Çalışanın Kendi Malzemesi İle Çalışması Durumu

34. Yukarıda açıklanan bu maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tanıkları davacının şoför olarak davalı işveren yanında çalıştığını belirtmiş, davalı tanıkları genel olarak kendi çalışma şekilleri hakkında beyanda bulunmuşlardır.

35. Öte yandan dosya içerisinde davalı işverence Sosyal Güvenlik Kurumu’na verilmiş davacının kendi nezdinde çalıştığını belirtir şirket kaşesi ihtiva eden işe giriş bildirgesi, işe giriş tarihinden işten çıkış tarihine ilişkin olan dönemi kapsayan ücret bordroları ve işçilik alacakları yönünden davalının ibra edildiğine ilişkin ibraname sunulmuştur.

36. Bununla birlikte işveren tarafından dosyaya adi ortaklık sözleşmesi sunulmuşsa da, ne davacının işyerinde ortak sıfatı ile bağımsız çalıştığı ne tarafların ortak amaç için emek ve sermayelerini bir araya getirdiklerine ne de davacıya bir pay verildiği somut olarak ortaya konmamıştır.

37. Çalışanın işyerinde kâr ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip bulunup bulunmaması bağımlılık unsuru açısından önemli olup davacının adi ortaklıkta kar ve zarar ile ortaklık adına verilen kararlara katıldığına ilişkin somut bir delil sunulmamıştır. Aksine dinlenen tanıklar davacının bağımlı çalıştığını ispatlar nitelikte beyanlarda bulunmuşlardır.

38. Bu durumda davacının davalı işveren emrinde hukuki ve kişisel olarak bağımlı bir şekilde iş sözleşmesine dayalı bir şekilde çalıştığını kabul etmek gerektiği sonucuna varılmıştır. Hâl böyle olunca, mahkemece taraflar arasında iş sözleşmesine dayanan ilişki olduğu kabul edilmek suretiyle işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken taraflar arasında İş Kanununun uygulanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

39. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, taraflar arasında imzası inkâr edilmeyen sözleşme ile tarafların emek ve sermayelerini karşılıklı ortaya koyduklarının anlaşılması karşısında adi ortaklık ilişkisinin sabit olduğu bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

40. Bu nedenle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.[1]


[1] Hukuk Genel Kurulu 2020/7 E., 2020/848 K.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir