceği konularında yönetim hakkına dayalı olarak işçiye talimat vermek, iş sözleşmesini sona erdirmek gibi işverene ait yetkileri kullanma hakkına sahiptir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin altıncı fıkrasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi; “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişki” olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un 2/6 son cümlesi uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumludur.

Somut olayda; davalı .... ile dava dışı ... Kargo şirketleri arasında imzalanan acente sözleşmesinde acentenin; ... Kargo'nun belirleyeceği nitelik ve sayıda personel çalıştırmayı, personelin ... Kargo'nun belirlediği niteliklere uymaması halinde her türlü sorumluluğun kendisine ait olmak üzere derhal işten çıkarmayı ve yerine ... Kargo'nun onaylayacağı yeni personel almayı, personel ücretleri, primleri ve her türlü istihkaklarının ödenmesi hususunda yalnızca kendisinin yükümlü olduğunu, personelin ... Kargo'ya dava açması ve ... Kargo'nun ödeme yapması halinde işbu bedelin tahsili için kendisine rücu edileceğini ve işbu talebe ilişkin bedeli derhal ödeyeceğini veya böyle bir durumda ... Kargo'nun ödenmeyen miktarı gecikme faizi ile birlikte sözleşmenin 38. maddesine göre tahsil yetkisinin olduğunu kabul, beyan ve taahhüt ettiği anlaşılmaktadır. Yanı sıra, acentenin bir personel istihdam edebilmesi için aday personelin ... Kargo insan kaynakları yöneticisi ile görüşme yapmasının şart olduğu, şubelerde çalışan tüm personelin ücret artışı ve sosyal haklarına ilişkin uygulamalarda ... Kargo'nun ana ilkelerinin dikkate alınacağı, acentenin, iş akdini sona erdireceği personelinin iş akdinin feshi işlemlerine başlamadan 10 iş günü öncesinde gerekçesi ile birlikte yazılı olarak ... Kargo'nun ilgili bölge müdürlüklerine bildireceği; yine ... Kargo'nun belirlediği standartlarda, ... Kargo'ya ait ..., mefruşat, bilgisayar programları, iletişim hatları, lisanslı paket programlar vesaireyi kullanarak faaliyet yürütmesinin asıl olduğu, işyeri kira ise kira sözleşmesinin davalı şirket adına düzenleneceği ve kira bedelinin de davalı tarafça ödeneceği belirlenmiştir. Ayrıca acentenin müşterilere verdiği hizmete ilişkin davalının denetim hakkının bulunduğu da sözleşme içeriğinden anlaşılmaktadır.

Acente olduğu belirtilen davalı ....’nin müşterilerini kendisinin belirleyememesi, kendi adına antetli kağıt kullanamaması gibi bağımsız bir tacirde bulunması gereken yetkilere sahip olmaması ve teslim alınan kargoya konu malların alıcılarına ulaştırılması gibi müşterilerle sözleşme yapma veya aracılık etmenin ötesinde bir iş üstlenmemesi dikkate alındığında, somut olayda, 6102 sayılı Kanun'un anılan hükmünde belirtilen acente tanımı kapsamına giren bir ilişki bulunmamaktadır.

4857 sayılı Kanun'da belirtilen “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirme” unsuru mevcut olmadığından geçerli bir asıl işveren-alt işveren ilişkisi de bulunmamaktadır.

Dosya kapsamına göre davalı şirket ile dava dışı ... Kargo arasında imzalanan acente sözleşmesinin muvazaalı olduğu, davacının dava dışı ... Kargo şirketinin elemanı olduğu anlaşılmaktadır. Davalı şirket ile dava dışı ... Kargo arasındaki ilişki muvazaa dayandığından, mahkemece tüm işçilik alacaklarından davalı ....’nin sorumlu tutulması doğru olmamıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre davacının 01.12.2013-01.12.2014 tarihleri arasında davalı .... nezdinde çalıştığı, davacının iş sözleşmesinin 01.12.2014 tarihinde sona erdirildiği, davalı şirketin dava konusu işçilik alacaklarından yalnızca kendi nezdinde gerçekleşen çalışma süresi ile sınırlı olarak sorumlu tutulması gerekmektedir. Karar bu sebeple hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.1

Distribütörün Sözleşme Yaptığı Tarafın Üretici veya Pazarlamacı Olup Olmaması Muvazaa İçin Önemlidir.#

Somut olayda davacı, ...işçisi görünmesine rağmen... satış ve pazarlama işlerini yaptıklarını iddia etmiştir. Davalı ... ve ... ise diğer davalı şirketin bayilik (distribütörlük) sözleşmesi kapsamında kendi nam ve hesabına faaliyet gösterdiğini davacının da bu şirket işçisi olduğunu ileri sürmüştür. Davalılar arasındaki bayilik (distribütörlük) sözleşmesi içeriğinden davalı ... Şirketinin münhasıran efese ait bira veya malt ürünlerinin depolama, satış ve pazarlama işi üstlenip üstlenmediği diğer bir anlatımla bu ürünleri dışında başka firmaya ait çeşitli ürünlerinde satış ve pazarlama işini yapıp yapamayacağı anlaşılamamaktadır. Anılan sözleşmenin 6. maddesi ile işi yüklenen şirkete, yazılı izin almadan herhangi bir bira veya malt ürünü için bayilik/distibütörlük sözleşme yapma yasağı getirilmiştir. Mahkemece davalı ... Şirketinin efes ürünleri dışında başkaca gerçek ve tüzel kişilere ait ürünlerin (çeşit ayrımı olmaksızın) dağıtım, satış ve pazarlama işlerini yapıp yapmadığı araştırılarak, bunun sonucunda münhasıran bayilik (distribütörlük) sözleşmesi kapsamındaki ürünleri depolama, satış ve pazarlanmasın yapıldığını saptanması durumunda davalılar arasında 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinin altıncı fıkrasında açıklanan asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kurulmuş olduğunun kabul edilmesi gerekir. Açıklanan bu durum “üretimin yapıldığı işyeri” ile salt bu ürünün pazarlaması ve satışı için yapılan sözleşmelere ilişkindir.

Bayilik (distribütörlük) sözleşmesinde ürünlerin depolama, dağıtım, satış ve pazarlama işinin yapılacağı yer, kullanılması gereken araç ve yöntemler tüm ayrıntısı açıklanarak işi üstlenen şirketin bu kurallara sıkı sıkıya uyması gerektiği belirtilmiştir. Olayda... şirketinin sözleşme konusu üretimi yapan işyerinden mi yoksa bu işyerine ait ürünleri pazarlamak için kurulmuş başka tüzel kişiden mi devraldığının tesbiti önemlidir. Bu kapsamda tartışılması gereken konu davalı ... ve Dağıtım şirketinin üretim işi yapıp yapmadığı, salt pazarlama ve dağıtım işi yapıyorsa bu asıl işini devredip etmediğidir. Davalı şirketlerin faaliyet alanlarını gösteren kuruluş sözleşmeleri ve varsa bunlarda değişiklik yapan ticaret sicil kayıtları getritilerek, bayilik (distribütörlük) sözleşmesi ile faaliyet alanlarına ilişkin dosyadaki bilgiler incelenip davalı ... ve Dağıtım ile Dağlaroğlu Pazarlama Şirketi arasındaki ilişinin yukarıda açıklanan kanun ve ilkeler uyarınca muvazaalı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.2

Distribütörün bağımsız işveren mi yoksa alt işveren mi olduğu#

Dosyaya sunulan davalılar arasında imzalanan bayilik/distribütörlük sözleşmesi kapsamında, işi üstlenen şirketin ... Şirketinden mamulü satın alacağı, bira ve malttan mamül ürünleri her tip, marka ve türünü sözleşme hükmü ve esaslarına tamamen uymak kayıt ve şartı ile kendi nam ve hesabına depolayacağı, pazarlayacağı, dağıtım ve satışını yapacağı, satışlardan doğan alacakların tamamını bizzat kendi adına ve hesabına tahsil etmekle yükümlü olduğu ve depolama, dağıtım ve pazarlamanın işi üstlenen şirketin kendi araç ve gereçleri ile yapılacağı belirtilmiştir.

Bayilik sözleşmesinin 6. maddesinde işi üstlenen şirketin önceden yazılı onay olmadıkça, herhangi bir bira ve/veya malt ürünlerinin üreticisi ve pazarlayıcısı olan gerçek veya tüzel kişilerin bayiliğini alamayacağı, söz konusu mamulleri depolayamayacağı, dağıtamayacağı, satamayacağı, reklam ve tanıtımını yapamayacağı düzenlenmiş ise de; bu düzenleme ''rekabet etmeme yükümlülüğü’ne yönelik olup tek başına davalılar arasındaki ilişkinin asıl-alt işveren ilişkisi olduğunu kabulde yeterli değildir.

Davalı ... Şirketinin, davalı ... Şirketinden iş alıp almadığı, aralarında depolama, dağıtım, satım yapılacak mamüllerin davalı ... Şirketi tarafından satın alınmasına yönelik ayrıca yapılmış bir sözleşmenin mevcut bulunup bulunmadığı, davalı ... Şirketinin ürünlerini ilk aşamada davalı ... Şirketine satıp satmadığı ve davalı ... Şirketinin bu şekilde satın aldığı ürünleri, kendi adına ve hesabına satarak işin rizikosunu kendisinin üstlenip üstlenmediği, davalı ... Şirketi tarafından davalı ... şirketine bir hizmet bedeli ödenip ödenmediği açıklığa kavuşturulmalı, bu şekilde davalı ... Şirketinin kendi işini yapıp yapmadığı bir başka deyişle bağımsız bir işveren olup olmadığı belirlenmelidir.

Öte yandan, ... Şirketi işçilerinin sadece ... Şirketinden alınan iş kapsamında mı çalıştıkları yoksa başka işverenlere ait birden çok işyerinde çalıştırılıp çalıştırılmadıkları da asıl alt işveren ilişkisinin bulunup bulunmadığı konusunda önem arz etmektedir. Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için, işçinin münhasıran ... Şirketine ait işte çalıştırılıyor olması gerekmektedir. Ne var ki; davalılar arasındaki bayilik (distribütörlük) sözleşmesi içeriğinden davalı ... Şirketinin münhasıran ...'e ait bira veya malt ürünlerinin depolama, satış ve pazarlama işini üstlenip üstlenmediği diğer bir anlatımla bu ürünler dışında başka firmalara ait çeşitli ürünlerin de satış ve pazarlama işini yapıp yapmadığı anlaşılamamaktadır. Mahkemece davalı ... Şirketinin, ... Şirketi ürünleri dışında başkaca gerçek ve tüzel kişilere ait ürünlerin (çeşit ayrımı olmaksızın) dağıtım, satış ve pazarlama işlerini yapıp yapmadığı, davacının sadece davalı ... Şirketine ait ürünlerin mi satım ve dağıtım işini yaptığı yoksa başka firmaların satım ve dağıtım işlerinin de davacı tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği de tespit edilmelidir.

Mahkemece belirtilen yönler araştırılarak davalılar arasında usulüne uygun bir bayilik sözleşmesi mi yapıldığı yoksa asıl işveren-alt işveren ilişkisi mi kurulduğu tespit edilmeli, sonucuna göre davalı ...'nin hüküm altına alınan işçilik alacaklarından sorumlu olup olmadığı konusunda karar verilmelidir.3

Distribütör, Bayi ve Acentelerde Bağımsız İşveren – Alt İşveren Ayrımı#

Somut uyuşmazlıkta davacı davalılardan F1 Gıda A.Ş. bünyesinde çalıştığını, ancak diğer davalı F2 Bisküvi San. A.Ş.'ye ait ürünlerin satış ve pazarlama işini yaptığını, taraflar arasında bayilik ilişkisi bulunduğunu, bu sebeple işçilik alacaklarından her iki davalının birlikte sorumlu olduğunu ileri sürmüş, davalı F2 Bisküvi Sanayi A.Ş. ise taraflar arasında birlikte sorumluluğu gerektiren herhangi bir ilişki bulunmadığını savunarak davanın husumet yönünden reddini talep etmiştir. Mahkemece, dinlenen tüm tanık beyanlarından davalı F1 Gıda A.Ş.'nin davalı F2 Bisküvi San. A.Ş.'nin bölge bayii olduğu ve davalı F2 A.Ş'nin diğer davalı şirket üzerinde denetleme yetkisine sahip olduğu, iki davalı şirket aynı yerde fiziki olarak faaliyet göstermeseler de 4857 sayılı Yasa'nın 2. maddesine göre sevk ve idare anlamında aynı işyeri olduğu ve davacının dava konusu edilen dönemler itibari ile doğan alacaklarından davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları kanaatine varılmıştır. Ne var ki, gerekçeli kararda da belirtildiği gibi, dosya kapsamında davalılar arasındaki ilişkiyi ortaya koyacak herhangi bir bilgi veya belge bulunmamaktadır. Dava dışı X1 Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından düzenlenen yazı F2 A.Ş. ile ilgili olmayıp, anılan yazıda davalı F1 Gıda San. Tic A.Ş.’nin, X1 Gıda San. ve Tic. A.Ş.’nin Şanlıurfa, Adıyaman ili ve ilçeleri bölgesinde distribütörlüğünü yaptığını, bu distribütörlük görevinde “ülker golf” markalı ürünleri deposunda stokunu tutmaya, dağıtımını, satışını yapmaya ve araçlarında logosunu kullanmaya yetkili olduğu ifade edilmektedir. Bu yazıya göre davalılar ile dava dışı X1 Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. arasındaki bağın açıklığa kavuşturulmaması hatalıdır. Davacı taraf, davalılar arasında bayilik ilişkisi bulunduğunu ileri sürmüş ise de, davalı F1 Gıda A.Ş. ile diğer davalı arasında bayilik veya distibütörlük ilişkisi olup olmadığı yönünden de herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Mahkemece davalı şirket ile diğer davalı şirket arasında doğrudan mal satışına yönelik bir ilişki mi, yoksa ürünlerin belli bir süreye bağlı olarak pazarlanması veya dağıtımını içeren bir ilişki mi bulunduğu, davalı F1 Gıda A.Ş.’nin dava dışı 3. şirketlerin ürünlerini ya da bizzat kendi üretimi olan ürünleri yine kendi inisiyatifi ile pazarlayıp pazarlamadığı, bu kapsamda davacının münhasıran davalı F2 A.Ş.’ye ait ürünlerin satışı işinde çalışıp çalışmadığı, F2 A.Ş.’nin işçi alımı, denetimi ve ücretinin ödenmesi hususlarında herhangi bir talimatı, yetkisinin ve sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, işin yürütümünden kaynaklı rizikonun kime ait olduğu gibi yönlerden yeterli araştırma ve inceleme yapılmadan davalılar arasında 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesi anlamında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunduğunun kabulü isabetli değildir. Bu itibarla, her iki davalı arasındaki ilişkinin hukuki niteliğinin belirlenmesi için davalılara ait tüm ticari kayıtlar da dahil olmak üzere tüm şirket kayıtları, mal satışına ilişkin sözleşme ve belgeler celbedilmeli, dosya kapsamındaki tüm deliller yeniden birlikte ele alınmak suretiyle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği belirlenmeli, bu değerlendirmenin sonucuna göre de davalı F2 Bisküvi Sanayi A.Ş.’ye husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği noktasında bir karar verilmelidir. Eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.4

Acentecilik işi bittikten sonra asıl işverenin işi devralması muvazaa oluşturur.#

Somut uyuşmazlıkta, mahkemece davalı ... ile bila tarihli imzalanmış acentelik sözleşmesine ile diğer davalı şirket ... arasında Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre acentelik ilişkisi kurulduğu, davalı şirketin yaygın olarak bünyesindeki çalışmalarla acentelik adında bu tip sözleşmeler yaptığı, acentenin kısa bir süre sonra işi bıraktığı ancak davalı kargo şirketinin aynı adreste faaliyet göstermeye devam ettiği, davalılar arasındaki acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu kabul edilerek, davalı acente ... yönünden açılan davanın husumet sebebiyle reddine karar verilmiş ise de; karar hatalıdır.5

Acente Muvazaa#

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi

Esas No: 2011/6292

Karar No: 2011/1212

Tarihi: 27.09.2011

Karar Özeti:

Dosya içeriğine ve özellikle davalı tanıklarının beyan- larına göre davalı şirket ile dava dışı M. O. arasında ya pılan acentelik sözleşmesinin TTK Md. 116'ya uygun bulunmadığı, davalı şirketin daha önce çalışan olan kişi ile acentelik sözleşmesi yaptığı ve acente olarak gösterilen M.O.'nun personelini tayin etme ve işten çıkarma yetkisi bulunmadığı, yönetim hakkının davalı şirkette olduğu, acente olarak gösterilen kişinin bağımsız bir tacir sıfatıyla hareket etmediği anlaşılmaktadır. Buna göre davacı işçi başlangıçtan itibaren davalı şirketin işçisi olduğundan davanın taraf sıfatı yokluğu nedeni ile reddi doğru bulunmamıştır.

İlgili Mevzuat:

4857 Sayılı İş K. Md. 18-21, 25; TTK Md. 116 vd.

Yargıtay Kararı

Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, davayı husumetten reddetmiştir.

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hâkimi K. Keleş tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, boşta geçen süre ücret ve diğer haklar ile

işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminatın belir-

lenmesini istemiştir.

Davalı şirket, Haramidere irtibat bürosunun acentelik sözleşmesi ile dava dışı M.O'ya devredildiğini, davacının iş sözleş-

mesinin 8.3.2010 tarihinden itibaren tüm hak ve borçları ile anı-

lan acenteye geçtiğini bu nedenle davanın taraf sıfatı yokluğundan

dolayı reddedilmesi gerektiğini, esas yönünden ise iş sözleş-

mesinin acente tarafından haklı nedenle feshedildiğini belirte-

rek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, sigorta kaydına göre davacının dava dışı

M.O'nun işçisi olduğu, davacı ile davalı arasında iş ilişkisi bu-

lunmadığı gerekçesi ile davanın husumet yönünden reddine ka-

rar verilmiştir.

TTK M. 116/1'e göre acente; "ticari mümessil, ticari vekil, sa-

tış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mu-

kaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir

surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etme-

yi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse-

ye" denir. Buna göre acente, sözleşmelerde aracılık etmek ve

sözleşmeleri işletme adına yapmak üzere iki faaliyette bulun-

maktadır. Aynı Kanun’un 116. Maddesi’nin ikinci fıkrasında ara-

cı acente hakkında tellallık, işletme adına sözleşme yapma yet-

kisine haiz acente hakkında komisyon hükümlerinin, bunlarda

da hüküm bulunmaması halinde vekâlet hükümlerinin ta-

mamlayıcı hüküm olarak kullanılması gerektiği belirtilmiştir.

Acentenin tanımından da anlaşılacağı üzere en önemli un-

suru ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya hizmetli

gibi tacire bağımlı olmamasıdır. Acente kendi faaliyet düzeni-

ni, çalışma saatlerini ve zamanını serbestçe tayin edebiliyorsa

bağımsız sayılır. Acente, bağımsızlık ilkesi gereği, kural olarak

işletmenin masraflarını ve rizikosunu bizzat taşımalı, kendi per-

sonelini kendisi tayin etmeli, kendi firmasına ilişkin antetli ka-

ğıtları kullanmalı, kendi ticari defterlerini tutmalı, müşterileri-

ni kendisi seçmeli, kısaca kendi ticari işletmesini bağımsız bir

tacir sıfatıyla işletmelidir. Bu nedenle müvekkili; acenteye

faaliyet ve çalışma düzenine ilişkin olarak idari nitelikli emir ve

talimat veremez.

Somut olayda davacı işçi, davalı şirkete ait işyerinde

15.12.2007 tarihinden itibaren müşteri hizmetleri sorumlusu ola-

rak çalışmakta iken, davalı şirket ile dava dışı K.K. ara-

sında yapılan 27.2.2010 tarihli acentelik sözleşmesi gereğince

8.3.2010 tarihinden itibaren M.O. işçisi olarak gösterilmiş ve iş

sözleşmesinin feshedildiği 29.6.2010 tarihine kadar aynı işye-

rinde çalışmasını sürdürmüştür. İş sözleşmesi, uyarılara rağ-

men yapmakla ödevli bulunduğu görevleri hatırlatıldığı halde yap-

mamakta ısrar ettiği gerekçesi ile feshedilmiştir. Fesih bildiri-

mi her ne kadar M.O. Haramidere Acente Müdürü sıfatı ile im-

zalanmış ise de, davalı tanığı M.M., K.K.'nin ku-

ruluşundan beri MNG Kargo’da çalıştığını, önceleri müşteri hiz-

metleri servisinde, sonra müdür yardımcısı olarak görev yap-

tığını, Haramidere şubesinin açılmasından sonra müdür olarak

atandığını açıklamıştır. M.O. da davacının MNG Kargo’nun Ha-

ramidere şubesinde çalıştığını, işten çıkmak istediğini, bunu in-

san kaynaklarına bildirdiklerini, fesih bildiriminden haberi ve bil-

gisinin bulunmadığını, kimin hazırladığını bilmediğini, işyerine

geldiğinde hazırlanmış bir fesih bildiriminin imzasına açıldığı-

nı gördüğünü belirtmiştir. Davacı tarafından dosyaya sunulan

davalı şirkete ait Mayıs ve Haziran 2010 aylarına ait ücret pu-

antaj çizelgesi fotokopilerinde M.O. şube müdürü olarak gös-

terilmiştir. Davacıdan 6.9.2009 tarihinde bir olayla ilgili istenen

savunmaya ilişkin yazı ile 16.10.2009 tarihinde verilen ihtar ce-

zası davalı şirketin bölge müdürü tarafından imzalanmıştır.

Dosya içeriğine ve özellikle davalı tanıklarının beyanlarına göre

davalı şirket ile dava dışı M.O. arasında yapılan acentelik söz-

leşmesinin TTK Md. 116'ya uygun bulunmadığı, davalı şirketin daha

önce çalışan olan kişi ile acentelik sözleşmesi yaptığı ve acente

olarak gösterilen M.O.'nun personelini tayin etme ve işten çıkarma

yetkisi bulunmadığı, yönetim hakkının davalı şirkette olduğu, acen-

te olarak gösterilen kişinin bağımsız bir tacir sıfatıyla hareket et-

mediği anlaşılmaktadır. Buna göre davacı işçi başlangıçtan itibaren

davalı şirketin işçisi olduğundan davanın taraf sıfatı yokluğu ne-

deni ile reddi doğru bulunmamıştır.

Öte yandan, iş sözleşmesinin haklı veya geçerli bir neden-

le feshedildiği davalı şirketçe kanıtlanmadığından feshin geçerli

nedene dayanmadığı kabul edilmelidir.

Belirtilen nedenlerle, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 20. Mad-

desi’nin 3. Fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle orta-

dan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda belirtilen nedenlerle;

1) Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının

BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

2) İşverence yapılan FESHİN GEÇERSİZLİĞİNE VE DAVACI-

NIN İŞE İADESİNE,

3) Davacının yasal sürede işe başvurmasına rağmen, işve-

renin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gere-

ken tazminat miktarının fesih nedeni ve kıdemi dikkate alına-

rak 5 aylık ücreti olarak belirlenmesine,

4) Davacının işe iade için işverene süresi içinde başvurma-

sı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine ka-

dar doğmuş bulunan en çok dört aylık ücret ve diğer hakları-

nın davacıya ödenmesi gerektiğinin belirlenmesine, davacının

işe başlatılması halinde varsa ödenen ihbar ve kıdem tazminatının

bu alacaktan mahsubuna,

5) Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadı-

ğına,

6) Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürür-

lükte olan tarifeye göre 1.100 TL vekâlet ücretinin davalıdan alı-

nıp davacıya verilmesine,

7)Davacı tarafından yapılan (102.00) TL yargılama giderinin

davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargıla-

ma giderinin üzerinde bırakılmasına,

8) Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesi-

ne, kesin olarak, oybirliğiyle 27.09.2011 tarihinde karar verildi.

Kaynaklar

  1. 22. Hukuk Dairesi 2017/25572 E., 2019/23600 K. ↩
  2. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi., E. 2014/26641 K. 2015/3272 ↩
  3. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi., E. 2017/34520 K. 2017/15641 ↩
  4. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi., E. 2017/20141 K. 2019/3676 ↩
  5. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2015/1493 K. 2016/11196 ↩
Yasal uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olayınıza doğrudan uygulanamaz ve avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Dosyanıza özel değerlendirme için bize ulaşın.
İş Hukuku

Bu konudaki diğer yazılar

İş Sözleşmesi: Tanımı ve Sona Erme Halleri

İş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun'daki tanımı, fesih dışında sona erme halleri, fesih türleri ve süreli fesih üzerine Yargıtay kararları ışığında açıklamalar.

İş Hukuku5 dk okuma

İş Hukukunda Rekabet Yasağı Sözleşmesi

Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerlilik şartları, yer ve sektör sınırlaması, haklı fesih hâlinde sona ermesi ve ihlalin ispatına ilişkin Yargıtay kararları.

İş Hukuku5 dk okuma
WhatsApp